Bu yasakta diretemezsiniz!

Dün bütün gazeteler bu konu üzerinde durdu. Ama hadiseyi en iyi değerlendiren gazete Akşam'dı; «Sanatçıya dizi yasağı» diye haberi manşetten verdiği için.

Dün bütün gazeteler bu konu üzerinde durdu. Ama hadiseyi en iyi değerlendiren gazete Akşam'dı; «Sanatçıya dizi yasağı» diye haberi manşetten verdiği için.
Tiyatroyla, sanatla ilgili üç sivil toplum kuruluşu, Danıştay'dan, Devlet Tiyatroları Görev ve Çalışma Yönergesi'nin yürürlükten kaldırılmasını istemişler. Asıl şikâyetlerinden, ne istediklerinden söz eden yoktu. Bunların yöneticilerine bakmak lazım, aralarında bekleyip bekleyip de, umdukları rol kendilerine bir türlü verilmeyen DT oyuncuları ve bu durumdakilerin yakınları var mı, diye.
Danıştay yönerge'yi («Talimat» demektir) iptal etmiş de, yürürlükten kaldırılma tarihi olarak 25 martı belirlemiş. Filmlerde, dizilerde çalışan DT oyuncuları, o yönergenin bir maddesinden faydalanıyorlarmış. Hiç beklemedikleri bir anda, aldıkları izinlerin 25 marttan itibaren geçersiz olacağını öğrendiler.
Hepsi hayretle, dehşetle karşıladı bu haberi. Elbette çok canları sıkıldı. İlk tepki olarak:
– Devlet Tiyatrosu'nda aylık ücret 1 400 lira, dediler.
Ve sordular:
– Bundan böyle filmlerde ve dizilerde yalnız şarkıcılar ile mankenler mi oynayacak?
Yoo! Şuradan buradan derlenen güzeller ile yakışıklılar da var. Bir iyi işaret, Kültür Bakanı Atilla Koç'un «Yanlış düzeltilir. DT sanatçıları dizilerin seviyesini yükseltiyorlar, ben rol almalarından yanayım» demesi.
Ve Devlet Tiyatroları Genel Müdür Vekili Mine Acar ayrıntılı bilgi veriyor:
– Yıllardır bir tüzüğümüz olmadığından işlerimiz yönergeyle yürütülüyordu. Sanatçıların mağdur olmasını istemiyoruz. Formül arayışındayız.
Bir çıkar yol bulmak zorundalar. Niçin, söylemeye çalışayım.
Filmler ve diziler, Türk toplumu açısından anlamsız, işlevsiz, etkisiz, (ve göreceksiniz) sahipsiz eserler değil. Ben dizilere, ekrana indirilmiş, sığdırılmış tiyatro gözüyle de bakıyorum.
Tiyatroyu, insanı kendi kişiliği ve içinde yer aldığı toplum ile yüz yüze getirip sınavdan geçiren ve bu yoldan geliştiren, insanlararası vazgeçilmez ortam olarak algılayagelmiş -benim gibi- birini düşünün lütfen. Sinemayı, radyo tiyatrosunu ve televizyon dizisini de aynı gözle görmüş birini.
Ona, filmlerin ve dizilerin oyuncu açısından en önemli, en güvenilir kaynağını kuruttuk dediğiniz zaman, alacağınız (doğrusu hak da etmiş olacağınız) cevabı düşünebilir misiniz?
– Çok ağır olur!
Dil Yâresi
Türkçe dostlarından (Mustafa Tokatlı)

  • Bir şarkının nakaratında, «Cenneti değişmem saçının teline» deniyor.
    Ben, «Cennete değişmem saçının telini» olması gerekir, diyorum. Eşim, her ikisinin de kullanılabileceğini, aralarında anlam farkı olmadığını söylüyor.
    Siz ne dersiniz?
    – Anlam farkı yok diyen eşiniz haklı. Ama ben de sizin gibi nakarat dizesinin ikinci şeklini, yani «Cennete değişmem...» diyeni tercih ederim.
  • Fahire Pektaş adlı okurum, Metin Uca Passaparola'da «Emin Şirin, doğruları söylediği için çok parti değiştirmek zorunda kaldı, dedi» diyor (Kanal 1, 14 mart).
    – Bu Türkçe hatası değil ki!
    Ermeni dostlarım hep oldu
    Milliyet'in gençlik eki GenciM çıktı dün. Kapağında, sarılıp yanaklarından öpesim gelen, iki güzel Ermeni çocuğu; ellerinde portakalları ve toplarıyla, bir kız ve bir oğlan; Hatay'daki tek Ermeni köyü Vakıflı'nın çocukları.
    Ayşe Karaduman, Vahe Çapar'a «Rahat mısınız?» diye soracak olmuş. İşte cevabı: «Biz burada doğduk, burada yaşarız, burada ölürüz. Buralıyız, burada yaşıyorsak rahatsız değilizdir.»
    Sözden çok, bu kıvamı kaçırmış olmamız dertlendiriyor beni.
    GenciM'i hazırlayanlara selam! Gazetenizi çok sevdim. Bizim Ermenilere ayrılmış üç büyük sayfayı ayırıp, çantama koydum. Akşam evde rahatça okumak için.
    Özlem gidermek için sanmayın. Ermeni dostlarım hâlâ var, aklım başka bir özlemde.
    Adlar
  • Önce Ari Kevork Demircioğlu adlı okurumun mektubunu özetleyeyim:
    «6 mart günü Hürriyet'ten yaptığınız bir alıntıda, Van'ın Akdamar Adası'ndaki Ermeni kilisesinden söz ettiniz. Adanın gerçek adı (yani Ermenice adı) Aghtamar veya Akhtamar'dır.Ermenice «ghat» telaffuz edilen sesin Türkçe'de karşılığı yok. Bu sesi «ğ», «gh» veya «kh» ile karşılamaya çalışanlar olmuştur.
    «Birkaç hafta önce Kültür Bakanımız Kars'taki Ani Harabeleri'nden «Anı Harabeleri» diye söz etti; «Bu milletin hassasiyetleri vardır» demiş. Sanki aynı zamanda bizim de bakanımız değilmiş gibi.
    «Konuyu köşenize taşıyacağınızı umuyorum.»
    – Yer adlarını toplumsal duyarlılık konusu haline getirmek bence yanlış. Alanya Osmanlı döneminde, bilirsiniz Selçuklu Sultanı Alâeddin Keykubad I'in adıyla Alaiye diye anılırdı. Beyazıt Camii ve semti adını Padişah İkinci Bayezid'den alır. Hükümdarın adı hep Bayezid'dir, ama semtin ve caminin adı Beyazıt olmuştur.
    London şehrine Londra deriz, Genève şehrine Cenevre. Ve misalleri çoğaltabiliriz. Yer adları çok tekrarlanan kelimelerdir, her dilde söyleme kolaylığı ister istemez dikkate alınır ve etkili olur.
    Akdamar adı Aghtamar veya Akhtamar yazılmıyor diye bir tartışma yaratmanın anlamı yok. Türkçe yazılması ve telaffuzu kolay ve güzel bir addır Akdamar.