Cumhuriyet ve ansiklopedi

Cumhuriyet Bayramı kutlamalarının, kuruculara bağlılık ve vefa bildirimlerinden, ilkelere sadakatten ve rejimi tartışmaya cüret edenlere gözdağı vermekten öte anlamları da olabilir.

Cumhuriyet Bayramı kutlamalarının, kuruculara bağlılık ve vefa bildirimlerinden, ilkelere sadakatten ve rejimi tartışmaya cüret edenlere gözdağı vermekten öte anlamları da olabilir.
Benim gözümde bütün yıldönümleri, bir iç hesaplaşma, bir bilanço çıkarma vesilesi de olmalıdır. Oysa bakın 84'üncü yıl kutlamalarına, ziyade güncel ve heyecanlı duyguların, düşüncelerin ağır bastığını göreceksiniz. Bir asra yakın zaman geçmişse kuruluştan bu yana, olayın ve kurumun, duygulardan çok akıl terazisinde tartılması gerekmez mi?
Biz bunun aksini yapıyor ve o kadar yıl geçmiş olsa da Cumhuriyet'e bağlılığımız bakın nasıl devam ediyor diye sevinmeyi, kutlamanın en iyi biçimi sanıyoruz.
Bu vesileyle kendi kendimizle hesaplaşma fikrini fiile geçirmeyi beş yakınımla ben 1973'te denedik. Cumhuriyet'in 50'nci yıldönümüydü. Tematik bir ansiklopedi düşündük. Adı Türkiye Ansiklopedisi oldu; iki kelimenin arasında (1923-1973) kaydıyla. 4 ciltte 1 500 sayfadan oluştu. Gene alfabetikti, ama ele aldığı konular açısından sınırlı.
Belirlediğimiz takvim ve dünya, 1923-1973 arası ile Türkiye Cumhuriyeti'ydi. Biyografiler meyanında Osmanlı Padişahları yoktu mesela. Bu elli yılda Türkiye ile kayda değer bir ilişkisi olmadıysa, diyelim ki, Şili diye bir madde de yoktu. Bir kişinin, konunun, kavramın bizim ansiklopedide yer alması için, 50 yılın Türkiye'si ile bir ilişkisi bulunmalıydı. 4. cildin sonuna 50 yılın kronolojisini koyduk; o da zaman ve mekân olarak 1923-1973'le sınırlıydı.
Bir çok ansiklopediye çalıştım ben. En sevdiğim, bu içinde tercüme tek satır bulunmayan Türkiye Ansiklopedisi'dir. 1974 yılında yayıma fasiküller halinde başladık ve bitirdik. Birkaç yıl sonra ek cildini yayımladık. Ve orada durduk.
1998'de, Cumhuriyet'in 75'inci yılı vesilesiyle bir ek cilt daha çıkarsak mı, yoksa tamamını yenilesek mi diye düşünmedim değil. Ama Cumhuriyet'le birlikte ben de yaşlanıyordum. Yaşım yetmişi bulmuştu, cesaret edemedim. 1996'da Radikal okurlarına dağıtılmak üzere Zeynep Çağlıyor'un ve İlhan Turalı'nın yardımıyla Demokrasinin 50 Yılı diye bir kronoloji hazırladık. 1923-1973 kadromuzda Adnan Benk, Nezihe Araz, Aydın Kazancı, Nurullah Gezgin ve Gülseren Devrim yayımcılar arasındaydı. Bugün ikisi yok, ikisi hasta, Aydın ile ben ayaktayız.
Bu hale rağmen, biraz daha dayanıp 1923-2023 Türkiye Ansiklopedisi'nin de üstesinden gelebilir miyiz, diye hiç aklımdan geçirmedim desem yalan olur. Doksan beşi bulmak lazım. Her neyse çocuklarıma bir emanettir, hani bir dengine gelir de internet izin verirse!
Bu Özgü Namal'la başa çıkılmaz
Kendime yakın hissettiklerimle ilgileniyorum. Edebiyat. Sonra tiyatro, sinema. Derken radyo, televizyon. Ferahlıyorum.

  • Yasemin Yalçın, Oyunun Oyunu adlı oyunla sahneye dönüyormuş. Nerede bu çocuk? Sürahi Hanım karakterinin mucize yaratıcısı olan... Ben onları ilkin, iki arkadaş olarak fark ettim, Demet Akbağ ile onu. İyi haberi nihayet aldık, BKM'de o oyuncu, ben seyirci... Buluşuyormuşuz.
  • Antalya'da Özgü Namal, Mutluluk filmindeki oyunuyla en iyi kadın oyuncu ödülünü almış. Hem bu kadar güzel, bir o kadar başarılı, üstelik sevimliliğinden de hiçbir şey kaybetmeyen başka bir kadın gördünüz mü siz?
    Filmlerini gördüm. Dört dörtlük, çok yönlü, mükemmel bir oyuncu. Bununla yetinse, çok güzel de bir kadın olarak hayatın tadını çıkarsa ya! Bir de üstüne üstlük, nasıl diyeyim... Bu kadar şirin, bu kadar sevimli de olunmaz ki a canım!
    Ben onun cinsiyetinden bir oyuncu olsam, Altın Portakal'ı yönetenlerden, Özgü Namal'ın festivale, filminden gayrı kendisinin de gelmesini bir yolunu bulup önlemelerini isterdim. Filminden gayrı kendisi de oradaysa, jüri üyeleri ödülü bir başkasına kolay kolay veremez.
    Dil Yâresi
  • Gene yaşıtlarımla buluştuk. Bir önceki buluşma Sait Halim Paşa Yalısı'ndaydı. Bu kerre doğrudan Tuzla'daki KASEV VAKFI'nda. Bu ziyareti de, ilk fırsatta anlatacağım size.
    Vakıf sakinleri sohbetimizin daha başında titizlendiler:
    – Biz ihtiyar değiliz yaşlı'yız, diye uyardılar beni.
    – Ne zararını gördünüz ihtiyar kelimesinin, diye sordum ben de. Şimdi aramızda konuşalım. Ben size meşhur lugatçi Şemseddin Sami'nin bu konuda dediğini aktarayım. Siz ki bu kelimeyi ilkin benim gibi «İHTİYARİ DURAK» tabelalarında gördünüz. Öyle değil mi? Öyleymiş, evet...
    İhtiyar kelimesi Arapça hiyer'den («Tercih etmek, seçip ayırmak») geliyor; «Kendi isteğiyle hareket etme, iradesini kullanma» anlamlarında da kullanılıyor. «İhtiyarım haricinde vâki olan bu hareket» diyor Hüseyin Rahmi Gürpınar mesela...
    Şemseddin Sami getiriyor açıklamanın gerisini: Sahibü'l ihtiyar, «seçme hakkı elinde olan kimse» demek. Bu deyimden kısaltma yoluyla türetmişiz ihtiyar kelimesini, zamanla da bir kusur gibi görmeye başlamışız, ki hiç de değil.
    Kelimenin iki anlamı var:
  • «Yaşlı, kocamış.» (Yedi yüzyıl süren hikâyemizi / Dinlemiş ihtiyar çınarlardan, diyor Yahya Kemal Beyatlı).
  • «Yaşlı kimse» (Kocadım ihtiyar oldum kardaşlar / Hâlime rahmedin bakın yoldaşlar, diyen de Karacaoğlan).