Cumhurbaşkanı'nın yanağı

Genç gazetecilere, cumhurbaşkanından söz ederken çok dikkatli olmaları özellikle tembih edilirdi. İlkin kimden işittiğimi söyleyemesem de, uyarı metni kelimesi kelimesine hatırımda...

Genç gazetecilere, cumhurbaşkanından söz ederken çok dikkatli olmaları özellikle tembih edilirdi. İlkin kimden işittiğimi söyleyemesem de, uyarı metni kelimesi kelimesine hatırımda:
– Herhangi birine hakaret ve saygısızlık etmek suçtur. Cumhurbaşkanına gelince durum değişir. Cumhurbaşkanına, saygıda kusur etmek suç sayılır.
Dahasa var. Biraz abartmayı da faydalı bulduklarından olmalı, uyarıyı şöyle tamamlayan da olurdu:
– Cumhurbaşkanının davetine icabet etmemek, bir yerde karşıyaşınca selamlamadan yanından geçmek bile suç sayılır.
Davetine icabet şartını anlamak zor değildi. Devlet Başkanı sizi bir yere davet edecek de, siz gitmeyeceksiniz... Olacak şey mi? Ama selam faslı biraz tuhaftı. Sorduğumu hatırlarım:
– Bir otomobilde Cumhurbaşkanlığı forsunu görünce, kaldırımda selama durmamız mı gerekiyor yani, diye?..
Bir 29 Ekim günü Ankara'da, yarım saatten uzun süre kaldırımda ikişer metre arayla sıralanarak Cumhurbaşkanı İnönü'nün arabası oradan geçecek diye bekletilmiş, araba görününce selama durmuş, ama Paşa'nın bırakın selama karşılık vermesini, başını çevirip de bizden tarafa bakma ihtiyacını bile duymayışına çok bozulmuş liseli izcilerden biri olarak, dün Hürriyet'in 16'ıncı sayfasındaki fotoğrafa uzun uzun baktım. Dün akşam televizyon seyrederken de bu sahneyi görmüş ve «Kim bu görgüsüz?» diye yerimden fırlamıştım.
Çankaya Köşkü'nde, yeni Cumhurbaşkanımız Abdullah Gül'ün davete icabet etmeme saygısızlıkları sebebiyle de hadise olan kabul toplantısı. Protokola dahil davetlilerden biri, sağ eliyle Cumhurbaşkanı'nın elini tutmuş, sol eli havada...
– Havada ne yapıyor, diye sormayın lütfen! Siz görmemiş olabilirsiniz diye, utanarak da olsa söylemek zorundayım. Sağ elini tuttuğu, kendisini karşılayan bir ilkokul çocuğu imişçesine, «şefkatle», Cumhurbaşkanı'nın sağ yanağını okşuyor.
AKP milletvekillerinden biriymiş, adı Recep Koral. Benim elimden gelmeyecek mukabelede bulundu Cumhurbaşkanı: bu rezalet olmamış, bir milletvekili tarafından, bütün dünyanın gözü önünde yanağı okşanmamış gibi davrandı.
Bir GÖRGÜ kuralları metni hazırlasak da, anayasadan önce Meclis'ten onu geçirsek işe yarar mı dersiniz?
Ne yapabilir, bu densizliklerden nasıl kurtulabiliriz? Ben bir çare düşünemiyorum.
(Recep Bey, benim de oy verdiğim İstanbul 2. Bölge Milletvekiliymiş. Niğde doğumlu bir inşaat mühendisi. Eski Gaziosmanpaşa Belediye Başkanı. İyi yetişmiş biri, yani... Değil mi?)
Şairin «Sözün bilmez» dediği
Dil Yâresi
Günlük dilde (yazık ki) çok kullandığımız kelimelerdir: denli, densiz, densizlik deriz. Kökü neredendir, diye baktım. (Gün olur, hâkimlerimiz de üzerinde durma ihtiyacı duyabilirler bu kelimelerin.)
Denli, Eski Türkçe teng («ölçü») kelimesinden geliyor; «Ağırbaşlı, hareketleri ve sözleri ölçülü (kimse)» anlamında bir sıfat.
Densiz, «Yakışıksız, yersiz, düşüncesizce davranan (kimse)» demek. Bu da bir sıfat.
Densizlik, aynı kökten isim; «Densiz olma hali, düşüncesizce hareket, münasebetsizlik» anlamına geliyor.
Meseldir, «Densize borçlanma, durur durur da düğün bayramda ister» derler.
Karacaoğlan'ın tavsiyesi güzeldir: «Yoldaş olma yolun bilmez yolsuza / Komşu olma sözün bilmez densize».

  • Hadi Uluengin, «Yine hayır! Yine asla! Yine katla!» diyor (Hürriyet, 6 eylül). Katla dediği, «Asla, hiçbir zaman, katiyen» anlamına gelen kat'a olabilir mi? Değilse nedir acaba, bizden katlamamızı istediği?
    «Numaracılık mı» başlıklı (Sual işaretine gerek görülmemiş) aynı yazıda, ikâmet'ten söz ediliyor, ki doğru imlası (elbette telaffuzu da) ikamet'tir. Evet «a» sesi uzundur amma, üzerine şapka koyunca «k» sesinin ince okunmasına yol açar. Bu da yanlış olur; oradaki kalın «a»dır.
  • Cumhurbaşkanı şu kadar saatte, bu kadar insanla tokalaştı, diyorlar. (İtalyanca tocare, «dokunmak» fiilinden geliyor; tocca da «dokun» demek). Biz, bir yardımcı fiille toka etmek de diyoruz, tokalaşmak da dediğimiz oluyor. İstanbul Türkçe'si, benim bildiğim el sıkmak, el sıkışmak demeyi tercih eder. «Toka» sesini taşra daha çok sevmiştir.