Darwin, senin soyundan gelmektense maymun soyundan gelmiş olmayı tercih eder

Beni asıl geri kalmışlığımız rahatsız eder. Öncelikli dileğim hep Türkiye?nin de gelişmiş ülkeler arasında yer alması oldu.

Beni asıl geri kalmışlığımız rahatsız eder. Öncelikli dileğim hep Türkiye’nin de gelişmiş ülkeler arasında yer alması oldu. Kavga ediyorsam sebep daha çok, görgü, kültür, hayata ve insanlara bakış açısı konularındaki kıvam farkları olagelmiştir.
Bu hafta tepemin tası attıysa, sebep TÜBİTAK bünyesindeki hadiseydi: Darwin’in doğuşu ile ünlü kitabının yayımlanış yıldönümlerini kutlama konusunda, bir bilim kurumunda da baş gösteren yobazlıktı. Darwin ve Darwin’cilik (ki Evrim Kuramı da diyoruz), biyolojiye özgü bir terim, ama evrim felsefesinin önemli kavramlarından biridir, yani biyolojiyle sınırlı değil.
Yanlış terimler kullandığımı sonradan farkettim. Felsefe veya tabiat bilimlerinde de Evrim Kuramı dememiz gerekiyor; zira öğreti «doktrin» demek, kuram ise «nazariye»: l Öğreti, «1. Bilimde bir düzenli görüşü oluşturan ilke ve dogmaların bütünü. 2. Belli bir anlayışa, düşünceye dayalı olan ilke ve ilkeler bütünü.» l Kuram, «1. Uygulamalardan bağımsız olarak ele alınan soyut bilgi. 2. Belirli bir konudaki düşüncelerin, görüşlerin bütünü. 3. Sistemli bir biçimde düzenlenmiş birçok olayı açıklayan ve bir bilime temel olan kurallar, yasalar bütünü, teori.»
Bana kalsa Darwin’ciliğin bir «nazariye» olduğunu söylemek daha açıklayıcı olur. Nazar, «bakış» demek; zarfı nazaran «Göre, oranla, kıyasla, bakılırsa» anlamına gelir; nazarî «Bilgi hâlinde, uygulama alanına çıkmamış» anlamında bir sıfat ve nazariye «1. Uygulamaya bağlı olmayan, düşünce alanında kalan soyut bilgi. 2. Bir bilime temel olan fikirlerin sistematik ifadesi halindeki kurallar bütünü. 3. Belli bir konudaki sistemli düşüncelerin bütünü.»
Türkçe Sözlük’te nazariye’nin ilk karşılığı kuram’dır.
*
Oldu size upuzun bir Dil Yâresi. Şimdi gelelim Darwin’ciliğin, hatta daha doğrusu Charles Darwin’in, doğumundan tam 200 yıl sonra bizim memleketimizde başına gelenlere.
Hikâyemize, Darwin’in kendinden 16 yaş küçük, ama çok yakın ve vefalı dostunu tanıyarak başlayalım. O da İngiliz, o da ünlü biyoloji bilginlerinden biri.
Adı Thomas Henry Huxley.
Ben Thomas Henry’nin adını bile bilmezken, onun kendisinden çok daha ünlü torunlarından biriyle tanıştım. Aldous Huxley ile. Soyunu inkâr etmeyen, çok bilgili bir romancıydı. İlki Yeni Dünya, sonuncusu Ada olan bütün romanlarını okudum. Bir kısmını çevirilerinden, çevrilmeyenleri Fransızcasını bularak. Çok etkilendiğim XX. yy romancılarının başında gelir Huxley.
Dede Huxley’de ünlü torun mu ararsınız; biriyle ben de tanıştım. Üniversitedeydim. O da çok ünlü bir biyoloji bilginiydi. Adı Sir Julian Huxley; Aldous’un ağabeyi. UNESCO’nun ilk başkanı.
