Bu kadar kalın kafalı olmayın!

Siyasetin sözcüleri üç belirgin cephe halinde ve belli bir konuda... ne yapıyorlar? Mutlaka çözülmesi gereken bir meselemiz bulunduğunda anlayış birliği var aralarında. Anlaşabildikleri tek nokta da bu.

Siyasetin sözcüleri üç belirgin cephe halinde ve belli bir konuda... ne yapıyorlar?
Mutlaka çözülmesi gereken bir meselemiz bulunduğunda anlayış birliği var aralarında. Anlaşabildikleri tek nokta da bu.
Nedir o nokta, diye sormayın; çünkü ekâbir bu konuda da fikir birliğine varmış değil. Anadolu Ajansı «demokratik açılım çalışmaları» diyor.
Üç cephe malûm, AKP, CHP ve MHP. Dördüncü cephe durumundaki DTP’nin dün, yazıya oturduğum saate kadar sesi sedası çıkmamıştı. (Melek söyledi yazıyı görünce; Ahmet Türk Brüksel’deymiş. Ve «Cin şişeden çıkmıştır, süreci geriye götürmek mümkün değildir» demiş.)
AKP’den Grup Başkanvekili Bekir Bozdağ, MHP’yi bir yokladı:
– Asıl ihanet kanın akmasını istemektir, diye çıkıştı onlara.
Cevap beklendiği gibi sertti:
– AKP sözcüleri MHP’nin izlediği politikayı anlayacak zekâ düzeyinde değildir. (C. Paçacı)
Parti merkezinde basın toplantısı yapan ve uzun süre kürsüde kalan Deniz Baykal oldu.
Baykal dün son zamanlarda hiç olmadığı kadar sakin ve mutedildi. Adeta hasımlarını incitmek istemezmiş izlenimi vermek isteyen bir yüz ifadesi ve ses tonu vardı. Ben hatta konuşmanın başında bir ara, ya MHP’yi hatalı bulacak, ya da AKP’ye ölçülü dozda biraz hak verecek galiba, diye düşündüm. Sonra da «Huylu huyundan vazgeçer mi?» diye kendimi azarladım. Baykal pek beğendiği tekerlemeyi bir daha hatırlattı:
– Hangi limana demirleyeceğini ve rotasını bilmediğimiz gemiye binmeyiz!
Hükûmetin başlattığı sürecin Türkiye’yi olumsuz etkilediğini düşünüyordu. Öyle ki ülkenin millî birlik ve beraberliği sarsılmaya başlamıştı. Gerilim artmış, nitekim Başbakanı, Cumhurbaşkanını ve MGK’yı da kapsamı içine almıştı. Bölünme hali yayılmış, sanatçıları bile cephelere ayırmıştı. Süreç sonunda büyük barışın sağlanacağından söz edilmiş, ama bunun nasıl gerçekleşeceğine dair hiçbir ipucu verilmemişti.
Aslında çok tehlikeli gerginliklere süreklenebilirdik. Hükûmet yapmak istediğinin adını koymuyor, belki de bunu söylemeye cesaret edemiyordu.
– Bu tablonun içine bizi de sokmak istediler, reddettik. PKK başlangıçta neyse şimdi de odur. Onlara DTP, İmralı ve Kandil’in aynı kapıya çıktığını daha önce söyledik. Ortak amaçları milleti ve yönetimi ayrıştırmaktır, dedik. Bu çok temel bir noktadır.
Daha fazlasını dinleyemedim. Televizyona karşı ben de başladım konuşmaya:
– Ee birader siz de onları örnek alın o zaman! Ayrı ayrı karşımıza çıkıp birbirinizi kötüleyeceğinize, önce buluşup aranızda konuşun, anlaşın! Sanatçılarımıza kadar harekete geçtiysek, sizi, bu çok önemli dediğiniz konuda ne yapılması gerektiğine birlikte karar vermeye teşvik içindir. Niçin anlamazdan gelip de inat ediyorsunuz. Bölünme ihtimali var, diyorsunuz. Ben sorayım size:
– Birliğimizi tehdit eder bir durumla, tehlikeyle yüz yüze isek, siyasî partilerin kafa kafaya verip ortak bir çözüm formülünde anlaşmaları gerekmez mi?
Söylemek istemezdim amma:
– Tayyip Bey, Deniz Bey, Devlet Bey ve Ahmet Bey Biraderlerim! Bu kadar kalın kafalı nasıl olabilirsiniz? Etmeyin, eylemeyin yâhu!

