Darwin?i Adnan Hoca?ya soran Hülya Avşar oldu

Yazı işleri toplantılarına katılabilmek, bir kenarda uslu uslu oturmak şartıyla da olsa, köşekadısı için faydalıdır. Hele öğle sonu toplantılarında; çünkü o saatte artık günün haberleri iyice belirginleşmiş olur.

Yazı işleri toplantılarına katılabilmek, bir kenarda uslu uslu oturmak şartıyla da olsa, köşekadısı için faydalıdır. Hele öğle sonu toplantılarında; çünkü o saatte artık günün haberleri iyice belirginleşmiş olur.
Son dönemimde ben bu şansa sahip olamadım. Bir ilk toplantıya çağırdılar. Masanın başında  -«u»su uzun söylenen- «kul» sıfatlı biri oturuyordu. Beni, ilk defa gördüğüm yeni arkadaşlarıma:
– Hakkı Bey de Patron’un yakın bir dostu olarak toplantılarımıza katılacak, diye tanıttı.
Gençlerden, gene de hakkımda acele hüküm vermemelerini rica ettim. Etkisi olmadı.
Hazret araya girmiş olmamdan pek hazzetmemişti; sonu «Siz de danışmanlık edersiniz o zaman!» diye biten, yaşlı öküzlü-genç inekli müstehcen bir fıkra anlattı. «Kul» arkadaşa baktım bir süre; bu laf yoktu eskiden, biz bu tipleri bostanda yetişen bir tür meyve adıyla anardık. Bir daha katılmadım toplantılarına.
İkindi vakti elime kalemi aldığımda, o günün gazetelerinde okuduğum, televizyonda işittiğim haberlerden yola çıkarak başlıyorum yazmaya. Toplantıya katılan köşeci, dolmada kullanacağı malzemeyi daha iyi seçme ve iyi karıştırma şansına sahip olur.
Dünkü gazeteleri incelerken dikkatimi çeken önemli hadise, TÜBİTAK’ta Evrim Öğretisi’ne sansür konulmuş olmasıydı. Darwin’in bir üst bilim kurulunda uğradığı muamele Radikal’in üç yazarını birden (Türker Alkan, Haluk Şahin ve ben) rahatsız etmişti. Ve iki sayfa dolusu haber. Oktay Ekşi ve Doğan Hızlan (Hürriyet), Nazlı Ilıcak (Sabah), Okay Gönensin, Mine Kırıkka-nat, Hikmet Bilâ (Vatan), Mehmet Altan (Star), karikatürüyle Musa Kart (Cumhuriyet), İhsan Çaralan (Evrensel) ve Medya Mahallesi programında Ayşenur Arslan (CNN Türk), tabiat bilimlerinin büyük öncüsü Charles Darwin’in uğradığı haksız ve çirkin muamele üzerinde durmuşlardı. Diğerlerinde, bu akıl almaz yobazlığı görmezden gelmeyi tercih edenler olup olmadığını bilemiyorum. İktidarla aynı dünya görüşünü paylaşanlardan birinde «Bunun neresi sansür?» diyeni de gördüm, o kadarını söyleyeyim; diğerleri «lâlüebkem*». Günlük gazete «istihkak*»ımı 22’den 12’ye indirdiğimi biliyorsunuz.
Meclis Anayasa Komisyonu Başkanı Prof. Burhan Kuzu, Evrim Öğretisi için «Çok kabul görmeyen bir teori. TÜBİTAK sorumluluk duygusu içinde davranmış» diyor. Din bilgini Devlet Bakanı Mehmet Aydın suali «Yani Darwin’li yazılar olsun, olmasın diye bir süreçten geçmemiş. Dolayısıyla bir yetki çatışması var» diye geçiştirme ihtiyacı duymuş. Onun durumuna ayrıca üzüldüm.
Bu konuda en beğendiğim davranış Hülya Avşar’dan geldi, onu da söylemeden geçemem. Dün akşam televizyon programında, Evrim Öğretisi’nin baş düşmanı Adnan Oktar’ı ağırlayacaktı (Türkmax, Hülya Avşar Stüdyosu). Eve yetişip dinlemeye çalışacağım.
Ve gene konuşacağız.

