Charles'a ne gözle baktınız?

İngiltere'nin Veliaht Prensi Charles, eşi Cornwall Düşesi Camilla ile birlikte Türkiye'deler. Ankara'da devlet ricaliyle buluştular.

İngiltere'nin Veliaht Prensi Charles, eşi Cornwall Düşesi Camilla ile birlikte Türkiye'deler. Ankara'da devlet ricaliyle buluştular. Konya'da Mevlânâ Türbesi'ni ziyaret ettiler, sema seyrettiler. İzmir'e uğradılar. İstanbul'da Haliç'teki Rahmi Koç Müzesi'ni gezdiler, İngliz-Türk işbirliğine sahne olan İstanbul'la ilgili bir çevre toplantısına katıldılar. Tekneyle Eyüp'e geçtiler. Eyüp Sultan Camii'nde galoş giymek yerine, bu defa ayakkabılarını çıkarmakla yetindiler.
Orada bizden biri sormuş, «Bu, Müslüman olan prens mi?» diye. İşitenler gülmüş. Unutmayın ki Charles, İslam dini konusunda da ciddî bilgi sahibidir.
Kariye Müzesi'nde dinî liderlerle, yöneticilerle buluşmuşlar. Harp Akademileri Komutanlığı'ndaki toplantıya da katıldıktan sonra Ankara'ya dönmüşlerdi.
Bu ikilinin herhangi bir densizliği, bırakın onu dikkatinizi çeken en küçük bir ihmali, bir dikkatsizliği oldu mu görebildiğiniz kadarıyla.
Charles, hep dediğim bahçesi parmaklıklarla çevrili, yani dışarıdan görülebilir bir sarayda büyümüş çocuklardandır.
Bir televizyonda sözü geçen biri olsaydım, becerikli ve usul erkân bilir bir kameramandan, bu ikiliyi Türkiye'deyken adım adım takip etmesini isterdim. Hep sözünü ettiğimiz görgü'nün ne mene bir şey olduğunu, herkes gözüyle de görsün diye. İzahlı müzik programı, gibi olurdu.
Dil Yâresi
Hıncal Uluç'tan örnekler
Geçen gün Cihannüma arsasının neredeyse tamamını kapsayan bir Dil Yâresi çıktı burada. Atatürk'lü İş Bankası reklamının yol açtığı, içinde Ne... Ne... bağlaçları bulunan cümlelerde olumsuz fiil kullanılıp kullanılamayacağına dair bir tartışmaydı. Hıncal Uluç hep yaptığı gibi kestirip atmıştı gene; Ali Saydam da Akşam'daki yazısıyla o safta yer tutmuştu.
İkisine birden cevap verdim (Radikal, 27 kasım). Ali Bey Dostum, eski fikrinde ısrar etse de çok nazik bir cevap yazdı (Akşam, 28 kasım). Hıncal'dan ses çıkmadı. Mektuplar alıyorum. Hıncal'ın yazılarını kaçırmadan okuyan, ama ona gıcık olmaktan da geri durmayan müdavim okurları var, ki bana hak vermekteler. (Haberin olsun abi, vaziyet bu merkezde yani!)
Bu arada müzmin Türkçe dostu (benim de dostum) Hüseyin Movit'ten bir e-nâme aldım.
«Aşağıda Hıncal Uluç'un yakın tarihli yazılarından üç dört numune takdim ediyorum, Ne... Ne... ayraçlarını nasıl kullandığının örnekleri. İsterseniz daha eskilere de gidebilirim» diyor.
Hıncal'dan aktardıkları (Sabah gazetesinden):

