Cumhurbaşkanı, Anayasa, ve Genelkurmay Başkanı

Son zamanlarda nedense bana, Yazıcıoğlu Ahmed Bîcan Efendi'nin Türkçe'ye çevirdiği, Kazvinî'nin Acaib-ül-Mahlûkat'ından etkilenmiş gibi gelen Serdar Akinan, Akşam'daki köşe yazısında:

Son zamanlarda nedense bana, Yazıcıoğlu Ahmed Bîcan Efendi'nin Türkçe'ye çevirdiği, Kazvinî'nin Acaib-ül-Mahlûkat'ından etkilenmiş gibi gelen Serdar Akinan, Akşam'daki köşe yazısında:
– «Anayasa tek başına faydalı olmaz, diyor. Önce insanların karnını doyurun, okutun, insan gibi yaşatın! Anayasa'yı (sonra) konuşuruz.»
Akinan'ınki dün, bu konuda dile getirilmiş en karamsar düşünceydi.
Güngör Mengi:
– Konuşmasına konuşalım da, işe yanlış yerden başladık, diye bir uyarıda bulunuyor. «Partilerarası komisyondaki çalışmayı başa almak, (daha sonra) kamuoyunda yapılacak tartışmalara bir gerçekçilik ve derinlik kazandıracaktır. Partiler, üniversiteler, barolar, sivil toplum örgütleri var. Perakende aşırmalar halkın önüne getirilip bir bardak suda fırtınalar koparılıyor da, bu taslak bütünlük içinde bilimsel zeminlerde irdelenmiyor?» (Vatan)
Anayasa'yı yenileme konusuna eğiliş biçimimizi Şükrü Küçükşahin bir başka açıdan eleştiriyor:
– AKP'nin, Prof. Ergun Özbudun dışında hiçbir üyesi bilinmeyen öğretim üyelerine hazırlattığı anayasa taslağı gün ışığına parça parça çıkıyor.
Tasarıyı hazırlayan grupta başka kimler var, doğrudur bilmiyoruz. Küçükşahin'in dediği gibi, «2008 sonunda yürürlüğe girmesi hedeflenen metin için AKP ilk toplantıyı bugün (dün yani) yapıyor» (Hürriyet).
Benim kafa dengim, özellikle bu konuda Radikal yazarı Tarhan Erdem'dir. Neredeyse yirmi yıl oluyor, aynı gruptayız, aynı gazetede yazıyoruz. Tarhan Bey, benim bildiğim bu yirmi yıldır T.C. Anayasası üzerinde durmaktadır. Ondan öncesi de var. Bakın dün, yazısına o nasıl başlamıştı:
– «Birkaç haftadır gizli oy-açık tasnif ve eşitlik ilkelerinin uygulandığı, çok partili seçimde halkın belirlediği meclisin yapacağı ilk anayasanın heyecanını yaşıyorum».
Ve esasları itibariyle nasıl bir anayasa beklediğini açıklıyor. Asıl beklediği, hazırlanacak taslağın üzerinde «Hep hayal ettiğim gibi, diyor; bu tartışmayı, Kars'tan Edirne'ye kadar her kahvede, her evde birkaç ay anayasayı konuşarak sürdürmeliyiz.» (İlkelerden başlamalıyız tartışmaya.) «Ordu ve Anayasa Mahkemesi'nin (bir ara Senato'nun) Cumhuriyet'i koruma misyonunu kime vereceğimizden, halkın seçtiği Meclis'in yemini bu koruma için yeterli midir, sualine kadar.
*
Yazmayı bir an kesip, televizyonda Dengir Mir Mehmet Fırat'ın Anayasa Komisyonu adına yaptığı açıklamayı dinledim.
– «Üzerinde çalıştığımız taslak partimizin siyasî iradesinden henüz geçmedi, diyordu. Şimdilik, daha özgürlükçü, mesela özgürlüklerin kısıtlanmasını çok istisnaî şartlara bağlayan, üç erkin birbirini etkili denetimini sağlayan, Yargı'nın tarafsız ve hızlı çalışmasına önem veren bir anayasa olacak. Basın-yayında yapılan tartışmalar sağlıklı değil. Tasarı, siyasî iradenin de katılmasından sonra tartışılacaktır.»
Tarihler de verdi Fırat. Komisyon çalışmasını beş günde tamamlar. Sonra taslağı hazırlayan biliminsanlarıyla buluşuruz. Bir hafta da o, diyelim. Metin eylül sonu kesinleşmiş olur. Ekim, kasım, aralık boyunca sivil toplum kuruluşları ile kamuoyunun süzgecinden geçirilecek tasırı, 2008 başı Meclis'e sunulabilir.
Evet, böyle bir çalışma, tartışma dönemine milletçe ihtiyacımız var. Bugün Meclis yeni cumhurbaşkanımızı seçecek. Eksik olmasın Genelkurmay Başkanı Büyükanıt da dün, bir dengine getirip, biz de buradayız hatırlatmasında bulundu.
Hepimize kolay gelsin!
Dil Yâresi
Türkçe dostlarından (Tolga Bal)

  • «Ekümenik» ne demektir?
    – Ekümenik (Fransızca écuménique) «evrensel» demek. Meydan Larousse kilise terimi olarak şunu da ilave ediyor: «İstanbul'a bağlı olan piskoposların kendilerine verdikleri bir unvan».
    Bıyık simgedir de, oje nedir?
    Ciddî yazıların da genç kalemden çıkanı herhalde daha makbuldür, diye düşünüyorum. Benim canım daha çok, ana yoldan çıkıp patikalara sapmayı çekiyor, diye umarım bu yaşlı yazarınızı çok yadırgamıyorsunuzdur.
  • Meslektaş Fehmi Koru'nun bıyıkları mesela. Askerden beri burnunun hemen altında muhafaza edegeldiği bıyıklarını anî bir kararla kesmiş. Yeni fotoğrafını gördüm, daha yakışıklı olmuş. «Bıyık muhafazakârlığın bir çeşit simgesi, diyor. Simgelerin o kadar da önemli olmadığını göstermek istedim.» (Akşam, 27 ağustos).
    Bu türban takıntısından kurtulmamıza hizmet için, bıyığı olmayanlar ne yapabilir, diye ben de ciddî ciddî düşündüm.
  • Hava Kuvvetleri Komutanlığı'ndaki devir teslim törenine dört gazeteci çağrılmış (Fatih Çekirge, Hürriyet): Bizim Mehmet Ali Kışlalı, TSK'nın basın gurusudur, tamam! Fikret Bila, Milliyet'in kıdemli Ankara temsilcisi, pekâlâ! Üçüncü davetli Tuncay Özkan'ın, bu pek istisnaî iltifata hangi sebeple mazhar olduğunu çıkaramayınca, kendi bilgisizliğim canımı sıktı. Muteber misafirlerin dördüncüsü olarak Bekir Coşkun niye seçilmiş acaba diye, sormaya bile cesaretim kalmadı.
  • Hürriyet-Kelebek, biraz ağlamaklı da olsa şarkılarını benim de sevdiğim İlhan İrem'in bir fotoğrafını yayımladı dün. Tırnakları uzunca ve galiba siyah boyalıydı İrem'in. Ben ilk defa görüyorum, ojeli bir erkeği. Hata bende mi?