Cinayet ile çocukların ruh sağlığı arasındaki ilişkiler

Hepimizi heyecanlandıran hadiseler ve meseleler konuşuluyor. Köşekadıları açısından bereketli günler. Ama onlar belli ve tek bir konuya odaklanmayı yeğler görünüyorlar.

Hepimizi heyecanlandıran hadiseler ve meseleler konuşuluyor. Köşekadıları açısından bereketli günler. Ama onlar belli ve tek bir konuya odaklanmayı yeğler görünüyorlar.
Konuyu, her zamanki gibi biraz saptırarak.
Vatan dün, MHP Başkanı Devlet Bahçeli ile Başbakan Tayyip Erdoğan'ın konuşmalarını, bir afiş mizanpajı havasında yan yana değerlendirmişti.
«Hepimiz Ermeniyiz» sözü bir garabettir, diyor Bahçeli. Erdoğan'ın cevabı: «Kafatası milliyetçiliği yapanlar var.» Siyasetçi olarak paylaşamadıkları, belli bir seçmen kitlesine seslendikleri söylenebilir.
– Yok canım, onların yaptığı laf kıtlığında asmalar budamak derseniz, itiraz ederim: onların faaliyet alanında laf kıtlığından şikâyet edilmez ki!
Tartıştıkları konunun çok uzağına düşmeyen bir haber dikkatimi çekti. Dün Radikal'de okumuş olmalısınız.
Hacettepe Üniversitesi'nden Prof. Ferhunde Öktem, Meclis'teki bir komisyon çalışmasına katılmış. Hocahanımın uzmanlık alanı «Çocuk ruh sağlığı». Toplantı, Meclis'in «Okulda Şiddeti Araştırma Komisyonu»nda yapılıyor. Ferhunde Hanım milletvekillerine ana babaları şikâyet ediyor: çocuklarıyla yeterince ilgilenmiyorlar, diye.
Araştırmaları sırasında fıkra niteliğinde bir hadise yaşanmış, onu anlatıyor:
– Baba bir milletvekiliydi. Çocuğu problemli. Siz bu durumun farkında değilsiniz, demiş.
Sözünü kesmiş baba:
– Hocam, ben karar aldım, ortaokulu bitirene kadar annesi, ortaokuldan sonra ben ilgileneceğiz çocukla.
Çocuk da babasının sözünü kesmiş; «Baba, ben lise 2'deyim» demek için.
Babaların oğulları hakkında hemen de tek bildikleri, hangi futbol takımını tuttukları, diyor Ferhunde Hanım.
Komisyon Başkanı da bir hanımmış, AKP'li Halide İncekara. O sormuş profesöre, «Fahişeliğe sürüklenen kız çocuklarının zekâ seviyesiyle ilgili bir meseleleri var mıdır?» diye.
Prof. Öktem, o konuda bir çalışmayı hatırlamıyor, ama şunu söylüyor:
– Zihinsel geriliği olan çocuklara iyi eğitim veremediğimiz için, onların okuldan uzaklaşması daha kolay oluyor. Okulda başarı kazanamadıkları için, başka bir alanda kendilerine sahip çıkan, cesaret veren insanların istediğini, dediğini yapma eğiliminde olurlar. Dikkat eksikliği, hiperaktivite, öğrenme güçlüğü gibi durumlardan, çocukların suça kaymaları daha kolaydır.
Hocahanımın bu dediğine bir mim koyun. Oradan geçin, Hrant Dink'in eşi Rakel Hanım'ın, başsağlığı ziyaretine gelen Başbakan Erdoğan'a şu söylediğine:
– Ne olur karşımıza katil diye, çocuklarımız gibi çocuklar çıkarmayın. Lütfen görevinizi yapın!
Görev meyanında, çok sayıdaki sahipsiz ve başarısız çocuğun «ruh sağlığı» sorunları üzerinde de önemle durmak gerekmiyor mu, diye sormak istedim.
Ve düşündüm ki, bizim, çocuk (ve ana baba) ruh sağlığı konularında öğrenmemiz gereken çok şey var. Mesele, «Bunların gerisinde kim var?» sualinin cevabından ibaret değil.
Eleştirmeni dava etmek
Mehmet Altıoklar, Emret Komutanım-Şah Mat adlı filmin yapımcısı. Eleştirmen Atilla Dorsay'ı dava ediyor. Sebep, filmi hakkındaki eleştiriyi ağır bulması. Hakaret davasıyla yetinmeyecek, eleştirinin gişe gelirini düşürdüğü sabit olursa, Dorsay hakkında tazminat davası da açtıracakmış.
Bu bir «ilk» gibi geldi bana. Ya hâkimlerin de, yapımcıyı haklı bulup, eleştirmeni ağır bir tazminata mahkûm edeceği tutarsa?
Ağır ifadelerle ürünleri, hizmetleri, eserleri eleştiriyoruz. Gazeteci olarak bir işimiz de, hafifti ağırdı demeden her şeyi eleştirmek. İster misiniz marifetinden şikâyetçi olduklarımız, hakkımızda tazminat davaları açmaya başlasınlar? Altıoklar'ın filmi için emsal karar var, diyerek...
Partiler, eleştirileriyle seçimi kaybetmemize sebep oldunuz; bizi şu kadar milletvekilliğinden ve şu kadar gelirden (milletvekili sayısı ž maaşı) mahrum ettiniz diye, zaten diş biledikleri muhalif gazetelerin çanına ot tıkasınlar?
Dorsay film için ne demiş, derseniz, onu da söyleyeyim:
– «Gerzekliğin dip noktası. Film yapanlara ana avrat küfreder, münasip bir yerinde çıkıp gidersiniz» (Sabah) dediğini ben de dava haberinden öğrendim.
Verilecek karar bir yana, dava haberi sayesinde gişe hasılatında artış olur mu, diye düşünüyorum.
Dil Yâresi
Türkçe dostlarından (Erdem Akçalı)

  • Ben Kayseriliyim. Bizim oralarda «alttan almak» deyimi çok kullanılır. Bilmiyorum diyeni de döverler, inanın. Deyimler sözlüğünün filan yazmıyor olması, olmadığı anlamına gelmez.
    – Yöresel deyimlere yer veren Derleme Sözlüğü'nde altamak, altalamak, altını çaldırmak, altını çalmak, alttan su çıkmak, alt teknesine ermek diye yerel deyişler ve bunların anlamlarına dair bilgi var. Alttan almak orada da yok. Kayseri yöresindeki anlamı nedir bu deyişin, onu yazmamışsınız.

    * * * * *
    Salih Omurtak
    Bu adla ve iri harflerle bana uyarılarda bulunan sevgili okurum. İri harfe gerek yok, yakında katarakt ameliyatı oldum.
    Sormak istiyorum: Eski ve çok sevilen Genel Kurmay Başkanı (1946-1949) Salih Omurtak Paşa'nın soyundan mısınız?