Çeteleri yanlış yerde arıyoruz

Eskiden çocuklar, boksörler gibi değil pehlivanlar gibi dövüşürlerdi. Büyüklerinden öyle gördükleri için. Okul bahçesinde kavga ediyoruz diye birbirimize sımsıkı sarılıp yerlerde yuvarlandığımızı ben de hatırlarım.

Eskiden çocuklar, boksörler gibi değil pehlivanlar gibi dövüşürlerdi. Büyüklerinden öyle gördükleri için. Okul bahçesinde kavga ediyoruz diye birbirimize sımsıkı sarılıp yerlerde yuvarlandığımızı ben de hatırlarım. Seyrek de olsa, haşarı kız öğrenciler arasında da kavga çıktığı olur, onlar, etekleri pek elverişli olmadığından zahir, daha çok birbirinin saçını başını çeker ve cıyak cıyak bağrışırlardı.
Birbirinden yeterince uzak durarak (yani güreş tutmadan, el ense çekmeden) yumruklarıyla dövüşmeyi, biz, Amerikan filmlerinden öğrendik.
Az mı kovboy filmi seyrettik? Neydi kahraman (ve yakışıklı) sığır çobanlarının başlıca silahları: atları, tabancaları ve yumrukları değil mi?
Ben, bizim sarmaş dolaş kavgalarımız, tozda toprakta yuvarlanışlarımız ile kovboyların mesafeli ve Allah için daha şık, daha estetik yumruk dövüşlerini zihnimde çok karşılaştırır, elimden geldiğince onlar gibi dövüşmeye çalışırdım. Yumruk kavgasının sevimsiz yanı da, bilenler bilir ya, göz morarması ile burun kanamasıdır.
*
Bir eyyam da, sonradan mafya adını alacak gangster filmleri seyrettik. Bol bol polisiye... Onlar da iyi dövüşür ve attığını vurur yani!
Quo Vadis? türü tarihî filmlerin ardından, taze taze dumanı üstünde İkinci Dünya Savaşı filmleri gördük Ya Rabbim, ne çok adam gördük, öldüren ve öldürülen...
Uzak Doğu dövüş sporlarının reklamını yapan filmler, savaş filmleri furyasının ardından geldi. O tarihte ben de artık, dövüş filmi seyredecek yaşları geride bırakmıştım.
Serdar nesli, Selim ve Eren nesli, yani oğullar ve torunlar bizden sonra neler seyretti? Akşama sorayım, hatırlatsınlar.
Kısası, biz kavga derslerini sokaktan çok sinemadan aldık demekte hata yoktur.
*
Amerikalı film yıldızı Paul Newman'ı bilirsiniz. Yeni bölümleri yayımlanan Kurtlar Vadisi dizisinin lehinde aleyhinde yazılanları okurken, onun bir sözü geldi aklıma.
– Sergeo Leone'nin spagetti western'leri, kovboy filmlerini çok değiştirdi, tanınmayacak hale getirdi, diyordu. Eski kovboylar kasabayla barışık kahramanlardı. Günümüzün, bir uzak iklimden veya hapishaneden dönen kovboyu kasabaya kin besliyor. Şerife saygı duymakla, zengin çiftlik veya sürüler sahibinin güzel kızını sevmekle yetinesi yok. Onun, kasabadan çıkarılacak acısı, alınacak intikamı var.
Bir yolunu bulup büyükkente kapağı atmış tinerci çocuklara dikkatle bakın biraz! İleride, hangi çetenin işi diye soracağınız suçların tohumlarını, onların, amaçsız ve kindar bakışlarında göreceksiniz.
Aç Tavuk...

  • «Kadın ve gençlerle dünyamızda günlük gazete tirajı 450 milyona vurdu» diyordu dünkü Hürriyet.
    Çin, listenin başında; 100 milyon günlük gazete baskısıyla. Japonya 70, ABD 55 milyona yakın. Hindistan 35, İngiltere 17, Fransa 8, İtalya 6 milyon civarında. Türkiye 5 milyon.
    Sevinsek, gazeteci de «...kendini arpa ambarında sanıyor» demezler mi bize?
    Beş bin yıl sonra bile...
    Baktım da baktım, âşık iskeletlerin fotoğrafına. Televizyon alışkanlığına rağmen, ilgimi çeken hareketsiz görüntülere zaman ayırmaktan hâlâ vazgeçemiyorum. Her gazetecinin geçmişinde biraz fotoğrafçılık tecrübesi vardır.
    Benim elimde bir kutu makine olduğu tarihte ağır basan siyah-beyaz fotoğraflardı. Gülseren Hanım beğenir, beni teşvik ederdi. Neden devam etmedin, derseniz verecek cevabım var:
    – Çektiğim fotoğrafları ikinci bir beğenen çıkmadığı için!
    Sözünü ettiğim fotoğraf perşembe günü Radikal'in son sayfasındaydı. Kuzey İtalya'da, Mantua yakınındaki kazılarda bulunmuş ve beş bin yıllık diye tarihlenmiş iki insan iskeleti. Yan yana yatan iki iskelet, birbirine bakar gibi yüz yüze duruyor; birinin eli öbürünün omuzunda bile denebilir. Gülümseyerek bakıyorlar birbirlerine desem, fazla uzattığımı düşüneceksiniz.
    Benzerini daha önce görmediğim fotoğrafı, sonradan hatırlatmaya çalışıyor değil de, birlikte seyrediyor olsaydık, sorardım:
    – Sanki yan yana iki iskeletten farklı bir şeyin resmi, değil mi? İskeletinki itici bir görüntüdür aslında, bu resme niye biraz da sevgiyle bakıyoruz böyle?
    Bir anlamda beş bin yıl önceki bir aşkın resmi olduğu, orada eski bir sevginin izini gördüğümüz için, değil mi? Hangisi erkek diye bir soran olsa, sağdaki derdim. Onun eli öbürünün kolu üzerinde olduğu için.
    Dil Yâresi
    Türkçe dostlarından (Cihan Demirci)
  • Ahmet Hakan, Hürriyet'te Hıncal Uluç'a laf atarken (Ben de okudum evet, tarikatlar konusunda biraz bilgiçlik ediyor) kendisi de bir yanlış yapmış. «En iyisi Trakyalı şopar çocukların sözleriyle bitirmek...» diyor.
    Oysa Roman dilinde şopar zaten «çocuk» demektir. Bu cümlede «çocuk çocukların» gibi bir ifade oluşmuş; dilimize ve argomuza pek çok sözcük katmış bir mizahçı olarak belirtmek istedim.»
    – Evet, şopar argoda «Çingene çocuğu, bakımsız, kirli paslı çocuk» demek. Cihan Bey, ara sıra da olsa eleştirilerinizi, uyarılarınızı bekliyorum. Teşekkürler!