Büyükçekmece Festivali

Perşembe akşamı Büyükçek-mece Festivali'ndeydim. Başta Mimar Sinan Köprüsü (Büyük ustanın üzerinde adı yazılı tek eseri), Büyükçekmece'de çok şey değişmiş.

Perşembe akşamı Büyükçekmece Festivali'ndeydim. Başta Mimar Sinan Köprüsü (Büyük ustanın üzerinde adı yazılı tek eseri), Büyükçekmece'de çok şey değişmiş. Bir başka gün, Belediye Başkanı Dr. Hasan Akgün'e gidip, «Haydi bana ilçeni sen göster!» diye ricada bulunacağım.
Hasan Bey tam anlamıyla «meslekten belediyeci» bir yönetim uzmanı. 1994'te B. Çekmece Belediye Başkanı seçilmeden önceki 20 yılını Sefaköy, Küçükçekmece, Bakırköy, Büyükçekmece belediyeleri yönetiminin çeşitli kademelerinde çalışarak geçirmiş. Ortadoğu Amme İdaresi Enstitüsü eğitim programına katılmış (1979-1988). Tezini 1992'de İ.Ü. İşletme Fakültesi'nde «Belediyeler ve Bütçelerin Analizi» konusunda yapmış. Dört yıl boyunca Almanya, Hollanda, Fransa ve Danimarka'da yerel yönetim yapılarını incelemiş. Büyükçekmece Belediye Başkanı olmuş (1994); 1999 ve 2004 seçimlerini de kazanmış.
Marmara ve Boğazları Belediyeler Birliği Başkanlığı, Türkiye Belediyeler Birliği Başkanlığı, AB Delegasyon üyeliği gibi görevlerde de bulunmuş Dr. Hasan Akgün.
Gerçekleştirdiği altyapı çalışmalarını, örnek TV Kulesi'ni, (Tüyap Fuar ve Kongre Merkezi'ni biliyorum), ilköğretim ve öncesi eğitim kurumlarını, Öğretmen Evi'ni göreceğim.
Benim sekizinci yılında görebildiğim Uluslararası Büyükçekmece Kültür ve Sanat Festivali'ni (bu da Akgün'ün eseri), evet perşembe akşamı seyrettim. Açıkhava Tiyatrosu kadar seyirci alabilen bir amfiteatr yapmışlar, Sinan Köprüsü yanındaki araziye de.
Bir büyük şenlikti o gece B. Çekmece'de benim de katıldığım. Amfiteatr almamış çevrede adeta bir gece mesiresi yaratmışlar. Kimi yerlere oturmuş çoluk çocuklu aileler, büyük ekranlardan aynı gösteriyi seyrediyor. Kısa ifadesiyle o akşam bütün Büyükçekmece ve çevresi oradaydı, diyebilirim.
Festival 29 haziran akşamı başlamış, 7 temmuzda, yani bu gece sona eriyor. Folklor Kurumu Genel Başkanı Tahsin Öztiryaki'nin himmetiyle zengin bir program hazırlanmış. O akşam, Folklor Kurumu dansçılarından gayri programda Hintli, Bulgar, Meksikalı, Sırp, Polonyalı ve Filipinli folklor ekipleri de yer aldı sahnede. (Her akşam değişiyor. Bosna-Hersek, Çin, Macar, Slovak, Kuzey Kıbrıs, Rus, Yunan, Tayland, Venezüella ekipleri de var programda). Türk halk oyunları her akşam bir ekip.
Son gösteri Demet Akalın konseriydi. (Diğer akşamlar Fatih Erkoç, Petek Dinçöz, Tamer Karan, Baha, Gülben Ergen, Keremcem, Ferhat Göçer, Murat Malay varmış.)
Her yıl bir heykel sempozyumu düzenleniyor. Vapur iskelesi yanında... Bu yıl ikisi Türk, altı heykeltıraş katılmış. Sergi standları var: el sanatları, cam üfleme, ahşap oymacılık, su ürünleriyle sanat, halk çalgıları, kostümlü bebek, resim ve fotoğraf sergileri.
Heykel ve müzik alanlarında ödüllü yarışmalar yapılıyor.
*
B. Çekmece, İstanbul'un 32 ilçesinden biri. Orada yapılanları görünce, bu içinde var olduğumuzun, nasıl bir büyükşehir olduğu daha kolay ve daha iyi anlaşılıyor.
Ben çok etkilendim. Katılmama vesile olanlara teşekkür ederim, emeği geçenleri de yürekten kutlarım.
Hitler neden geldi aklıma
Kısa ifadesiyle ne dedi Anayasa Mahkemesi: Cumhurbaşkanı halk tarafından seçilsin! Görev süresi beş yıl olsun! Bir kişi ikinci defa cumhurbaşkanı seçilebilsin!
Uygulamada neler olabileceğini henüz iyi anlamadık. Uzatmayalım.
Demokrasinin tabularından biri halkoyu'dur; o ne derse doğrudur, sonunda onun dediği olur, olmalıdır! Buna da geçelim.
Siz, Türkiye'mizde seçmenin, Cem Uzan'dan başka bir anlamı olmayan Genç Parti'ye yüzde 7 civarı oy vermişliğinin altını çizenlerden misiniz? Galiba her şeyden önce bu sualin cevabını bilmeye ihtiyacımız var.
Bilinmeyeni bilinenden çok olan bir konuda tehlikeli tavır, lafı uzatmaktır.
Halk seçeceği zaman da, adayları gösteren gene partiler olacak, deyip çıkamazsınız işin içinden.
Benim aklımdan geçeni, siz de bir düşünün diye soruyorum:
– Kavgam adlı kitabını daha önce yayımladığı halde, Hitler'i Almanya'nın başına bela eden Alman halkı değil miydi?
Dil Yâresi

  • Ahmet Hakan, «Kanlıca sırtlarında görkemli bir yalıda, hizmetçiler eşliğinde yaşamını sürdüren... Fatih Erbakan» diyor (Hürriyet, 6 temmuz). Fatih, Necmettin Erbakan'ın oğlu, bilirsiniz. Biz işimize bakalım.
    – Kanlıca sırtlarındaki binaya yalı denir mi? Sabah sabah bir meslektaşım aradı.
    – Yahu ağabey, dul demek kocası ölmüş kadın demek değil midir? Eşi ölen erkeğe de dul denir mi?
    – Ben denir diye biliyorum.
    – Tuh, şimdi sen benim canıma okudun. Arkadaşlarla bahse tutuşmuştuk. Yandım ki ne yandım!
    – Sen bahse tutuşmadan önce ara beni, dedim; ne diyebilirdim?
    Evet, ben yalı deniz kenarındaki eve denir, diye biliyorum. Gene de sözlüklere baktım. Yalı'nın şartları var:
  • Bina, deniz, göl veya nehir, yani su kenarında yapılmış olacak.
  • İnşaat mahalli düz ve açık arazi olacak.
  • Söz konusu büyük, hatta görkemli bir yapı olacak.
    Yani Ahmet'in «Kanlıca sırtlarında, denizi gören görkemli bir bina» demesi yeterdi; yalı ve yalı dedikten sonra görkemli kelimeleri fazladan kullanılmış.