Bu, bilimlere karşı bir tavır

Charles Darwin bilimler tarihinin önemli basamaklarından biri. Tabiattaki bitkilerin, canlıların değişmezliğinden şüphe ederek yaptığı araştırmalar sonunda, insan soyuna tabiat bilimleri ufkunu açmış, aydınlatmış bilim adamı.

Charles Darwin bilimler tarihinin önemli basamaklarından biri. Tabiattaki bitkilerin, canlıların değişmezliğinden şüphe ederek yaptığı araştırmalar sonunda, insan soyuna tabiat bilimleri ufkunu açmış, aydınlatmış bilim adamı. Evrim öğretisinin yaratıcısı.
Bilimsel gücüne rağmen Darwin’cilik 150 yıldan beri, bütün canlılar ve evren gibi insanın da bizzat tanrı tarafından yaratıldığına inananların reddettiği bir öğretidir. Evrim öğretisini gözden düşürme fuzulî gayretinden vazgeçmeyenlere hâlâ, bizim toplumumuzda da rastlanır. Bildiğim en «müsellah» örnek Adnan Oktar adlı kişidir. Büyük atlaslar boyutunda rengarenk üç ciltten oluşan Yaratılış Atlası adlı yayını, karşımdaki kitap raflarından birinin taa tepesinden bana bakıyor. Müritleri de olan (Bir ara Adnan Hocacılar sıfatı, polis bültenlerinde sık sık boy gösterirdi ve bu zattan «Adnan Hoca» diye söz edildiğini işitmek beni çok rahatsız ederdi. Sebebini tahmin edemezsiniz. Ben öğrenciyken Fransız Filolojisi’nde asistan olan, erken yaşında aramızdan ayrılmış, değerli ve sevgili dost Adnan Benk’ten de benim çevremde -bu şeyh özentili adamın ortaya çıkmadığı günlerde- Adnan Hoca diye söz edilirdi. Adnan hayattayken hiç dilimin varmadığı bu benzerlik oldum olası beni rahatsız etmiştir. Onu geçelim!)
Bilimsel bir gerçeğin karşısında dinsel duyarlıkları kaşıyarak cephe alma günümüze mahsus bir işgüzarlık değil.
Evrim öğretisi eski ve orta çağlarda hiç akıl edilmemişti denemez. Yunan filozofları ile Rönesans hümanistlerinin de benimsediği bir düşünceydi. Ama belgeleyemedikleri bu gerçeği çağdaşlarına benimsetmeleri de güçtü.
Buffon mesela peşin hükümlerden korkmuş ve susmuştu. Dinler oldum olası Darwincilik’ten uzak durmayı, şartlar elverdikçe evrim öğretisine karşı çıkmayı tercih edegelmiştir. Onlardan bütün bilimsel gerçekleri kabul edip benimsemeleri de beklenmemiştir zaten.
*
Dün gazetelerde boy boy haberleri görmüşsünüzdür. Özetlersek, TÜBİTAK’ın çok beğenilen Bilim ve Teknik dergisinin mart sayısı bu defa bir hafta geç dağıtıldı. UNESCO ve Uluslararası Biyoloji Bilimleri Birliği’nin birlikte ilan ettiği Darwin Yılı’ndan derginin bu sayısında hiç söz edilmeyişi üzerinde duranlar oldu.
Soruşturunca anlaşıldı ki Ömer Cebeci adlı biri, derginin yayın yönetmeni Çiğdem Atakuman’ı zorlamış ve bu sayıda yer alan 15 sayfalık Darwin Dosya’sının dergi dışı bırakılmasını sağlamıştır.
Şeyh özentisinin Evrim Öğretisi’ni reddeden kitabı Türkiye’de yıllardır dağıtılıyor. Yabancı dillere de çevrildiğini bilenlerin, bu değirmenin suyu nereden geliyor dediği de yok.
Buna karşılık demek Türkiye’de Darwin’den ve Evrim Öğretisi’nden söz edilmesini, alenen ve resmen yasaklamaya cüret edemeseler de, fiilen imkânsız hale getirmeye çalışanlan var.
İnsanlık tarihinde hür düşüncenin ve bilimlerin gelişme hızına ayak uyduramayanların başına gelenler açısından çok tecrübeli bir toplumun mensuplarıyız. Yirmi Birinci Yüzyıl Türkiyesi’nde, aramızda, Bilimler Yüksek Kurulu’nca yayımlanan bir dergide Darwin’den ve Evrim Öğretisi’nden söz edilmesini zararlı ve tehlikeli bulan birileri varsa eğer, bu, üzerinde olağanüstü titizlikle durulması gereken bir hadisedir.
Bu vesileyle hatırlatıldığına göre TÜBİTAK yönetimi, 2008’de, 14 üyesinden 10’u başbakan tarafından belirlenecek bir biliminsanları heyetine emanet edilmiştir. Başkan sonunda, başbakanın teklif ettiği iki adaydan birinin cumhurbaşkanı tarafından seçilmesi suretiyle tayin edilir oldu. (Bu tertibin Ahmet Sezer zamanında Çankaya’dan geri döndüğünü ben hatırlıyorum. 2008 ağustosunda A. Gül yeni kanunu onaylamıştı.)
Bakın dünkü gazetelere! İktidardan yana olanların bu çok anlamlı ve tehlikeli uygulamayı görmezden gelmeyi tercih ettiklerini göreceksiniz.
AKP zihniyetinin, iktidara gelişinden bu yana attığı aşırı cüretli ve ciddî endişe konusu bir adımdan söz ediyoruz. Ne diyeceklerine kulak verin bakalım! Yakın geleceğimizi de tehdit edecek bir uygulamanın işaretidir.