Sir Julian bir konferans için İstanbul’a gelmişti. Eminönü Halkevi’ndeki konferanstan sonraki kokteylde gidip merhaba, dedim; kardeşinizin sıkı okurlarındanım. Aldous’tan ve kitaplarından uzun uzun söz ettik. Bana ayrılırken söylediğini tekrarlamaktan hoşlanırım.
– Ona İstanbul’dan bir hatıra, bir hediye götürecektim. Satın almama gerek kalmadı. Senin İstanbul’da da genç bir okurun var. Bütün kitaplarını okumuş. Sen onun çok sevdiği yazarlardan biriymişsin, diyeceğim. Bundan iyi hediye mi olur!
Söyledi söylemedi bilemem. Ama ben arkadaşlarıma bu sayede çalım sattım durdum:
– Huxley kitaplarını okuduğumu ve onu çok sevdiğimi bilir, diye.
*
Dönelim Darwin’e.
Dediğim gibi, bizim Huxley’lerin dedesi Sir Thomas, dostu ve hayranı olduğu Darwin’in fikirlerinin o yıllardaki büyük savunucularından biridir. Parlak kariyer sahibi bir biyoloji bilgini. O da hayvanlar konusunda çalışmaları, araştırmaları olan biri. Söylendiğine göre Sir Thomas’tan, «Darwin’den çok Darwin’ci olan adam» diye söz edilirmiş.
1860 yılında, İngiliz Bilim Geliştirme Derneği’nin Oxford Üniversitesi’nde düzenlediği tarihî toplantıya bu iki dost birlikte katılmışlar.
Konu, Darwin’in Evrim Kuramı. (Doğal Ayıklanma Yoluyla Türlerin Meydana Gelişi bir yıl önce 1859’da yayımlanmıştır.)
Karşılarında Anglikan Kilisesi’nin büyük hatiplerinden biri var. Bu toplantının, şu yeni ve «tehlikeli» kuramı çürütmek ve kuram sahibini de rezil etmek için mükümmel bir fırsat olduğunu düşünen Piskopos Samuel Wilberforce.
Hıristiyan Kilisesi kuram olarak kürsülere, sahiden bilgili, ağzı iyi laf yapan, boylu boslu, kılığına tuvaletine özen gösterir, yakışıklı papazların çıkarılmasına itina ederdi. Piskopos Wilberforce da, o kolundan ipek mendilini çıkarıp terini silen, ziyade şık ve züppe kilise hatiplerinden biri.
Darwin ise, çok atak ve cüretli bir bilim insanı olmasına rağmen, cerbezeli bir hatip değil.
Sahibini etkisiz kılmak bir fikri çürükmekten evladır düsturunu benimsemiş Piskopos Samuel sözün bir noktasında soruyor:
– Centilmen size atalarınız arasında bir maymun bulunup bulunmadığını sorabilir miyim?
Salonda sinek uçsa duyulacak bir sessizlik. Darwin susuyor, böyle bir suale ne cevap vereceğini bilememiştir. Piskopos aynı alaycı ifadeyle sözünü tamamlar.
– Her ne kadar bize garip gelse de, madem bu kadar ısrar ediyorsunuz, maymun soyundan geldiğiniz iddiası önünde de saygıyla eğilmek durumundayız.
Salondakiler gülmüş müdür bilemem. Ama Piskopos hak ettiği cevabı Thomas Henry Huxley’den alacaktır:
– Darwin atasının bir maymun olmasını, zeki ve kültürlü, ama zekâsını ciddî bir bilimsel tartışmayı gülünç hale getirmek için kullanan bir adam olmasına tercih eder!
Tartışma ve bu «tarihlere geçmiş» cevap, Darwin adının ve kuramının duyulmasına, merak edilip öğretilmesine hizmet etmiştir. Bilimi, ilahiyattan bağımsız olarak ele alma gereğinin de ses getiren ilk işareti olmuştur.
Not. Agnostisizm’e ilgi duyanlar için bir hatırlatma. Yukarıda adı geçen Huxley Dede, felsefe terimlerine agnostik kelimesini de ilave eden filozoftur.