Çoğunluktan ağzımız yanık

Seçim öncesi neleri konuştuğumuza bakıyorum. Siyasetin transfer pazarı açılmış gibi bir hal var. Önemli gelişmeler ve haberler diye bunları konuşuyoruz.

Seçim öncesi neleri konuştuğumuza bakıyorum. Siyasetin transfer pazarı açılmış gibi bir hal var. Önemli gelişmeler ve haberler diye bunları konuşuyoruz.
Bizim Kürtler düşündü önce, bağımsız adaylık yoluyla yüzde 10 barajını aşmayı. Bir sonuç alacağa pek benzemezler.
Sonra bizim Ahmet İnsel ses verdi. (Benim bu «bizim» lafımdan bıkmadığınızı umarım. Berlin'de çok Alman olduğu gibi, Ortadoğu'da da çok Kürt var, bizimkileri belirtmek gerekiyor. Galatasaray Üniversitesi hocalarından Ahmet İnsel'e «bizim» dememin sebebi Radikal yazarı olması.) Sosyal demokratların bağımsız ortak aday formülünü benimsemesi teklifi Ahmet İnsel'den geldi, evet.
Bu yolu tutanlar arasında dikkati çekenler, Prof. Baskın Oran, ÖDP Başkanı Ufuk Uras, yazar Haluk Gerger idi. İnsel de aday mı, bilmiyorum.
Transfer edilen siyasetçilerden en çok ilgi ve tepki uyandıran, sanırım eski CHP genel sekreterlerinden Ertuğrul Günay oldu. Halk Partililer bu haberi hazmetmekte zorlandılar. AKP'ye giden Günay'ın transfer sezonunun yıldızı durumuna gelmesi, ayrıntılarını bilemesem de, belli ki sebepsiz değildi. Gene AKP saflarında yer tutan Haluk Özdalga ve Prof. Zafer Üskül, demek ki yeterince «magazinsel» kişilikler değilmiş.
Heyecan uyandıran bir transfer de, İlhan Kesici'nin CHP'den aday olmasıydı. Büyük hısımı Süleyman Demirel'in CHP'ye en azından «oy vereceği» haberi de sanırım bu vesileyle su yüzüne çıktı.
Derken Ahmet Hakan'ın aklına geldi ve İdris Küçükömer'in Düzenin Yabancılaşması adlı kitabından söz etti. Ertesi gün Murat Belge de girdi bu konuya. Küçükömer'in 1969'da da çok ses veren bir cümlelik teşhisi, semalarımızda bir kere daha yankılandı:
– Türkiye'de sağ diye bilinen sol, sol diye bilinen de sağ'dır, fetvası.
*
Bizi biraz oyalasa da, önümüzdeki seçimin hayatî niteliğiyle uyumlu hadiseler ve haberler değil bunlar.
Ben, bu defa seçmenden beklenen basiretin, Meclis'teki muhalefeti güçlendirmek olduğunda ısrarlıyım. (Keşke bunu yapacaklarından eminim veya ümitliyim, diyebilseydim.)
Siyasî istikrarın faziletinden ve faydalarından çok bahsedilmiş olsa da, Meclis'te koalisyonları zorunlu kılacak bir sandalye dağılımı, önce göreceksiniz millete derin bir nefes aldıracak. Gerçeğe yeniden uyanmamız için, koalisyon görüşmelerinin başlaması gerekir.
Ama önce sevineceğiz, göreceksiniz. Çünkü bir partinin Meclis'te çoğunluğa sahip olmasının, iktidardaki partinin ve onunla birlikte memleketin, milletin başına ne işler açacağını son zamanlarda bir kere daha hatırladık.
Ağzımız yanık, ne de olsa!
Haliç'te uçak cambazlıkları
Adnan Benk'le 4. Levent'te tenis derslerine gittik amma, bir tenis kortunda hiç maç seyretmedim. Televizyonda öğrendim tenis seyretmeyi.
Bakıyorum gençler, benim tenise ısınmam gibi, otomobil yarışlarına merak sardılar. Bu sporla yıldızım nedense barışmadı.
Uçakla akrobasi yarışması geçen sene miydi, hatırlayacaksınız Haliç'te yapıldı. Bu yaz tekrarlanıyor. Yarışmayı düzenleyen yabancı girişimciyi, dün, CNN Türk'te dinledim.
İkinci Red Bull Air Race cumartesi günü gene Haliç parkurunda yapılacakmış. İstanbul coğrafyası ve büyük nüfusuyla bu yarışlar için bulunmaz bir şehir, diyor bu zat; şehrin orta yerinde, merkezinde yarışabiliyoruz.
İlave ediyor, «Çılgınlıktır».
Bence de öyle! Geçen sene seyrederken de çok korkmuştum. Haliç'in iki kıyısında yüz binlerce seyirci birikiyor. Bizde aylak sıkıntısı çekilmez, bilirsiniz.
Hazret, «Hızlı bir parkur. Çok sert manevraları gerektiren bir yarış olacak. Heyecan verici! Seyircinin bu kadar yakından seyredebilmesi çok güzel» diyor.
Bence bir o kadar da ürkütücü. Akıl almaz derecede tehlikeli. Ama yarışmanın bu yanı üzerinde kimse durmuyor. Başka yerlerde şehir dışında, açık arazide yapılıyor bu yarışmalar. Uçak düşerse tarlalara düşüyor.
Haliç'te bir kaza neye mal olur, düşünsenize! Böyle bir ihtimalin ayrıntıları üzerinde durmak bile gelmiyor, insanın içinden.
Dil Yâresi
Türkçe dostlarından (Mehmet Ümit Necef)

  • Orhan Pamuk'un «Gide, Tanpınar ve Kıyafetimiz» başlıklı yazısından öğrendim. Atatürk bir yerde Altı kaval üstü Şişhane deyimini kullanmış. Bu deyim nereden geliyor? Kaval köyü, Şişhane de çağdaşlığı, Batılılığı mı sembolize etmektedir?
    – Şişhane kelimesini büyük harfle başlatmanıza gerek yok. Söz konusu olan İstanbul'daki Şişhane semti değildir. Şeşhane (Farsça «altı» anlamına gelen şeş ile «yer, ev» anlamına gelen hane'den oluşmuş bir kelime) «Namlusunda altı yiv bulunan tüfeğin veya topun adıdır. Bu kelime «Altı köşeli» anlamında da kullanılır; Türkçe'de şeşâne ve şişhâne diye de yazılmıştır.
    Deyimin anlamı, kaval ile altı yivli tüfek arasındaki farka dayanıyor. «Altı ile üstü birbirini tutmuyor, bir parçası öbür parçasına benzemez» anlamında söylenir.

    (Emrah Ocan)
  • «İşimizin bir bacağı da Ankara'da olacak» dedik. Bacak değil ayak demelisiniz, diye ısrar edenler oldu. Doğru terim hangisidir?
    – İşin bölündüğü kısımları, şubeleri, dalları ifade için, bacak ve ayak değil, bence kol denir.