«Daha Davos?a gelmem!»

Tayyip Erdoğan adlı ortağın, Siyaset Apartmanı?ndaki arsa payını giderek artırdığının, diğer daire sahipleri (isterseniz doğrudan parti liderleri diyelim) ne derece farkındadır, bilemiyorum.

Tayyip Erdoğan adlı ortağın, Siyaset Apartmanı’ndaki arsa payını giderek artırdığının, diğer daire sahipleri (isterseniz doğrudan parti liderleri diyelim) ne derece farkındadır, bilemiyorum.
Laf ebeliği etmeden söyle derseniz, Tayyip Bey Türkiye’nin gündemindeki yerini her geçen gün biraz daha artırıyor, diyeceğim. Bu hal onun için bir başarı mıdır, yoksa endişe edilecek bir gidiş mi, orasını da kestiremiyorum.
Bir siyasetçiyi konuşuyoruz. Geldiği noktada kendi partisi içinde bir rakibi bulunmadığı gibi, başında bulunduğu partinin seçimlerde bileğini bükebilecek bir başka parti de siyaset ufuklarımızda pek görünmüyor. Demek ki Erdoğan başarılı, hem de çok başarılı bir parti başkanı ve siyasetçidir, anlamına gelir mi bu durum sizce?
– Olmasa, siz de ömrünüzü ona taraftar veya karşı çıkmakla, onun dediklerini ve yaptıklarını, bu arada elbette sizce yapması gerekirken yapmadıklarını da tartışmakla tüketmezdiniz, demezler mi insana?
Bana deseler, cevabım hazır:
– Çok zaman var ki biz, insan tarttığımız terazinin bozulan ayarını düzeltemedik, der keserim böyle anlamsız konuşmayı.
Şimdi gene günlerce gelsin Tayyip Bey yergileri ve övgüleri. Başbakan Davos’tan alelacele ayrılır ayrılmaz başlamadı mı zaten. Hiç yakışmadı o tavır, hem de dünyanın gözü önünde Türkiye’nin başbakanına! Hiç de değil, neden çekinip de doğru bildiğini söylemesindi, iyi etti, pekâlâ oldu. Şimdi göreceksiniz dünyadaki itibarı artacak, Türkiye de bundan faydalanacaktır.
Ben övgüleri de, yergileri de anlamsız buluyorum. Çünkü gene, hep yapageldiğimizi tekrarlayarak, meselelerimizi değil, sahne-i siyasette boy gösteren insanlarımızın, kendi içtihadımızca iyi ve kötü gördüğümüz yanlarını konuşuyoruz. Buradan yola çıkarak bir yere varılabilirmiş gibi üstelik tartışıyoruz, kavga da ediyoruz.
Şimdi bir besmele çeker ve «Yumuşak başlıyım, ama kurbanlık koyun değilim»den başlayarak zevzeklenmeye devam ederiz.
Aklınız kesmediyse bu dediğimi, şu günlerin haberlerine, laflarına, yazılarına biraz da bu gözle bakın, umarım ki böyle olduğunu görerek üzüleceksiniz.
Ee biraz da üzülün yani! Laklakiyatla bir yere varmamız mümkün değil çünkü.
Ben bu vesileyle bir başka üzüntümü söyleyeyim size: Tayyip ve Deniz Beylerde canımı sıkan bir şey daha var: Az bulunur hitabet yeteneklerini ısraf ediyorlar.

Ayrı dünyalar: iş ve siyaset
Cuma Akşamı CNN?Türk’te pek beğendiğim bir buluşma vardı, sahiden faydalanarak seyrettim. Adı Bakış’tı programın, konusu Davos 2009. Sunucuları (Türkçeleriyle de başım hoş olan) Şirin Payzın ile Deniz Bayramoğlu.
Katılanları alfabe sırasıyla vereyim (protokol gerektiren altı kişi zira; beş büyük iş grubunun baş yöneticileri veya ortaklarıyla bir bakan): Bülent Bulgurlu (Koç Grubu), Tuncay Özilhan (Anadolu Grubu), Vuslat Doğan Sabancı (Doğan Grubu), Ferit Şahenk (Doğuş Grubu), Mehmet Şimşek (Ekonomiden Sorumlu Devlet Bakanı) ve Agâh Uğur (Borusan Holding).
Nasıl? Çarpıcı bir grup değil mi? Televizyoncuları kutlarım (ve umarım yanılmıyorumdur) bugüne kadar gördüğüm en tutarlı katılımcı kadrosuydu bu. Agâh Bey ile elbette Vuslat Hanım’ı tanırım. Bülent Bulgurlu ile Mehmet Şimşek’i ismen biliyorum. Tuncay Özilhan ile Ferit Şahenk’i de (Allah bilir nedendir!) severek çok beğeniyorum; bu biraz onlara televizyonda daha sık rastladığım anlamına da gelir.
İki konu üzerinde duruldu: Davos maceramız ve IMF ile yeni anlaşma hikâyemiz.
İlk dikkatimi çeken özellik zihinlerinin berraklığı oldu. Ve (Tayyip Bey’in kulakları çınlasın) sözlerini kelime kelime tartarak konuşmaları.
Bu vesileyle uzaktan görülür hale gelen bir gerçek de, bakanlarımız ile önemli işinsanlarımız arasında bir karabet’in («yakınlık, benzerlik» demektir) bulunmayışıydı. Belli ki yeterince görüşmüyorlar.

Dil Yâresi
* Çoğu zaman başıma gelir. Bir kelimeye takılır ve yazmaya başlamakta gecikirim. Gene öyle bir süre yaşadım. Yarın Güz Sancısı’ndan söz edeceğim. İlkin söze «Temaşa sanatları dünyası...» diye girmeye davrandım.
– Temaşa eskice bir kelime değil mi sence?
– Metin And «seyirlik oyunlar» diyordu.
İyi de seyirlik ve temaşa aynı anlama gelmez, demeye cüret ediyorum ben de. Evet seyir kelimesinin de, temaşa’nın da «yürümek» fiiliyle ilişkisi var. Seyretmek hem «bakmak», hem de «gitmek, yol almak» anlamlarına gelir. Temaşa da Arapça «yürümek» (meşy) kökünden geliyor, ama temâşî «birlikte yürümek» demektir; Farsça, temâşa’yı temâşî’den üretmiş gibi gelir bana. Uzatmayayım: kukla, perde oyunları, tiyatro, sinema, evet «seyirlik» sanatlardır, ama şu farkla: zevk almak, hayranlık duyularak ve topluca seyredilen sanatlardır bunlar. Türkçe’mizde seyretmek fiili hem «Durup bakmak», hem de «yol almak» anlamlarında kullanılmıştır. Ama bir sanat eserini zevk alarak seyretmekten söz ederken kullanılagelen kelime temaşa olmuşur.
Nitekim «seyirsever» dendiğini hiç işitmezsiniz; ama «temaşaperver» denir ve bu sadece «tiyatro-sever» demektir. Ben de temaşa dünyamız derken (Bu ifadede yer alan üç «a»yı da uzun söylemek gerekir) durup bir yere bakanları değil, bu seyirden farklı bir zevk alanları kastediyorum.
Fazla «eskimişliğimin» belirtisi; kelime seçerken neler düşündüğümü de bilmenizi istedim.