Bu yerel seçimleri kim kazandı derseniz, cevap tek kelimeliktir: Seçmen!

Pazar sabahından beri fasılasız seçim lafı eden televizyonlar var. Dün sabah gazetelerden derlediğim kesikler tomarına baktım, tepesine yeşil renkli kalemle «Yerel Seçim 09 ertesi» notu düşülmüş kesiklerden oluşan...

Pazar sabahından beri fasılasız seçim lafı eden televizyonlar var. Dün sabah gazetelerden derlediğim kesikler tomarına baktım, tepesine yeşil renkli kalemle «Yerel Seçim 09 ertesi» notu düşülmüş kesiklerden oluşan tomar, bütün diğerlerinin üç katı kadardı.
Bu demektir ki, bu sabah Radikal’i eline alan okuruma seçim laflarından gına gelmiştir. Bir de benden dinlemesin artık.

  • Seçim sürecindeki en güzel, çünkü anlamlı, aklı başında, durup dinlemeye değer konuşmayı Başbakan ve AKP Genel Başkanı Tayyip Erdoğan yaptı. Durdu durdu da, diyemem; kampanyanın en hareketli, en konuşkan siması oydu çünkü. Dama çıkmadan, bir salonda yaptığı kampanyanın son konuşmasıydı bu. En kısa ifadesiyle «Biz bu seçimden ala ala sonunda iyi bir ders aldık» dedi. Yüz ifadesi çok anlamlıydı. Öyle görünmek, yani sonuçlardan üzgün olduğunu mimikleriyle de dile getirmek istediyse bravo! Çok başarılıydı.
  • CHP biraz oy kazandı, MHP ondan daha da çok. Ama ikisinin aldığı oyların toplamı nihayet, seçimden kırgın çıkan AKP’nin tek başına aldığı oy kadardı.
    Güneydoğu’yu DTP götürdü deniyor; yüzde 5’i biraz geçmiş. SP bu seçimde AKP ile boy ölçüştü, diyorlar; etmeyin, yüzde 5 civarında. CHP’de bir hareketlenme dikkati çekti, diyen bile var; aldığı oy AKP’nin yarısı kadar.
  • Bana kim kazançlı çıktı bu seçimden derseniz, başarılı bir iki aday söylerim size. İlki yerel yöneticilerimizin 1 numaralısı, sevgili dost Prof. Yılmaz Büyükerşen! Eskişehir’in değişmez galibi. İkinci kişisel başarı, hakkında Büyükerşen hakkındakilere hiç benzemez duygular beslediğim Mustafa Sarıgül, İstanbul Şişli’de. Başka kişiler de var.
    DTP beklenen bölgeden oy aldı almasına. Ama başarı ölçüsü, bu başarısını değerlendirme, kullanma tarzıyla belirlenecek.
  • Bence bu son seçimin yıldızı kurumlar ve kişiler arasından biri değil, çok büyük bir kitleydi: SEÇMENLER! En iyi durum değerlendirmesini onlar yaptı. Seçimin en etkili, en doğru, en güzel konuşmasını da, oyları sayesinde onlardan dinledik. Nitekim hep gördüğünüz gibi, partiler ve yöneticileri seçmen hazretlerinden aldıkları notu, gık diyemeden, içlerine sindirmek zorunda kaldılar.
  • AKP ve CHP ne zafer kazandı, ne de hezimete uğradı. Diğer partiler dekoratiftir; MHP’ye belki bir paye verilebilir. Kürtler nizamî düzende «Biz de buradayız» dediler, ki doğrudur.
  •  İki araştırmacımızdan daha başarılı olanı, yani Adil Gür «Keşke sonuç bu bizim iki tahminin ortasında bir yerlerde olsaydı» dedi. Tarhan Erdem eminim, çırağı başarılı oldu diye çok mutludur.
  •  Seçim ertesi benim beklentim: Umarım Tayyip Bey seçmenin ne dediğini sahiden anlamıştır. Dilerim yakın tarihimiz ve Türkiye’nin gerçekleri konusunda zihnine açıklık, gönlüne bir küşayiş gelmiştir... veya gelecektir.
  • Seçimin nüktesini kim söyledi bilmiyorum: «Beyefendi, van minüt!» hitabıydı.


