Çekirdek ailelerin «ayrı ayrı, ama yakın» evlerde yaşamasına dair bir teklif

Küreselleşmenin bana faydası nedir, diye düşünürüm bazen. Babamın çocukluk arkadaşı bir Rezzan Halam vardı benim. Hayatımda ayrı bir anlamı, bir yeri vardır. Çocukluğumdan beri ağzıma koymadığım yemeklerden biri olan...

Küreselleşmenin bana faydası nedir, diye düşünürüm bazen. Babamın çocukluk arkadaşı bir Rezzan Halam vardı benim. Hayatımda ayrı bir anlamı, bir yeri vardır. Çocukluğumdan beri ağzıma koymadığım yemeklerden biri olan bamyayı mesela, ilkin onun sofrasında yemiştim bir akşam.
Okuduğu romanları o konuşurdu benimle. Ona misafir olduğum akşamlar, kendimi bayağı önemli biri olarak algılardım. Rezzan Hala’yla birlikte geçen birkaç saat, üç beş gün gibi gelirdi bana. Hoşlanır, faydalanırdım.
Kılıcali’de, Serencebey yokuşunda, pencerelerinden deniz görünen bir evde otururdu Rezzan Hala. Çitlenbik Sokak’ta. Bir albayla evliydi. Kızı keman, oğlu viyolonsel çalardı. Reşat Nuri Güntekin’in romanlarından mesela çok etkilendiğini o yaşta fark eder, onun bu hayranlığını, haddini bilmez bir genç adam tafrasıyla ve şefkatle karşılardım.
Yıllar önce yazdım galiba. Evlendiğimde o söylemişti bana, bundan böyle hayatımın ağırlık merkezinin Gülseren’le kurduğumuz aile ve çocuklarımız olacağını; üç nesli bir çatı altında yaşatma gayretinin beyhudeliğini; babamın bu yanlıştaki ısrarının mutsuzluklara yol açtığını, bu hatadan kendimi ve ailemi sakınmam gerektiğini...
Bir arada derken üst üste yaşamaya kalkmanın büyük bir hata olduğuydu, Rezzan Hala’nın dikkatimi çekmeye çalıştığı. Ben bu dersi alıp değerlendirdiğimi sanıyorum; Gülseren Hanım’la evliliğimizin ilk yıllarındaki bazı hatalarıma rağmen...
*
Söylemeye çalıştığını kısaltarak tekrarla mı diyorsunuz?
– Sevdiklerinizle birbirine uzak düşmeme gayretiniz doğru ve faydalı; ama yakın derken, üst üste yaşamaya kalkmanız ters tepecek büyük bir hatadır.
Hep böyle düşündüm, düşünüyorum; yeri geldikçe bunu sevdiklerime söylemekten de geri durmuyorum, evet! Ama bu ihtiyacı bugün yeniden duymanın sebebi nedir, diye de soracaksanız, söze bu suali cevaplayarak devam edeyim.
Çok yıllık sevgililerimden biri de Vecihe’dir benim. Kırk yılı aşkın süredir Kanada’da yaşıyor. Kocasıyla, kızlarıyla, şimdi torunlarıyla birlikte.
Perşembe akşamı telefonda uzun uzun onunla konuştuk. Konuşurken daha çok hissettim, Vecihe’yi ne kadar çok özlediğimi. Tamam sevdiklerimizle ille de aynı çatı altında yaşamayalım. Ama günümüzün dünyası büyük bir köye dönüştü teranesiyle beş kıtaya birden dağılmanın da hiçbir anlamı yok bence.
Birbirimizi sevmeye gelmişiz biz bu dünyaya. Ve doyamadan gitmeye. Gerisi şöyle veya böyle bir hikâyedir.
– Ahbap gidiş nereye?
– Gidiş değil, dönüştür o senin dediğin. Geldiğimiz yere!
*
Benim -galiba başka kimsenin paylaşmaya yanaşmayacağı- düşünceme gelince.
Kalabalık aile çocuğu olmamın etkisi vardır, yoktur... Siz vardığım karara bakın lütfen!
