Bu ilanın gerçek amacı nedir?

Gündemde, bizim Kürtler adına Fransız ve İngiliz gazetelerinde yayımlanan bildiri-ilan var. Hakkında çalakalem yazılıyor. Bir heyecan uyandırmak, suları bulandırmak üzere «imal» edilmiş bir haber bu.

Gündemde, bizim Kürtler adına Fransız ve İngiliz gazetelerinde yayımlanan bildiri-ilan var. Hakkında çalakalem yazılıyor. Bir heyecan uyandırmak, suları bulandırmak üzere «imal» edilmiş bir haber bu.
Yönetici mevkiinde olsam, masaya getirilen bu haberi nasıl karşılardım, diye sorarken kendi kendime, hadiseli bir istifa ile Milliyet'ten ayrıldıktan sonra okur temsilciliği işine başka gazetede devam eden Yavuz Baydar'ın bu konudaki yazısını okudum (Sabah, 13 aralık).
Bu gazetede cuma günü, bizim Kürtler adına verilen ilan haberini görememekten şikâyetçi üç okura verdiği cevap inanılır gibi değildi:
«Haber yazı işlerine geldi, diyor. Önemi, gündemi sarsıcı niteliği belliydi. diye Dış Haberler'e verildi. Ama öğleden sonranın telaşı içinde ne olduysa oldu, arada kaynadı gitti. Bu kadar basit.»
Genel Yayın Yönetmeni'nin üzüldüğünü de ilave etmiş. Doğrusu ben üzülmekle kalmazdım.
Sen de nereden çıktın, diyecekler. O gün haberi Hürriyet'te görünce, her zamanki imtihan sualini gene sordum kendime:
– Senin önüne gelseydi bu haber ne derdin, diye?
Bu, bir toplumun veya topluluğun isteği olmaktan çok, siyasî hesaplarla icat ve imal edildiği besbelli bir haberdi. Amacı, doğrudan 17 Aralık kararında oy sahibi AB liderlerini etkilemek değil; Türk kamuoyundan gelecek tepkilerle, AB ülkelerinde Türkiye'yi zaten iyi gözle görmeyenleri biraz daha yüreklendirmek, cesaretlendirmek... olabilir.
– Belli ki karar arifesinde heyecanlanmamızı, öfkeye kapılıp olur olmaz konuşmamızı, yazmamızı bekleyenler var. Haberi elbette verelim, derdim; ama gereğinden çok ciddîye almanın da âlemi yok. İlanın altında imzası bulunanlardan değer gördükleriniz varsa, onlara diyeceğimizi 17 Aralık'tan sonra da söyleyebiliriz. Acele edip de siyasetçilerin oyununa gelmenin anlamı yok. Fazla önemsemiş görünmeden, heyecanlanmadan, büyütün haberi.
Hoşumuza gitse de gitmese de, söz konusu bizim meselemizdir; seksen yıldır, çözümlemek üzere ele almayı erteleyegeldiğimiz iki meseleden biri.
Birikmiş su gibi, siyasî enerjiye dönüştürülmeyi bekleyen bir gizilgüç olsun da siyasî ihtiraslar bunu kullanmayı düşünmesin, mümkün mü?
Benim de gazetecilerden beklediğim, bu yönde basın-yayının da kullanılmasına rıza göstermemeleri olurdu.
Dil Yâresi

  • Oha'cılarla anlaşamadığımız bir nokta da, Oha falan olduk'ları zaman, argonun bu deyişin neresinde bulunduğu hususu. Ben, «Oha!» büyükbaş hayvanlara sesleniştir; Deh'ten, Çüş'ten pek farkı yok, bir tür yansıma da sayılabilir, diyorum. O deyişte de argo anlam yüklenen kelime, olmak fiilidir.
    Böyle olduğuna tanıklık eden iki deyişi not ettim son günlerde:
  • Perihan Mağden, «Beni hastaneye kaldırın oluyorum» (Radikal, 11 aralık).
  • Tuba Akyol da, kaynanalar programındaki Pınar'ın tekrarladığı bir sözü aktarıyor: «VTR olmak için ağlamıyorum» diyormuş (Milliyet-Pazar, 12 aralık).
    Tanışmak istemediğim adam
    Bir adam dün İstanbul'a gelecekti. Biz Türklere Yirminci Yüzyıl'da en ağır küfrü eden Geceyarısı Ekspresi adlı filmin senaryosunu yazan Oliver Stone adlı sinemacı.
    Ne idüğünü anlattıktan sonra Haluk Şahin, şimdi etrafında pervane olacaklar «Sorsunlar ona, diyor. (Türkiye'yi ve Türkleri) gördükten sonra ne düşünüyor?» (Rad., 12 aralık); Taha Kıvanç da, «Ona düşen, konusu bizim topraklarımızda geçen düzgün bir filmle dünyanın önüne çıkmak olmalı», diyor (Y. Şafak, 13 arl.).
    İstanbul'da biri beni yumruklasa da, hem vaktiyle söylediklerim doğrulansa, hem de İskender filmimin reklamı olsa diye kalkıp buralara geldiğinden hiç şüphe etmediğim bu adam müsveddesine, Bakan Erkan Mumcu'dan bir yaşlı gazeteci adına söylemesini istediğim bir şey var:
    – Onun daha önce Türkleri hiç tanımamış olması gibi, ben de hayatımda Oliver Stone diye birini hiç görmedim. Bana yeryüzünde tanışmak istemediğin biri var mı, diye sorsalar, hiç düşünmeden onun adını verebilirdim.
    Çok tuhaf!
  • «Başakşehir 5. Etap Başladı» başlıklı büyük boy gazete ilanı. Farklı tipte apartmanların ayrı ayrı resimleri. Adresler, telefon numaraları. KİPTAŞ; firma adı. (Hemen bütün gazetelerde 23 kasım-17 aralık arası gayrimenkul satışı için reklam yapılıyor.)
    Peki, yandaki fotoğraftan amaç nedir? İstanbul, Büyükşehir Belediye Başkanı Kadir Topbaş Bey'in 12 x 18 cm boyutlarında, renkli, güleç bir fotoğrafı...
    Güvence amacı mı güdülüyor? Güzel kızlar gibi yakışıklı belediye başkanları da satışları artırır düşüncesi mi? Reklamı verenler Başkan'a bir kıyak çekelim mi dediler?
    Nedir açıklaması?
    *
  • «Lavaboya dökülen yağa dikkat!» başlıklı bir haber okudum (Radikal, 12 aralık). Çevre Bakanlığı'nın da bir internet sitesi bulunduğunu oradan öğrendim. Sitede yer alan bir uyarı alıntılanmıştı. Sıradan bir laf gibi... Bana kalırsa yeri göğü inletmesi gereken bir ipucu-haberdi.
    Bakın ne! «Artık yağları paketleyip tekrar yağ olarak satan firmalara karşı dikkatli olunması istendi». Bunu bizden isteyen de Çevre Bakanlığı.