Ben Yusuf’u niye hiç bilmedim?
Ajda Pekkan genç şarkıcı Aynur’u almış yanına, Kürt Kızı («Keje Kurdı») adlı Kürtçe şarkıyı birlikte söylüyorlardı. Amaçları, Aile İçi Şiddet Acil Yardım Hattı’na duyulan ilgiyi daha da artırmak. Beni de duygulandıran bir manzaraydı.
TRT 6’da bir gece önce Kürtçe Mevlit okundu. Diyarbakır’da.
Gecikmiş yenilikler bunlar.
Ama beride Ozan Emekçi (Ali Haydar Bender) Almanya’dan sesleniyor (12 Eylül’de Almanya’ya kaçmış sosyalist türkücü):
– Üç yıldır Türkiye’ye dönmeye çalışıyorum. Atatürk Havalimanı’ndan geri çevrildim. İki 15 günlük izin verildi. Şivan Perwer’i Türkiye’ye davet ediyorsunuz. Ahmet Kaya’nın kabrini Türkiye’ye taşıyalım, diyorsunuz. Benim yasağımı niye kaldırmıyorsunuz? (Radikal, 10 mart)
Okan, Kanal D’de Cem Karaca’yı, Barış Manço’yu, son cumartesi akşamı da Ahmet Kaya ile, onun türkülerinin yazarı, geçen hafta kaybettiğimiz Yusuf Hayaloğlu’nu andı. Aralarında bulunmuş olmaktan çok hoşnudum.
Tamam da, adını, varlığını ölüm haberiyle fark ettiğim, yazdıklarını o gece söylenen türkülerden öğrendiğim, eski çekimler sayesinde yüzünü gördüğüm, şiirlerini kendi sesinden dinlediğim ve «Yahu ben bu çocuğu niye tanımadım, varlığından bile haberdar olmadım» diye dertlendiğim Yusuf Hayaloğlu’nu -Siz onu tanıyıp, severlere sesleniyorum- bize de tanıtmak için niye bir şeyler yapmadınız?

Dil Yâresi
Türkçe dostlarından (Tevfik Yılmaz)

  •  «Oldukça» kelimesini «çok» anlamında kullanmak yanlıştır, demiştiniz. Tamam.
    Asıl anlamı neydi? Yazdıysanız, ben unutmuşum. Bir daha rica etsem...

– Odukça «Epey, bir hayli, yeterince, bir miktar, eh işte fena değil, idare eder» anlamlarında söylenir.