Buzda Dans'ta manidar sonuç

Meslektaşlar arası şakalaşırız bazen. Ben Altan Öymen'e yıllardır bir vaatte bulunurum:</br>&#8211; Bir gün gazetem olursa, başyazarlığını sen yapacaksın, diye...

Meslektaşlar arası şakalaşırız bazen. Ben Altan Öymen'e yıllardır bir vaatte bulunurum:
– Bir gün gazetem olursa, başyazarlığını sen yapacaksın, diye...
– İnşallah, der güler. İtirazı yok yani, kabul edeceğe benziyor. Ben gazeteyi bir çıkarabilsem!
Onun Radikal'de yazmaya başlamasıyla, yarım asır sonra aynı gazetede buluşmuş olduk. Cihad Baban'ın Tercüman'ındaydık.
Evet, söze Altan'la girişimin bugünkü sebebi, onun Buzda Dans konulu dünkü yazısı. Final gecesi olup biteni enine boyuna ve her zamanki tarafsızlığıyla, adaletiyle bir güzel anlatmıştı. Çok kişi tarafından seyredildiğine de emin olduğum gecenin ben ayrıntılarına girmeyeceğim.
Zeynep Tokuş pistte ilk gördüğümden beri benim de gözde yarışmacımdı. Buz üzerinde en iyi dans eden olduğu için, bir. Bedeniyle de en göz okşayan yarışmacı olduğu için, iki. Zeka ile zarafeti bir arada bulundurma niteliği uzaktan bile fark edildiği için, üç.
Dördüncü ve benim terazimde daima ağır çeken niteliğini de söyleyeyim: Görgülü oluşu.
Görgüsüzlüğün bazı yarışmacılarda ve jüri üyelerinden birinde, insana neler kaybettirdiğini hepinizin apaçık fark ettiğinden de eminim. (Bana, «Kimlerdi?» diye sormayacağınızdan da eminim.)
*
Bu yetenek yarışmalarında kâh jüri üyelerinin hoyratlığından ve densizliğinden, kâh yarışmacıların yetenek dışı yollardan göze girme işgüzarlıklarından şikâyet ediyoruz.
Ama Buzda Dans finalinin son dakikalarında, oylamanın bütün ağırlığını Zeynep'ten yana koyması farklı bir hadiseydi.
Yarışma programlarında tartanlar ile tartılanların, yakışıksız, yersiz, sevimsiz veya içten, dürüst, haddini bilir davranışlarını göre göre, her zaman hakem mevkiinde bulunan seyirci de giderek, iyi ile kötüyü, sahici değer ile göstermelik olanı, ödülü hak eden ile etmeyeni ve nihayet görgülü ile görgüsüzü birbirinden daha iyi, daha adil olarak ayırmayı öğrendi mi dersiniz?
Gönlümün bu suale cevabı «Evet!»tir. Ne kadarı gerçek, ne kadarı dilek'tir, bilemem, ama içimden gelen bir ses «Bu Türkiye'nin kaderini değiştirecek önemde bir gelişmenin, mütevazı da olsa ilk belirtisidir» diyor.
«Marifet iltifata tabidir» meselinde aslolan, marifetten önce iltifatın niteliğidir, diye konuştuk burada. Buzda Dans'ın şampiyonunu seçen bu sefer, gelişmiş, nitelikli ve kül yutmaz iltifattı.
Darısı siyasetin başına!
Dil Yâresi

  • Nuray Mert, Can Dündar'ın NTV'deki tartışma programında «siyasette kadın kotası mevzusunu konuştuk» diyor (Radikal, 13 mart).
    Hiç olmazsa «kota konusu» diyemez miydi? Konu kelimesini mi sevmiyor derseniz? Yooo! Biraz aşağıda «kadın konusu» diyor; «kadın hakları konusu» diyor.
    Demek, «... kotası mevzusu»ndaki ifade sevimsizliğinden rahatsız olmuyor. Ben, mevzu kelimesini seçince «mevzusu» yerine «mevzuu» denilmesinden yanayım.
    Sultanahmet Camisi deniyor ve Camii'nde ısrar edilemiyor. Çünkü cami'nin yerine bir kelime kullanamayız. Ama mevzu yerine konu var işte.
    Eski kafalıyım yani!
    Şu takımın güzelliğine bakın!
    Gittim, cumartesi akşamüstü Uğur Uludağ'ın Bir İhtimal Daha Var adlı filmini seyrettim. (Levent Kültür Merkezi, Beşiktaş Belediye Başkanı değişince kapanmıştı; bir değişikliği daha beklemeden tekrar açılmış, diye de sevindim. Orada seyrettim filmi.)
    Müjdat Gezen, Savaş Dinçel, Mustafa Alabora, Osman Yağmurdereli, Volkan Severcan usta ve değerli oyuncular. Hiç şüphesiz öyle de, ben onları bu defa bir başka gözle seyrettim.
    Oyuncu çok maşallah! Filmde Türk musikisine meraklı ve candan bağlı beş yakın arkadaşı oynayanları ben, bu kerre, her şeyden önce güzel gönüllü beş adam olarak seyrettim. (Bu filmi çekmeye karar veren Uğur Uludağ onların sevgili bir öğrencisi.) Siyah gözlükleriyle mafya liderlerine benzetilmiş tereyağ yürekli beş güzel adam. Çekim boyunca aralarında çok eğlenmişlerdir.
    Dahası var. Hıncal Uluç orada bir yerde gazete satıyor. Asuman Dabak da katılmış kafileye, Doğa Rutkay da. Hülya Avşar'ı ayrıca kutlamak gelir içimden, bu dünyalar sevimlisi kafilede yerini aldığı için.
    alıntı
  • Oktay Ekşi: «Balonu eski Millî Eğitim Bakanı Hasan Celal Güzel patlattı... Kürt kökenli vatandaşlarımızın sayısının topu topu 6,5 milyon olduğunu yazdı (Radikal, 11 mart).
    «Sayılarının 15 veya 20 milyon yerine en çok 6,5 milyon civarında olduğuna ilişkin görüşü doğrulayan başka gerçekler var» (dedikten sonra Oktay Ekşi, Kürt kökenli insanlarımızı tek çatı altında toplamayı amaçlayan siyasî partilerin son seçimlerde aldığı oy sayılarını hatırlatıyor: 1,5-2 milyon arası - Hürriyet, 13 mart).
  • Yalçın Doğan: «Hasan Celal Güzel, Türkiye'de Kürt nüfus 6,5 milyon, diyor. Yanılıyor. Hayri Kozakçıoğlu Olağanüstü Hal Bölge Valisi iken, bir soru üzerine, diyor.
    «On-on iki yıl önce resmî rakam 12 milyon Kürt ise, üstelik Kürt nüfustaki doğum oranının yüksekliği göz önünde tutulursa, 6,5 milyon tahmini gerçek dışı.» (Hürriyet, 13 mart).
    – Şimdi bakalım Hürriyet Okur Temsilcisi bu işin ortasını nasıl bulacak? Öne sürülen sayılardan biri diğerinin iki katı, az değil...