Bir yazıda bu kadar dil hatası rekor sayılır

  • Adı veya soyadı «Tosun» olan yazar, cabadan ilgi çeker; «Bunu yazan tosun...»dan sonra gelen dize hürmetine. Sami Tosun’un, Sabah’ın Cumartesi ekindeki «Seda versus Aysun» başlıklı yazısını okuyorum (28 mart).
  • «Seda Sayan, Aysun Kayacı’ya karşı tepki gösterirken, daha doğrusu milyonların önünde azarlarken...» diyor. (...daha doğrusu onu, milyonların önünde..., demesi gerekirdi.)
  • «Aysun bana sahip çıkmıyor, diye ağlaşan bir baba figürü mevcuttur» diyor. (Ağlaşmak, «Birlikte, karşılıklı ağlamak» anlamına gelen fiildir. Burada ağlayan tek kişi.)
  • «Türkiye’nin feci halde güvenilir reyting ablası Seda Sayan...» diyor. (Arapça «Birinin canını acıtmak» anlamındaki fec kelimesinden gelen feci «Çok acıklı, yürek paralayıcı» ve «Dehşet verici, korkunç» anlamlarına gelen bir sıfattır.)
  • «... mahkemeden, babasının ekrana çıkışına karşı tedbir koydurmuş» diyor. («Mahkeme aracılığıyla» veya «mahkemeye başvurarak...» demeliydi.)
  • Soruyor, «Seda Abla’nın istihap haddi Aysun’dan fazla mıdır?» diye. («İçine alma, içine sığdırma» anlamında daha çok eskiden kullanılan kelime istiap’tır; istiap haddi deyiminin anlamını da söyleyelim: «Bir şeyin içine sığdırabileceği en çok miktar.»)
  •  «Seda Abla, milyonların önünde gerçekleştirdiği söylevinde» diyor. (Gerçekleştirmek «Uygulama alanına koyarak gerçek duruma getirmek, tahakkuk ettirmek» demektir. Burhan Felek’in şu cümlesindeki gibi: «...yüksek ekonomik kalkınmayı gerçekleştirmiş memleketlerden biri.» Yazar işgüzarlık etmeden, «konuşmasında» diyebilirdi.)
  • «Hafızacı gazetecilik» ve bir yerinde de «kıllanmacı gazetecilik» diyor. (Ne demek istediği anlaşılmıyor. Bunlar gazetecilik jargonunda anlamı olan deyişler değil.)
  • Bir yerde «Hafıza-ı beşer...» demiş. (Hafıza-i beşer nisyan ile maluldür [«İnsan hafızasının unutma diye bir kusuru var»] Hafıza-i beşer deyişinde tireden sonraki harf «ı» değil «i»dir.)
  • «...kendini farklı bir alemde zanneden...» diyor. (Yanlış alem kelimesinde; kelime böyle yazıldığında «işaret, bayrak, süslü tepelik» demektir; doğrusu «Kâinat, yeryüzü, diyar...» anlamlarında (şapkalı) âlem kelimesidir.
  • Tosun’un son cümlesi: «Sahi, çocuklarına ekran şantajı yapıp para isteyen insanları ekranlarda görmek size iyi geliyor mu yoksa?»ydı. (Şantaj yapanlar diye Özcan Deniz ile Aysun Kayacı’nın babaları kastediliyor.) Sentaks hatası olan bir cümle. Bence şöyle sona ermeliydi: «...size iyi mi geliyor?»
    *
    Bir cümle de benden; bu bir sual:
    – Bir yazıda bu kadar hata aşırı sayılmaz mı?