Değil kıtalar arasında okyanuslar boyunca oraya buraya savrulmak, ben aynı bir şehrin içinde dahi birbirinden uzak semtlerde oturmaya karşıyım. Ömrümün son yarısını biz dördümüz (yeni adıyla efendim, aile çekirdeğimiz) Levent’te; anam, babam, kardeşim (yani bir diğer çekirdeğimiz) Florya-Basınköy’de geçirdik.
Arabalarımızla gidip geliyoruz, tamam. Anormal bir trafik yoksa yarım saatlik, nihayet kırk dakikalık bir yoldur, doğru. Ama bu kadarı bile aramıza istenmedik bir mesafe sokuştururdu. Gün olur, Gülseren Hanım’ın «Hakkı bak gene iki hafta geçti aradan, Basınköy’e gidemedik. Anamız, babamız ses etmiyorlar ama, bil ki küserler bize» uyarısını işitir ve huzursuzlanırdım.
– Analar babalar, çocuklar iki haftadır görünmedi diye küsmezler onlara. Küserlerse haksızlık etmiş olurlar. Biz burada keyfe, eğlenceye vakit ayırmıyoruz ki... Nefes alacak zamanım mı var benim! Korkarım beni suçlu bulan asıl sensin, diye babalanırdım.
– Çocukların evlenip ayrı eve çıktıkları zaman böyle düşünmeyeceksin ama, derdi Lülüş
*
Evlendiler. Birbirimize uzak düşmeyelim diye ben elimden geleni yaptım. Masum tertipler bile kurdum. Daha da yaşlanırsam çenem biraz daha düşecektir; o zaman herhalde sıra, işin ayrıntılarını da anlatmaya gelir.
Halihazırda bizim iki çekirdekli düzenimiz, tomurcuklanma yoluyla gelişti maşallah! Çekirdek sayısını ikiden dörde çıkarmıştık.
Zeynep ile ben Yeni Levent’te aynı apartmanın iki ayrı dairesindeyiz. Kardeşim Işıl, Etiler-Akatlar’da (Evet efendim, buyurduğunuz gibi Mezopotamya’nın oralarda). Serdar ailesi Ulus’ta oturuyor.
Hînihacette (Babamı çağrıştırır laflar ederken, onun sözleri ağır basıyor bazen; «Gerektiğinde» demektir) yürüyerek gidip gelinecek mesafeler; arabayla beş on dakikalık...
Durun durun, bitmedi! Bir beşinci hane daha ürettik son günlerde: Eda ve Selim torunlar ailesi ötegeçede mekân tuttu. Üzerinize afiyet UpHill Court adlı bir sitede, çok katlı bir binanın tepelerinde bir yerde. Pek güzel bir yer ve daire, ama benim dengeler gibi olduğum birbirine yakın çekirdekler düzeninin çok uzağında. Gidince, neredeyiz bilemedim de sorup öğrendim: Küçükbakkalköy, Ümraniye taraflarıymış. Görseniz, neresi olduğunu siz de çıkaramazsınız.
Çocukları olduğunda, iki ferdi de çalışır genç aile ister istemez Eda’nın annesi Mehlika Sultan’ dan destek alacak. Bu işi anneanneden iyi kim yapabilir ki! Ve Mehlika da o taraflarda oturuyor.
Gel de tertip kur bakalım!
Sizi de isyan ettirmek için, bana göre en iyi düzenin ne olduğunu söylemeliyim.
Aileler çekirdek niteliğini pek de bozmadan, hep birden sahip olacakları bir apartmanın değişik dairelerinde oturmalı! Veya ha deyince gidilebilecek birbirine çok yakın binalardaki dairelerde!
İmkânı olanlar, genişçe bir bahçe içinde ayrı ayrı binalarda da oturabilir. Yapılabilse o düzene aile sitesi denirdi. Oldu olacak, ben asıl aklımdan geçeni de söyleyeyim, siz ne isterseniz onu düşünün:
Çağdaş konaklar, adı da çok yakışmaz mıydı o siteye?