Sualler cevapsız kalmasın!
Selim torunumla aynı yurtta (yani bizim evde) yan yana odalarda kaldığımız yıllarda, sabahları odama girip dolapta çorap ve mendil araması çok hoşuma giderdi. Şimdi de ceketimin cebinde fazladan bir mendile rastlarsam, «Selim koymuş olmasın!» diye gülümsüyorum.
Bazen, okurlarımı da çocuklarımmış, torunlarımmış gibi görmeye mi başladım yoksa, diye endişe ediyorum. Diyarbakır’daki Ulucami’de Kürtçe Mevlit okunduğunu öğrenince bir duraladım:
– Peki, Mevlit’i Kürtçe’ye kim, ne zaman çevirmiş acaba, diye?
Dün de Akif Beki’den öğrendim ki Kürtçe Kuran meali için de Diyanet İşleri’nde çalışmalara başlanmış. Diyor ki Akif:
– Azerice, Tatarca, Gürcü dilinde ve Almanca Kuran meali var da, Kürtçe niye olmasın?
Evet, Diyanet’te şimdi coğrafyamızda konuşulan bütün dillerde Kuran mealleri bulunsun için de çalışılıyormuş. Çeviri için Kürtçe’nin imkânları üzerinde durmaktaymışlar.
Daha güzeli, Diyanet’in elinde Kürtçe meal örnekleri de varmış. Dördünün adını veriyor Akif Beki.
Bence gazetecinin görevi, çalışmasının yarısından çoğunu okurun zihninde şu veya bu sebeple beliren güncel sualleri (bilgi noksanlarını) cevaplamaya yardımcı olmaya yönlendirmektir. Akif’ten verdiğim örnekte olduğu gibi.

Dil Yâresi
Türkçe dostlarından (Osman Avşar)

  •  Can Dündar’a da yazdım. NTV’deki programının adında gazete kelimesini «gaste» diye yazmasından şikayet ettim. Siz bari yapmayın, dedim; konuşma dili ile yazı dilini birbirine karıştırmayın, dedim. Hakkı Bey, siz de yazarsanız programının adını belki değiştirir.

– Fransızca kelime sonunda «o» sesi için çeşitli formüller kullanır: o, yazar; au, aux, yazar; aud, yazar...
Fransızca fonetik imlayı benimsememiş, diyeceksiniz. Mesela Renauld’nun son hecesi de «o» sesidir. Şikâyet ederler, aynı sesi niye birkaç şekilde yazıyoruz, derler. Değiştirmeye davrandılarsa da son yıllarda, sonuç alamadılar.
Türkçe telaffuzda üç heceli kelimelerin orta hecesindeki sesliyi düşürme eğilimindeyiz biz de; burada yerine burda, makiyaj yerine makyaj deyişimizde olduğu gibi. Latife etmek için imla değişikliği yaptığımız da olur. Oğuz Aral’ın bir tribün küfrünü «b ve n» harflerinin yerini değiştirerek, nahoş tepkilere yol açmadan yaptığını unuttunuz mu? Ağız yapımızla ilgili fizik bir hadisedir belki de: «Değil mi efendim?» yerine «Di mi efem?» de deniyor.
Söz konusu olan, işe imla yanında grafiğin de katılabildiği bir başlık’tır. Kelimeyi fazla nizamî ve ciddî anlamda kullanmadığını da ifade etmek isteyen bir tür latife. Ben çok da yadırgamıyorum.
*

  •  Lâlüebkem*, «Dili tutulmuş, donakalmış, şaşkınlıktan konuşamaz olmuş».
  •  İstihkak*, «Hakkı olma, hak ediş, layık olma».