Buyrun! Aslı esası yok, dediler

Okurlarımdan bir bey, kardeşim Işıl Devrim'in kitap-kırtasiye dükkânına uğradığında benden şekvâ etmiş. (Şekvâ, «şikâyet, yakınma» demek; hani Ziya Paşa, Bilmem ki bu gam-gâha neden böyle sataştım / Kimden kime şekvâ...

Okurlarımdan bir bey, kardeşim Işıl Devrim’in kitap-kırtasiye dükkânına uğradığında benden şekvâ etmiş. (Şekvâ, «şikâyet, yakınma» demek; hani Ziya Paşa, Bilmem ki bu gam-gâha neden böyle sataştım / Kimden kime şekvâ edeyim ben dahi şaştım, der ya!)
– Hakkı Bey, demiş sevgili okurum; havadan sudan bahseder oldu. Halbuki çok önemli hadiseler cereyan ediyor memleketimizde. Tecrübe sahibi büyüklerimiz bu gibi konularda ne düşünür, biz asıl bunu bilmek isteriz.
Yazık ki adıyla hitap edemediğim dostum! Karacaoğlan çömezlerinden şair Seyranî’nin, benzer bir yakınmaya cevap verdiği şu dörtlüğü bilir misiniz?
Boy kürkünü beğenmiyor köçekler / Babasına akıl öğretir çocuklar / Yumurtadan burnu çıkan cücükler / Horoz oldum diye cık cık ediyor.
Daha çok latifedir. Önemli sayılan konularda çok laf ediliyor da, dişe dokunur bir şey söyleyene pek rastlanmıyor. (Bu demek değil ki, meselelerimizi ciddiyetle ele alan yazarlarımız yok. Var elbette. Ben de çok faydalanarak, zevk alarak okuyorum onları, ama acaba kaç kişiyiz?)
Bugünün gazetelerinde ve köşekadılarının vaazlarında, şu ne idüğü belirsiz (AKP ile Gülen’i bitiresi) belge’den gene çok söz edilecek. Ben, ne yazık ki yazılanların tamamını okumaya çalışacağım da, (Lillâhi ve resûlihi!) söyler misiniz bana, okuduklarımdan ne öğreneceğim, size de aktarmak üzere nasıl bir sonuç çıkaracağım? (Şayet siz de, yukarıda sözünü ettiğim o pek nadir yazıları okumuyorsanız.)
Askerî savcılık, incelemeleri sonunda ortaya çıkan kendi gerçeğini açıkladı:
– Aslı esası yok bu belgenin!
Bu «Belge diye bir şey yok ortada. Boşuna telaş edildi» anlamındadır bu dedikleri.
Önceden söylenmişti:
– Şayet yoksa böyle bir belge, durum daha vahim demektir.
Demek ki sıra «Bu oyunu bize kim oynadı ve bundan amacı neydi?» sualini sormaya geldi.
Dün Medya Mahallesi’nde ağırlanan Deniz Som, Ayşenur Arslan’a tefhim etti ki:
– Aslı olmayan bu belgeyle ortalığı karıştırmanın sorumluluğu, böyle bir belge var diye haber yapan Taraf gazetesindedir (CNN Türk, 24 haziran).
Okurum efendim!
Bu geldiğimiz noktada, benden ne yapmamı beklersiniz?
– «Öyleyse Taraf’ı cezalandıralım!» dememi mi?
– «Belge gerçek değilse, o zaman durum daha vahim» demektir diyen siyasetçilerden, «Nedir sizin daha vahim dediğiniz?» diye hesap sormamı mı?
– Bu tür bir belgeden söz edilince, «Olur mu efendim öyle şey!» diye kestirip atacaklarına, «Bakalım, bir soruşturalım!» deme ihtiyacı duyan komutanları kınamamı mı?
Bu kuru gürültüye sırtımı dönüp, bana daha ciddî, hatta hayatî görünen meselelerle ilgilenmemi sahiden yadırgıyor musunuz, diye merak ederim.

