Çölaşan'ın ömrüne bereket!

Bazen bana köşekadılığı konusunda fikir sormaya gelenler olur. Falanca gazeteden teklif aldım. Yakında başlıyorum. Ne tavsiye edersiniz, diye...</br>Eskiden yazarlara...

Bazen bana köşekadılığı konusunda fikir sormaya gelenler olur. Falanca gazeteden teklif aldım. Yakında başlıyorum. Ne tavsiye edersiniz, diye...
Eskiden yazarlara ve gazetecilere bu tür teklifler, geride bıraktıklarına bakarak yapılırdı. Mesleğiyle ilgili yayınlarına, o alanda yazdıysa hikâyelerine, romanlarına, şiirlerine... Ve benzeri eserlerine, başarılarına.
Günümüzde bu teklifler, geleceğinin falına bakarak olmalı, gençlere de yapılıyor. Bana akıl danışmayı düşünenler, bu gençler arasından çıkar.
Onlara ilk ve tek dediğim şu olur, size de söyleyeyim:
– Görüyorsun gazetelerimizde yüzlerce köşeyazarı var. (Sayımız henüz bini bulmadı sanıyorum, ama yerel gazete yazarlarının bu hesabın dışında tutulduğunu da unutmayın!) Çeşit sıkıntımız olduğu söylenemez. Bu durumda dikkati çekmek, okunurlar arasında bir yer edinmek için ne yapmayı düşünüyorsun?
– ...
– Yani nasıl bir farkın, tarzın, üslubun olacak ki, okurlar, her gün okudukları belli sayıdaki köşeyazısı arasına senin yazılarını da katsınlar?
Bu açık gerçeği hiçbirinin dikkate almamış olmasına şaşar kalırım.
*
Emin Çölaşan'dan söz edeceğim. Çok okunan bir köşe yazarı; çünkü bence, çok belirgin ve farklı özellikleri bulunan bir gazetecidir. Hadîs-i şeriflerden biri «Satılan malın kusurunu saklamak helal olmadığı gibi, o kusuru bilip de söylemeyenin yaptığı da helal değildir» der. Bizim Emin Çölaşan, Hz. Muhammed'in bu uyarısını, işimizin olmazsa olmaz ilkesi sayan bir gazetecidir. Haber ve fikir olarak satışa sunduğumuz malın sağlamlığı kadar, iş ve hizmet erbabının faaliyet ve marifetleri üzerinde de, adeta marazî bir hassasiyetle durur.
Okur, Emin'in titizliğinden ve affetmez takibinden, ısrarından memnundur. Evet, çok okunur. İçimizde, yazdığı en çok okunan da bana sorarsanız odur, diyebilirim.
Şunu da söyleyeyim. Bir köşekadısının, objektifinde koyu renk filtre varmış gibi dünyayı hep karamsar bir bakış açısından seyretmesi benim için yorucudur. Becerebileceğimi de bilsem, bu tavrı benimsemezdim sanıyorum.
Ne diyeceğim?
Emin Çölaşan'ın dün yazdığı, şayet hiç yazılmamış olsaydı (nitekim bu nokta üzerinde duran ondan başka biri yoktu dünkü gün), gazeteci olarak ben de çok üzülür, çok utanırdım. Bu ihmal edilmemesi gereken tepkinin, görevin yerine getirilmemiş olmasının manevî bedelini, pişmanlık bildirerek, nasıl gözümüzden kaçtı diye hayıflanarak ödeyemezdik.
Neden mi söz ediyorum?
6 haziran tarihli Bugün gazetesinde Nuh Gönültaş'ın yazı başlığı, anlamı çok açık bir sualdi: «Erlerimiz savaşıyor, subaylarımız nerede?»
Konu, Silahlı Kuvvetlerimizin PKK'lılarla süre giden mücadelesi. Gönültaş, canı kıymetli subayların, erleri ve yedek subayları öne sürerek, kendilerinin cephe gerisinde kaldığını söylüyor. Ve beride, «Gerekeni yapmayanlar ile yapılmaması gerekeni yapanlar»ın affetmez takipçisi Emin Çölaşan.
Dilime persenk olmuş deyişin tam yeridir:
– Emin, ömrüne bereket!
Benim de ihmal ettiğim görevi yerine getirdiği için.
Dondurma reklamlarına itiraz
Bir gün ekranda gencecik iki kız çocuğu görmüştüm. Müjdat Gezen okulunun öğrencileriydi. Demet Akbağ'la sonradan dost olduk. Çok beğenir ve severim; oğlu Ali'yi de.
Diğer genç kız Yasemin Yalçın'dı. Sürahi Hanım tiplemesinde mucizeler yaratan oyuncu. İtilmiş ile Kakılmış'ta seyrederken nedense yorulduğum. Çoktandır göremiyordum onu.
Dün, kızı Eda kucağındayken çekilmiş fotoğrafını gazetede görünce bakıp hasret giderdim.
Yasemin Yalçın'ın çağrısı:
– 8 yaşındaki kızım şeker hastası. Yiyemeyeceği dondurmanın reklamlarını görünce ağlama krizlerine tutuluyor. Fakir çocuklar da var. Dondurma reklamları bu kadar ayrıntılı ve özendirici olmasa, diyor.
Gazete, üreticilerle ve hekimlerle de konuşmuş. Gıda reklamları bir etik kurulunun süzgeçinden geçmeli! Hasta çocukların yiyebileceği ürünler de tanıtılmalı! Tamamen kaldırılmasa da, bu reklamlar daha kısa süreli olmalı ve kışkırtıcı olmaktan sakınılmalı!... gibi fikirler dile getiriliyor.
Şeker hastalığı olanlar, şekerden sakınılması gerekenler için üretilmiş tatlandırıcılar var. Yıllardır ben de kullanıyorum.
Bizim çocuğumuzun saçı döküldü bir ara genç yaşlarında. Gülseren Hanım saç kremi reklamları göründükçe çileden çıkardı. Ama «Bu reklamlar yayımdan kaldırılsın» demek hiç aklımıza gelmedi.
Bilmiyorum, Amerika'da çok obez var diye, gıda maddesi reklamlarında kısıtlama yapılıyor mu? «Her hâlü kârda» yasaklardan uzak durmamız, sakıncaları başka tedbirlerle gidermemiz gerekmez mi, diye düşünürüm?
Rencide etmeyeceğimi bilsem Yasemin Hanım'a latife yollu sormak isterdim:
– Ya hanımlar, reklamlarda fazla çıplak ve güzel vücutlu kadınlar gördükçe, kocalarımızın maneviyatı bozuluyor, diye şikâyete başlarsa?.. Reklamcıların «Hâl-i pür-melâl»i nice olur?
Eda'nın yanaklarından öperim.
Adlar

  • Radikal'in dış haberlerinde, Çek Cumhuriyeti'nde kurulacak füze sistemlerinden söz edilirken «Çekya» adı kullanılıyor. İnternet dahil sözlüklerde böyle bir değişikliğin izine rastlanmıyor. (Melih Kavukçu)
    – Ben de Çek Cumhuriyeti diye biliyorum. Radikal'in Britanya'sına rağmen İngiltere adında ısrar ettiğim gibi.