Çinçin, benim için ne demek?

Benim Şükrü Baban Hocam vardı. Kırk yaş büyüğümdü, yaşça da en büyük dostum.</br>&#8211; Kolerayı, vebayı, tifüsü gördük, derdi. Ölümün simgesi olarak uzun süre...

Benim Şükrü Baban Hocam vardı. Kırk yaş büyüğümdü, yaşça da en büyük dostum.
– Kolerayı, vebayı, tifüsü gördük, derdi. Ölümün simgesi olarak uzun süre veremi bildik. Şimdi baş düşmanımız kanser. İnsan onu da alt edecek, tabiat da karşılığını verecektir, yeni bir hastalık icat ederek.
Kanser ailemize son günlerde üç kapıdan birden girdi. Kapı sözün gelişi, evimiz, yurdumuz, anamız, eşimiz, kardeşimiz, çok şeyimiz demek olan üç kadınımıza birden musallat oldu.
Bizde nedense kadınlara meraklı. Sütanam Müveddet, ikinci anam diye bildiğim halam Üftade ve kayınvalidem Kadriye hanımları, o alıp götürdü bizden. İkinci tur üçlümüz Gülseren Hanım ile ilk yıllar sahiden ablam sandığım, 75 yıllık yakın arkadaşım, çiftlik yoldaşım amcamkızı Çinçin (Gülçin Devrim) ve oğlumun kayınvalidesi Brigitte gelinimin anası, benim sevgili dostum Yvonne Verdier'den oluşuyor.
Çinçin'i, bilmediğimiz (yani geldiğimiz) yere, bu hafta uğurladık. Aşağıdan yukarı gelecek darbeden herkesi Allah saklasın; yukarıdan gelecek darbeler (her şeye rağmen) beklenir; kendi hizanızdan gelen, yaşıtlarınızın ölümüyle böğrünüze yediğiniz darbelerin acısı da bir başkadır.
Çinçin benim için, çok yakınım olmaktan öte, bir... (tek kelimeyle nasıl ifade edebilirim) örnek insandı. Ne demek bu? Yani bir insanın olabileceği kadar adil, dürüst, müşfik, vefalı, sabırlı, cömert, çalışkan, ciddî, güvenilir. Şöyle söyleyeyim: Ben, meziyet sayılan insan vasıflarından yana kardeşim Gülçin kadar zengin çok az insan gördüm.
Öğrencilerinin dediğine göre mükemmel de bir öğretmendi. Yakın dostu bir meslektaşı olan Sevinç Arı Hanım aradı dün.
– Onun, ilkokulda ikiniz de öğrenciyken sizi durdurup sırtınıza mendil sokuşturduğunu vaktiyle Cihannüma'daki bir yazınızdan öğrenmiş, çok duygulanmıştım, diyordu.
Buna sevindim. Demek size burada Çinçin'i de anlatmaya çalışmışım ben. Ne iyi etmişim, diyorum şimdi. O da okumuş demektir. Birbirimize olan sevgimizi, yüksek sesle de söylemekte niye nekeslik ettik acaba? Neden olacak? Onun üslubuydu bu. Bana «Hakkı, ne güzel yazmışsın!» bile demedi.
Hayatım boyunca, kelimelere dökme ihtiyacı hissetmediği sevgisinden, takdirinden, güveninden o kadar güç aldım ki. Ona o kadar şey borçluyum ki...
Bırakın, biraz ağlayayım!
Dil Yâresi

  • Atillla H. Aktürk Almanya'dan yazıyor. Yeğeninin kızı olmuş. «Büyükamca oldum. Ama yeğenimin kızına nasıl hitap edeceğimi bilemiyordum. Kelime icat ettim, TOYEN diyorum; torun ve yeğen'in karışımı. Bence anlamlı. Okurlarınıza da duyurursanız memnun olurum.»
    – Duyurdum elbette. Ama benim bir itirazım var. Türkçe'de rastgele ve çok kullanılan DUAYEN kelimesini çağrıştırıyor.
    Ne Ka Zeybek, o ka başörtüsü
    Türban veya başörtüsü tartışmalarında içinden çıkılmaz bir noktaya geldiğimiz sırada, iş büsbütün tatsızlaşmadan, Namık Kemal Zeybek, Hızır Aleyhisselam gibi tam vaktinde imdadımıza yetişti.
    Onun yaptığını hiçbirimizin akıl edemeyişi şaşılacak şeydir.
    («Atatürk ve başörtüsü» başlıklı yazı. Radikal, 25 ocak).
    – Ben Atatürk'e sordum, diyor. Cevap aldım. Buyrun birlikte okuyalım. Ve Atatürk'ün eski bir konuşmasından (Tarih vermeden) alıntılar yapıyor:
    • «Kadınlarımızın giyim tarzı ve örtünmesinde iki şekil tecelli ediyor; ya ifrat ya tefrit görülüyor. («Birbirinin tam zıddı iki aşırı uç» demek.) Ya çok kapalı, çok karanlık ya da dış kıyafet olarak hoş görülemeyecek kadar açık bir giyim. Bunun her ikisi de şeriatın tavsiyesi, dinin emri haricindedir.
    • Kadınlarımız dinin tavsiye ve emrettiği bir kıyafetle, faziletin icap ettirdiği hareket tarzıyla içimizde bulunur, milletin sanat, içtimaiyat hareketlerine iştirak ederse bu hali, emin olunuz, milletin en mutaassıbı dahi takdir etmekten geri durama.z.
    *
    Atatürk, kadın giyimi konusunda düşündüğünü söylemiş. İyi etmiş, pekâlâ!
    Zeybek soruyor: «Atatürk'ün kadın kılığı konusunda bir devrimi var mıdır? Vardır, diyorsanız söyleyin bakalım!»
    Erkek giyimine dair kanunları söylüyor: • Şapka Giyilmesi Hakkında Kanun. • Bazı Kisvelerin Giyilemeyeceği Gereğine Dair Kanun.
    Ben, Zeybek'in dediğinden şunu anladım.
    – Atatürk, kadın giyiminin kanunlarda ele alınmasına taraftar değil. Anayasa'ya taşınmasını aklından bile geçirmemiş, demektir.
    TELAYNAK
  • Davos haberlerini ben CNN Türk'te takip ediyorum. Benim eski kanalım, ama Zeynep Özyol'u, Hande Kolçakköktendil'i bu vesileyle tanıdım ve sevdim.
    Öbür üçü, ekran tanıdıklarım. Şirin Payzın gözdelerimden biri zaten, hep yazarım. Esra Tümen Dinçkök de dış göreve çok yakışıyor. (Bilmem söyledim mi, ben toplu başın ona daha çok yakıştığı görüşündeyim.) Deniz Bayramoğlu, ekran kişiliği olma yeteneğine sahip bir televizyoncu.
    Yurtdışına maça gitmiş bir milli takım gibi geliyor bana.
    Not. Bu akşam Davos'ta Türk Gecesi'dir. Haberiniz olsun!