«Atmak» ve anlamları
Dil Yâresi
Yusuf Çotüksöken atmak fiilinden «atıyorum»un «mesela, sözgelişi, faraza» anlamında kullanılmasından şikâyetini söylüyordu. Salı günü devam ederiz, demiştim. Aktarıyorum.
*
«Bu sözcüklerden biri de ATMAK eylemidir. Türkçe sözlüklere bakarsanız bu sözcüğün bağlamsal anlamlarının sayısı 30’u geçmektedir: Şöyle eşanlamlıları ile yakın anlamlılarını  kısaca sıralarsak belki daha açıklayıcı olur: Fırlatmak («taş atmak»), bırakmak («ilaç atmak»), uzaklaştırmak («eşyaları atmak»), kesmek, yerleştirmek-koymak («yemeğe tuz, biber atmak»), uzatmak («vapura iskele atmak»), vurmak («tokat, yumruk, tekme atmak»), patlatmak («silah atmak, kurşun atmak»), yüklemek («sorumluluğu birinin üzerine atmak»), kovmak-çıkarmak («birini işten atmak») yıkmak («köprüyü atmak»), ditmek («pamukları, yünleri atmak»), içmek («iki tek atmak»), uydurmak («yalan atmak»), yırtılmak («dikişleri atmak»), çarpmak-vurmak («kalbi atmak») çıkarmak («giysileri atmak»), solmak («rengi atmak»), söylemek («gazel atmak»), göndermek-yollamak («mektup atmak, mesaj atmak»), bağırmak («nara atmak»), kurtulmak («yabancılığı üzerinden atmak») gibi... Bu arada kahkaha atmak, adım atmak, laf atmak, el atmak, kafadan atmak, işkembeikübradan atmak, zar atmak, can atmak, göbek atmak, çığlık atmak, bok atmak, gol atmak, göz atmak, havlu atmak, takla atmak, ateşe atmak, attığı tırnak kadar olamamak, atma Recep din kardeşiyiz, atsan atılmaz satsan satılmaz gibi... daha pek çok deyimin ve deyimsel sözün yapısında farklı farklı anlamlar vermek üzere yer almaktadır.»

TELAYNAK
Feshane’de Ramazan
* Yeni düzeniyle Feshane’yi gezmiş, yemek yediğimiz güzel lokantayı da öve öve bitirememiştim, hatırlar mısınız çok oldu.
Pazar akşamı Kanal Türk’ün adı da güzel İftarnâme programında (sunucuları İkbal Gürpınar ile Ceyhun E. Teoman) sevgili Bedia Akartürk ile buluşmak üzere gene gittim Feshane’ye.
Ramazan (ve bayram yeri) geleneğini yaşatan güzel ve geniş bir mekân. Sultanahmet benzeri ikinci bir şenlikli Ramazan mahalli. Çoluk çocuğuyla, iftar sofraları,  konserleri, sergi ve satış standlarıyla, dondurmacısı ve macuncusuyla, oyuncak alanı ve aletleriyle, Saltanat Kayığı ile... bir âlem.
Keşke benzerleri çoğalsa İstanbul’da.
İş için oradaydık, Saltanat Kayığına binemedim. Vakit olsa Bedia bize kasideler de söyleyecekti. Sadabat’ı hayal edecektik.
Artık gelecek Ramazan’a!