  • «Ne halkımız halk, ne devletimiz devlet. Ne halkımız bu odakların oyuncağı olmaktan kurtuluyor, ne devletimiz bu odakları belirleyip ortaya çıkarabiliyor.» (20 nisan 07).
  • «Çünkü kendileri o işkenceyi ne yaşıyorlar, ne de görüyorlar.» (07 kasım 07).
  • «Yücelin çapı, ne eksiği gidermeye yetti, ne de sahip olduklarıyla yarışı kazanmasını sağlayacak taktiği vermesine.» (22 kasım 07).
    (Ve Fotomaç'tan)
  • «Ne bireysel bir oyuncusu var, ne de takım oyunu oynayabiliyor.» (14 kasım 07).
    Baki selam!
    Yeni anayasa ve Bülent Tanör
    Her aşamada, hocalarını merak eden bir öğrenciydim. Herkesi merak ettiğimden daha çok. Hele lise öğrencisiyken. Edebiyat öğretmenim demezdim, Hıfzı Tevfik Gönensay derdim mesela. Tarih öğretmeni değil (yalnız; asıl) Galip (Vardar) Hoca idi.
    Üniversite öğrencisi olarak bu alanda artık bayağı uzman sayılırdım. Kürsüdekiler burada da, Medenî Hukuk, Ceza-İdare-Usul-Amme-Devletler-Ticaret-Roma... hukuku hocaları olmaktan önce Hıfzı Veldet, Ali Fuat Başgil, Tahir Taner, Ebülula Mardin, Andreas Schwarz, Ragıp Sarıca, Sulhi Dönmezer vd hocalardı.
    Sonradan dost olduğumuz hukuk hocaları var. Daha sonra gençler; kızımız, oğlumuz yaşındaki hocalar. Bülent'in doğduğu yıl ben ilkokulu bitirmiştim; Boğaz'ın iki yakasında yaşardık. Bülent Tanör'den bahsediyorum. Onunla 35 yıl sonra 1975'te tanıştık. Adnan Benk buluşturdu bizi. Henüz asistandı Bülent ve geleceğin bilgili, ilkeli, olağanüstü bir hocası olacağı öylesine belliydi ki... Bir ansiklopedinin anayasa hukuku maddeleriydi işbirliği konumuz.
    Otuz yıla yakın vaktimiz oldu. Ne zaman buluşsak, eski tabirle hep hazzettim Bülent'ten. Ve beş yıl var ki, aramızda olmayışını acı duyarak devamlı hissediyorum.
    28 kasım günü Bülent Tanör'ü kaybedişimizin beşinci yılıydı. Bugün MÜ Haydarpaşa Kampüsü'nde (R Salonu, 14-18 arası) Prof. Dr. Bülent Tanör anısına bir toplantı yapılacak. Konusu, Ulusal Birikim ve Çağdaş Anayasal Gelişmeler Işığında YENİ ANAYASA ANLAYIŞININ ANLAMI.
    Hukuk hocalarından, sırasıyla Tahsin Yeşildere, Server Tanilli, İbrahim Kaboğlu, Fazıl Sağlam, (Cenevre Üniversitesi'nden arkadaşı) Andreas Auer, Necmi Yüzbaşıoğlu, Jean Marcou, Yılmaz Aliefendioğlu, A. Ülkü Azrak kürsüde olacaklar.
    Ben dinleyiciler arasında yer alamayacağım için üzgünüm, cuma benim gazete dışına adım atamadığım gün. Aklım orada olacak. Öget Hanım nerede oturuyorsa, onun yanıbaşında.
    Hukuk fakültelerinden öğrenciler dolduracaktır salonu. Onlara bir notum daha var. Prof. Oktay Uygun imzalı bir makale okudum iki gün önce (Bülent Tanör'süz Beş Yıl idi başlığı. Cumhuriyet, 28 kasım çarşamba). Eski bir öğrencisi, çok sevdiği hocasını anlatıyor. Öyle bir anlatış ki, ben okuduğunu çok zor beğenen huysuz ihtiyar, hemen kesip Bülent Tanör dosyama aldım o yazıyı. Size de tavsiye ederim. Bülent'i tanımanızda fayda var.