Bu yılbaşının bir farkı var

Bana sorarsanız bu yılbaşının tarihimizdeki yerini, «TL»nin başına getirilen «Y» harfi belirleyecek. Daha önce bir yıldan öbürüne bu boyutta bir değişiklikle geçtiğimizi hatırlamıyorum.

Bana sorarsanız bu yılbaşının tarihimizdeki yerini, «TL»nin başına getirilen «Y» harfi belirleyecek. Daha önce bir yıldan öbürüne bu boyutta bir değişiklikle geçtiğimizi hatırlamıyorum.
Bakkalın hesabı 180 000 lira tutmuştu bir alışveriş sonunda. Tezgâhtar çocuk bana takıldı:
– Hakkı Amca bugün ucuz kurtuldunuz, diye.
On beş yıl kadar önceydi:
– Ne diyorsun sen evlat! Oturduğumuz evi 1968'de 160 000 liraya almıştık, dedim.
Yıllar sonra cüzdanımdaki çok sıfırlı para kalabalığına bakıp, Horhor Efendi Hazretleri'nden şaka yollu «Beş yüz bin beşibiryerde altın isteyen» babamı hatırladığım olmuştur:
– Şu paralar cebimde bundan otuz yıl önce olsaydı ya!.. diye.
Birden aklıma geldi:
– Melek, dedim; bak bu kadar uyarıdan sonra yılbaşı gecesi parasız kalmayalım. Kredi kartlarına güvenmeyin, diyordu Serdengeçti Süreyya Bey bile.
– Gece neredesiniz siz?
– Evdeyiz.
– Onlar gece yarısı nihayet bir saat sürecek bir parasızlıktan söz ediyorlar. Sizinle, bizimle bir ilgisi yok ki...
Yılbaşı gecesi asıl neden korktuğumuzu işte o zaman söyledim Melek'e. Merak ederseniz size de söyleyeyim.
Beş gün önce 26 aralık pazar akşamı Etiler'in Akatlar Mahallesi'nde elektriğimiz kesildi bizim. Bütün semtin, diyebilirim. (Akmerkez'in jeneratörü var galiba. Uzaktan, Pakistan'daki aşırı süslü otobüsleri hatırlatan ışıl ışıl görüntüsü hiç kararmadı.) Saat 17.30 ile 22.30 arası tam beş saat süren bir karanlık. Radyatörlerin soğuduğu, muslukların kuruduğu, buzlukların eridiği, televizyonların karardığı beş uzun saat. Dört mum birden yaktım masamda, gazete okuyacak kadar bir aydınlık sağlamak için.
Kapıldığımız çaresizlik duygusunun bir sebebi tedbir noksanıysa (Evde lamba diye bir şey hak getire!), bir diğeri de elektriğe olan aşırı bağımlılığımız. Klostrofobi benzeri bir illeti olanları Allah korusun diye dualar ettik.
Telefon?.. Bırakın Allah aşkına, beş saat devam eden «meşgul» sesi olur mu!
Pazardan cumaya beş gün geçti. Gazetelerde bu rezalete dair tek, evet TEK BİR HABER gördüm: «Etiler'de elektrik kesintileri bıktırdı» diye (Sabah, 30 aralık). Hepsi bu!
Doğrudur, kesintiler sıklaştı. Ama beş saatlik kesinti yeni bir rekor sayılır.
BEDAŞ'a (Boğaziçi Elektrik Dağıtım AŞ) sormuşlar. Cevap:
– Zaman zaman kesintiler oldu. Sorunlar giderilmiştir.
Ben, yılbaşı gecesi için de endişeliyim. BEDAŞ'ı, TEDAŞ'ı bırakın da tedbirli olun.
Mutlu bir gece dilerim!
Dil Yâresi

  • Azlık-çokluk zarflarının en netamelisi «en»dir, derim ya. Böyle olduğunun en belirgin örneğini de Rahmi Koç verdi.
    Kabataş Erkek Lisesi Eğitim Vakfı'nın toplantısındaki konuşmasında, «Demokrasi en fena idare tarzının en iyisidir» demiş (Hürriyet, 30 aralık).
    Churchill'den aktardığını ilave etmeyi de unutmamış. Yalnış hatırlamıyorsam «Yönetim sistemlerinin en az kötü olanı demokrasidir» gibi bir şeydi Churchill'in dediği.
    Elizabeth II ve köşekadılığı
    Yeni gazetecilerle anlaşamadığımız bir konu da «magazin» kavramı. Şu haberin üstüne gidin, diye ben olsam ısrar ederdim. Tek gazetede üç satırlık bir haber gördüm:
    «Prens Charles tahta çıkmaya hazırlanıyor» (Vatan, 27 aralık). Rivayet edilmiş ki Kraliçe Elizabeth «Artık yeter!» demiş, yakın bir tarihte tahtından oğlu adına vazgeçecekmiş.
    İngiliz gazetelerinde haber, «Charles'ın taç giyme töreni, geçmiştekilere nispetle daha çağdaş bir tören olacak» kisvesi altında yer aldı. Efendim, törene Protestan olmayan dinî liderler de davet edilecekmiş. Saray sözcüsü:
    – Kraliçe Hazretleri 1953'te taç giymişti. Geçen sürede hayat tarzı elbette değişti. Bu durum dikkate alınacaktır, buyurmuş.
    O 1953 haziranını iyi hatırlarım. Londra'daki taç giyme törenine katılanlardan bir grup, aralarında DP bakanlarından Dr. Mükerrem Sarol (öl. 1995) ile «Tütüncü İhsan» diye maruf işadamı İhsan Doruk da vardı, Paris'te yemek yerken, Cihat Baban ile bana törenin ihtişamını anlata anlata bitirememişlerdi.
    Magazin haberi, dedim; biraz ayrıntıya da inilebilir. Ünlü ve güzel eşi Cahide Sonku'dan İhsan Bey'in o akşam yüksek sesle, «Kendisine, bir Cahide'ye daha rastlarsam seni o an bırakırım dedim» diye söz edişine bizim Gülseren Hanım pek şaşmıştı.
    Kraliçe Elizabeth de yaşıtlarımdandır dersem, adam bak neyle övünüyor diye beni ayıplar mısınız?
    Üç yaş fark var aramızda. O 1926'lıdır. 1947'de Prens Philip'le evlenmiş, 1952'de tahta çıkmış, tacını 1953'te giymişti. Dört çocuğu var. 1977'de anneanne oldu.
    Tahta çıkışının 25'inci yılını, Gümüş Yıl diye kutladıklarını hatırlıyorum; 36 devlet başkanının ağırlandığı tarihî ziyafet sofrasını da... Ama 2002'de 50'nci yıllarının kutlandığına dair bir hatıram yok. (Eskiden olanların daha net hatırlandığını bilirsiniz.)
    Prens Charles 1948'de doğdu. Bu demektir ki çocuk (şimdi kocca adam elbette), 56 yıldır veliaht; 1958'den beri de Galler Prensi'dir. İkinci Elizabeth Hazretleri de 52 yıldır Büyük Britanya Hükümdarı.
    Ee, yeter artık, biraz da Charles kral olsun, dememek için insafsız olmak lazım. Şimdi:
    – Bunu senden işitince gülümsemekten kendini alamayanlar olacaktır, diye geçer aklınızdan.
    Ama insaf edin, 52 yıl sürmüş hükümdarlık ile sekiz yıllık köşekadılığı bir olur mu?