Cinayet işlenmesi mi lazım?

Gazetelerin İstanbul dışında basılan ve yerel haberler veren şehir eklerini ben görmüyorum. Hürriyet'in 31 mart tarihli Ankara ekinde yer alan «Misyonerler Çankaya'da» başlıklı haberini de...

Gazetelerin İstanbul dışında basılan ve yerel haberler veren şehir eklerini ben görmüyorum. Hürriyet'in 31 mart tarihli Ankara ekinde yer alan «Misyonerler Çankaya'da» başlıklı haberini de, Hasan Fehmi Doğuç sayesinde öğrendim. Ek'in manşet haberiymiş o gün.
Ankara Ticaret Odası'nın (ATO) hazırladığı bir raporda ele alınan konu, farklı dinler adına Çankaya bölgesinde yapılan yoğun propaganda çalışmaları. Raporda söylendiğine göre, Türkiye'de mevcut 300'den çok kilisede ve bu maksatla kullanılan çeşitli mahallerde misyonerlik faaliyeti devam etmekteymiş.
Çankaya Belediye Başkanı Prof. Muzaffer Eryılmaz da durumdan şikâyetçi. Avrupa Birliği uyum yasaları yürürlüğe gireli beri, Çankaya'da kilise ve havraların sayısı artmış. Pazar ayinine katılan Türklere aylık 250'şer dolar da ücret ödeniyormuş. Eryılmaz başkan olduğunda bu ibadet yerlerinin sayısı 1 iken bugün 7'ye kadar çıkmış.
– Kilise olarak kullanılan apartman bodrumları bile var, diyor Başkan.
ATO raporunda propaganda noktaları olarak kullanılan kiliselerden gayri çok sayıda kitabevi, kütüphane, yayınevi, gazete-dergi-radyo, manastırlar, şirketler, kahve, acente ve çeşitli mahfiller, otel, müze ve hatta harabeler bulunduğu da kaydediliyor.
Ankara'da Protestanlar ile Yahova Şahitleri faalmiş. Bâlâ'nın Kesikköprü Beldesi'nde, her ağustos, öğrenci kampı kuruluyormuş. 2003 yılında Ankara'da kaç kişinin Protestan olduğuna dair bilgi bile var, bu raporda.
Yasaklamak, gözetlemek için demiyorum, gerekiyorsa korumak için, Emniyet'in bu faaliyeti yakından takibi gerekmez mi?
– Akşamdan sonra sabahı şerifler hayrolsun, diyeceksiniz.
İyi de, gazete haberiyle uyanmazsanız, harekete geçmek için cinayet işlenmesini beklemiş durumda kalıyorsunuz böyle; Malatya'daki yüz karası facia gibi...
Alıntı

  • Hasan Celâl Güzel: «Özal, tam da böyle bir (demokrat-sivil-dindar) Cumhurbaşkanı idi. Bu sebepledir ki, kendisinden önce vefat eden bazı Cumhurbaşkanlarını hiç kimse hatırlamazken, Özal'ın vefatının 14. yıldönümünde Kocatepe'deki Mevlidine, aylardır hazırlanan mahut mitingden daha fazla kişi iştirak etti.» (Radikal, 19 nisan).
    Dil Yâresi
    Türkçe dostlarından (Kemal Kırar)
  • Engin Ardıç'ın köşesindeki «... cürmü gazetenin tirajı kadar yer yakar» ibaresinde, cürüm («suç») ve cirim («cisim, hacim, büyüklük») kelimeleri birbirinin yerine kullanılmamış mıdır? Ardıç bu farkı bilmez olabilir mi?
    – Evlerimizde işittiğimiz daha çok «Ateş olsa cürmü kadar yer yakar»dı. Cirim, cirm kelimesini sonradan öğrendik.
    Uhdesinden gelmek diye bir deyim vardır. (Bu işi tek bir kişiye verseniz yine uhdesinden gelir, çünkü yapacağı bellidir. Yahya Kemal Beyatlı) Bir de üstesinden gelmek var (Sırtına yüklenecek çetin ödevin üstesinden gelip gelemeyeceğini araştırdı. Kemal Tahir). İkisi de «Hakkından gelmek, bir işi gerektiği gibi yapmak, başarmak» anlamında söylenir.
    Çoğumuz üstesinden gelmek derken, bunun uhdesinden gelme'nin halk dilinde değişmiş şekli olduğunu bilmeyiz.
    Böyledir, ama gene de ilk ve aslî şekillerini korumaya çalışmak, dilde değişiklikler konusunda fazla hafifmeşrep olmamak lazım.

    (Ferşat Ballı)
  • Hilmi Yavuz, Zaman gazetesinde «Oryantalizmin Türk entelijansiyasının bazı kesimleri tarafından nasıl alımlandığına ilişkin gözlemlerimi aktaracağım.» diyordu. «Alımlanmak» yerine «algılanmak» dense daha doğru olmaz mıydı?
    – Alım tadına doyulmaz bir kelime, «satın alma, mübayaa» anlamında. Dünya güzeli türevleri var: alımlı, alımlı çalımlı, alım satım, alımkâr gibi... Alımlanmak benim bildiğim ve kullandığım bir fiil değil. Ama mesela Ali Püsküllüoğlu'nun Öz Türkçe Sözlük'ünde «Algı yoluyla bilince alınarak anlaşılır olmak» diye bir anlamı da var.
    Liman Başkanlığı'na sorduk
    Boğaz'da rıhtımlara bağlı duran ve denizi göremeyelim diye sanki birbirinin peşi sıra dizilmiş teknelerden şikâyet ettim. Alp Met daha doğru olanı yapmış ve bu laubaliliği Büyükşehir ve Beşiktaş Belediyeleri'ne sormuş. Bugün değil, 4 ay önce.
    Beyaz Masa'dan (Demek şikâyetler oradan cevaplanıyor) Müge Günal cevap vermiş:
    «Çevre Koruma ve Kontrol Müdürlüğü'nden öğrendiğimize göre, diyor; sözü geçen teknelerin kıyıya yanaşma yerlerinin tespiti ve izinleri Liman Başkanlığı'nın yetkisi dahilindedir.
    «İzinsiz bağlanan tekneler için İstanbul Liman Tüzüğü'nde, gemilerin ve deniz araçlarının iskele ve işyerlerine yanaşmaları ve bağlanmaları Liman Başkanlığı'nın iznine bağlıdır, hükmü bulunuyor. Boğaz siluetine olumsuz etki yaptığından bu teknelerin buralardan kaldırılıp Boğaz dışına çıkarılarak, asıl bağlama yerleri olan marinalara, çekek mahallerine, balıkçı barınaklarına vb. yerlere gitmelerinin sağlanması ve Liman Kanunu uyarınca gerekli yasal işlemin yapılması ve sonucundan bilgi verilmesi için Liman Başkanlığı'na yazı yazıldığını bilgilerinize sunarız.
    «İyi günler dileriz.
    BEYAZ MASA. Müge Günal.»
    *
    Bilgi verilmiş. Aradan dört ay geçmiş. Bahar da gelmiş. Haydi bakalım Liman Başkanlığı! Gereğini yapacak mısınız, diye bekliyoruz.