Bizim Yahudilere selam olsun!

Dünkü Bakanlar Kurulu toplantısından sonra, Hükûmet Sözcüsü ve Başbakan Yardımcısı Cemil Çiçek görüşmelerine, çalışmalarına dair gazetecilere bilgiler verdi.

Dünkü Bakanlar Kurulu toplantısından sonra, Hükûmet Sözcüsü ve Başbakan Yardımcısı Cemil Çiçek görüşmelerine, çalışmalarına dair gazetecilere bilgiler verdi.
Cemil Bey yeni nesilden olduğu halde, benim gibi eski ve kekremsi gazetecilere bile tanıdık gelen bir siyasetçidir. Erdoğan hükûmetinin sözcüsü olarak başlangıçta Abdüllatif Şener’in adı geçmiş ve ben telaşlanmıştım. Aman ha!.. diye. Yazdım da o zaman. Şener kötü siyasetçidir diye değil, ağzının terazisini pek güvenilir bulmadığım içindi...
Dün televizyonda uzun uzun konuştu, sualleri de cevaplandırdı Cemli Bey. Ben daha çok, Bizim Yahudiler’den söz ettiğini işitince kulak kabarttım. O saatlerde hem yazar-hem dinler’iz malum biz köşekadıları. Vakit akşama doğruydu.
Kendi Yahudilerimiz hakkında bana sorulsa diyeceklerimi, ana hatlarıyla, vaktin müsaadesi nispetinde o söyledi. Şu günlerde benim gibi düşünen çok sayıda insanın söylemek değil haykırmak istediklerini, kısaca ve sükûnetle ifade etti.
Çocukluğumdan beri, aynı toprağın üzerinde, yan yana, omuz omuza yaşadığımız insanlar, kardeşler, vatandaşlar, dostlar hakkında dini, ırkı, dili, rengi, parası pulu, cinsiyeti ve benzeri farklılıklar sebebiyle farklı duygular ve düşünceler ifade eden herkesle kavga edegeldim. İnsan evladı sıfatımıza yakışmaz düşünce ve davranışların en başında bu ayıbı bildim, söyledim.
Cemil Bey benim de sahiplendiğim gerçeği benim anlayacağım dilde ifade ettiği içindir ki içimi ferahlattı. Stadyum tribünlerinden yükselen de insanlarımızın sesidir. Her zaman hoşnut olduğumuz sedalar değil. Ama benzeri bir ifade, ülke sorumluluğu almış siyasetçilerin ağzında çok daha yakışıksız geliyor insana. Üstüne alınması gerekene de diyeceğim budur:
– Efendi ayıp ettin!
Devlet adamına yaraşır üslubuyla Cemil Çiçek, bencileyin duyup düşünenleri bir ölçüde rahatlattı. Rahmetli can arkadaşım Nurullah Gezgin (ki uzun yıllar İSO başkanıydı):
– Bu Jak Kamhi var ya, derdi bana; Türkiye’ye Türklerden çok sahip çıkan bir Yahudi’dir. Bunu bilesin!
Bilirim. Sıra ad vererek şükran ifade etmeye gelince saymaya ondan başladı Cemil Bey de. Sağ olsun! Bir özür borcunun ifadesiydi. İshak Alaton dedi, Üzeyir Garih dedi, Bensiyon Pinto dedi... Tek tek sayarak tamamlamaya ne vakit yeter, ne de nefes! Hoş görsünler!
Ve hepsine sevgiler.

Ansiklopediciliğe veda
Yalnız Radikal’in dikkatini çekmiş bir haber: «Britannica bükemediği bileği öpüyor» başlığı altında verilmiş.
İngilizce Britannica dünyanın -benim bildiğim- en büyük ansiklopedisidir. Bendeki takım 1974 baskısı: Ve 1 100 küsur sayfalık 19 cilt Macropædia (daha az sayıda, ama çok daha uzun tutulmuş maddelerden oluşur), bir cilt Propædia + 10 cilt de Micropædia (Kısa tutulmuş daha çok madde; günlük ihtiyaçlar için daha kullanışlı) ve tamamı 30 cilttir. Bir örnekle söyleyeyim: mesela Beethoven maddesi Micropædia’da 1/3 sayfa, Macropædia’daysa 6,5 sayfadır. Tek ciltlik Propædia ise bu bilgi abidesinin bir tür yol haritası; neyi, nerede, nasıl bulacağı konusunda okura yol gösterir. Haberde de zikredildiği gibi 500 000 küsur maddelik, 40 milyon kelimelik bir eser. Merkezde 100, kadro dışında 4 000 uzmandan oluşan bir yayımcı kadrosu.
– Britannica’nın kendi alanında bileğini bükemeyip de elini öpme durumunda kaldığı kimmiş, diye sorabilirsiniz.
Haberde o da vardı:
Wikipædia adlı internet ansiklopedisi. Bir haber, ki sanki doğrudan bana sesleniyor:
– Sizin neslin modası geçeli çok oldu Hakkı Efendi! Öyle yerli yersiz öne çıkıp da kendini rezil etme!
«Haddini bil ki helak olmayasın!» demektir bu. Lütfen söyler misiniz onlara, merak etmesinler! Çevremde ansiklopedi lafı eden kimse kalmadı zaten. Bende de ne o işin gerektirdiği güç var artık, ne de heves.
Amerika’dan gelen bu haberin beni hüzünlendirdiğini saklayacak da değilim. On üç yıl boyunca (1966-1979) ben de farklı bir yayımcılık alanı olan ansiklopedicilik dünyasında yaşadım. 1990’dan sonra bir kaç yıl da Milliyet’in ve Radikal’in filikası durumunda ansiklopedi türü eserler hazırladık.
Ve bitti. Neler neler bitmiyor ki? Siz onu bana sorun!
*
Bu noktada aklınıza şu gelir:
– Peki sen bu Wikipædia ile ilgilenmiyor musun?
İlgilenmemek ne mümkün! Biz yayım tamamlandıktan sonra, Meydan Larousse’u bir ölçüde güncel tutabilmek için, 12 cilde ilave her beş yılda bir «düzeltme ve ekleme» cildi yayımlıyorduk.
Ben de faydalanıyorum elbette. Ama Wikipædia’ya doğrudan girerek değil, Melek’ten aracılık rica ederek.
Bu, basılı ansiklopedilere ve ansiklopedicilere bir vefa ifadesi ve veda seslenmesidir. O kadar!

Dil Yâresi
Türkçe dostlarından (Murat Biricik)

  •  Soyadları konusunda, bir diyeceğim var. Diyarbakır-Dicle İlçesi ve köylerinde nerdeyse bütün ailelerin soyadları A-Ç bilemediniz D harfiyle başlar. Alfabenin ilk harflerinden seçildiği pek bellidir.
  •  Dil Yâresi’ne bir not. Fail-i meçhul (Mesela 25 ocak’ta Cengiz Çandar’ın yazısında da imla böyleydi) bir çeşit galat-ı meşhur mu oldu, dersiniz? Faili meçhul diye yazmak gerekmez mi?

– Haklısınız, faili meçhul Türkçe bir ifade, malûmu ilan gibi mesela; Arap gramerine ihtiyacı yok. Hukukta fail-i müstakil (suçu kendi başına işlemiş), fail-i müşterek (suç ortağı) gibi terimler vardır. Yanılgının sebebi bunlar olabilir.