Emekli’nin mutluluk sebebi
Dün çok ilgimi çeken bir haber gene emeklilere dairdi. Esin Çetinel’in Radikal’deki haberi.
Yapı Kredi Emeklilik servisi diye bir Yaşlılık Araştırma Merkezi varmış. (Hemen yanındaki parantez içinde yer alan «+65» notu da herhalde, «65 yaştan yukarısına yaşlı denir» anlamına geliyor.) Boğaziçi Üniversitesinden iki doçentin (Dr. Şemsa Özer ile Dr. Ali Tekcan’ın) katkılarıyla bir araştırma yapmışlar. 10 ilde (ve 65 değil de 55 yaş üstü) 843 kişiyle konuşmuşlar.
Bize aktardıkları bilgiler şöyle:         * Emeklilerin yüzde 30’u çalışmak zorunda. Şu anda iş arayanların oranı yüzde 12. * 100 lirası çocuklarının katkısı olmak üzere her ay ellerine geçen para 1 290 TL. (Ben 1992’de SSK’dan emekli oldum; aylığım 1 000 lira civarında. Tam rakam veremiyorum, sigortadan aldığım ilaçların bedeli, bir rakamdan sonra aylığımdan kesiliyor. Ama 900 TL’den aşağıya hiç düşmüyor.) * Çocuklarının desteğine muhtaçların oranı yüzde 21; akraba desteği alanlar yüzde 23’ü buluyor. (Gelişmiş ülkelerde çocuk desteği ihtiyacı yüzde 4.) * Kadınlarımızın yüzde 61’i sigortasız; 55 yaş üstü erkeklerin yüzde 8,5’i. Hiçbir sosyal güvencesi olmayan kadınlarımızın oranı yüzde 12. * Kadınlar emeklilik için uygun yaş 51, erkekler 58 diyor; ama kadınlar 66, erkekler 68 yaşına kadar çalışacak. Sebep ekonomik durumları. * Emeklilerin sinemaya gidiş (yüzde 9), tatil yapma (yüzde 18) oranları da hiç parlak değil. * En çok ev sahibi olmak istiyorlar. (Yüzde 82’si ev sahibi. Allahtan ki!).
Anket sonuclarının en hazin maddesine sonda yer verilmiş:  * Ekonomi açısından karamsar olsalar da 55 yaş üstü nüfusun yarısı hayatından memnun. Memnun değilim diyenlerin oranı yüzde 25. Mutluluk sebepleri de ne bilebilir misiniz?
– Sağlıklarının yerinde olması.
– Ve aile ilişkilerinin düzeni.

Dil Yâresi
* Ayrı ayrı üç okurumun benden teşhir kelimesi hakkında bilgi istemesi bir rastlantı mıdır, yoksa işin içinde bir muzırlık mı var? Varsa da onu görmezden gelip, suali cevaplamaya çalışayım.
TEŞHİR, Arapça şuhret’ten («yaymak, ilan etmek») yani şöhret’ten gelir. 1. Cenap Şahabeddin, Etsin senin evsafını («niteliklerini») teşhir, derken «Herkese göstersin» demek istiyor. 2. «Herkese duyurma, dile düşürme, ortaya dökme» anlamına da gelir. 3. Bir diğer anlamı «Sergileme’dir; herkesin göreceği şekilde açıp, dizip, yayıp gösterme». 4. Hukuk terimi olarak bir anlamı (teşhir cezası’nda olduğu gibi) «Suçluyu ibret olsun diye halka gösterme»dir. 5. Gene hukuk terimi olarak «silah çekme» fiilini belirler. 6. Teşhir-i silah da eski bir hukuk terimidir; «(Bir kimseyi) Yaralamak veya öldürmek amacıyla silah çekme» anlamında kullanılırdı. (Buradan yola çıkarak, «silah çeken»e meşhur, «silah çekilen»e meşhurünaleyh dendigini de kaydedelim.) 7. Psikolojide teşhir «Cinsiyet organlarını başkalarına gösterme şeklinde ortaya çıkan marazi halin adı»dır. Bu akıl hastalığına yakalananlara da teşhirci denir; günümüzde göstermeci diyenler de var. Frenkçesi egzibisyonizm’dir (Exhibitionnisme).