Darwin?in hatırlattıkları

Bugünün çocukları için ne ifade ettiğini bilemem. Tarih ders kitaplarımızda çizilen kötüleyici portresine rağmen İkinci Abdülhamid bizim için, ülke kaderinde etkili olmuş...

Bugünün çocukları için ne ifade ettiğini bilemem. Tarih ders kitaplarımızda çizilen kötüleyici portresine rağmen İkinci Abdülhamid bizim için, ülke kaderinde etkili olmuş, kendine özgü, güçlü ve önemli bir tarihî şahsiyetti. Bazı hikâyelerin, özdeyişlerin onun adıyla anılmasının sebebi de bu olmalı.
Bir gerçeği dile getirmek üzere anlatılan, geçmişte dinlediğim hikâyenin kahramını da oydu.
Sultan Hamid’e otomobilin icadından ve Avrupa’da, Amerika’da çok kullanılır hale geldiğinden söz etmişler. Bir numune getirtmeye emr-i âliniz olur mu Hünkârım, diye de sormuşlar.
Sonunda numune olarak bir otomobil gelmiş İstanbul’a. Hünkâra da gösterilmiş. Zanaatlara (bilhassa marangozluğa) ve alet-edevata meraklı olan Abdülhamid, ilk defa gördüğü otomobili inceledikten sonra (arada düşünmüş olmalı) sormuş adamlarına:
– Nakil vasıtası olarak güzel, hızlı, kullanışlıya benziyor. Ama çok sayıda getirtirsek, arabacı esnafının hâli nice olur, diye hiç düşünmez misiniz?
Geleceği onlardan çok daha iyi gören Hünkâr Hazretleri’ne hayranlıklarını nasıl bildirdilerse artık, huzurundan tez çekilmişler. Ve yıllar yılı bir daha lafı edilemeyen otomobilin Türkiye’ye gelişine çok sonraları izin çıkmış.
*
Zamanla hikâyeyi aklımca değerlendirmiş, Osmanlı tarihinde gerileme devrini başlatan mantık da işte bu olmuştur diye ve çok baş ağrıtmıştım, hatırlıyorum.
TÜBİTAK’taki Darwin’i yasaklama rezaleti bu hikâyeyi hatırlattı bana. Yandaş vezninde söylemek gerekirse akıldaşım olan gazeteler ve gazeteciler, TÜBİTAK’ta patlak veren (asırlar boyu sürmüş ve son yıllarda kimi siyaset bezirgânınca yeniden gündeme getirilmeye çalışılan, bâtıl olmuştur ümidi beslediğimiz) bu gerçekten GERİCİ düşünceye haklı olarak karşı çıktılar.
Taraftarı veya aleyhtarı olunacak seçimlik bir tavır değil bu. Bir toplumu diğerlerinin çok gerisinde bırakabilecek, toptan bir idraksizliğin açık olduğu kadar da tehlikeli ifadesidir.
Bazı gazetelerin hali, bana bir kere daha «Ne mutlu ki Radikal’deyim!» dedirtecek kadar kötüydü. Tartışılmaz dediğim yanlışa karşı çıkanlar elbette (ve hamdolsun ki) çok. Bilim ve devlet-siyaset adamları ve sağduyu sahipleri de var bu cephede. Nedir ki, farklı düşünen bir kişi bile olsa, hayret ve isyan edeceğimi bilerek değerlendirin lütfen, benim bu öfkeli tavrımı.
Değişik düşünce ve tavırlara dair seçmelere dünkü Radikal’de geniş yer verilmişti. İlgilenmekle iyi ettiniz, demekten kendimi alamıyorum.

Dil Yâresi
Türkçe dostlarından (Oktay Keskin)

  • Bir bayan için bedbaht kelimesi kullanılabilir mi? Çirkin yerine. Kadın çirkinse şayet, çirkin kelimesi yerine bedbaht’ı kullanabilir miyim?

– Sözlükler çirkin’i «Göze ve kulağa hoş gelmeyen» diye tarif eder; karşıtı olan sıfat da güzel’dir. Gidip güzel’in anlamına bakarsak, «Göze ve kulağa hoş gelen, görülmesi, duyulması insana zevk veren» diye tarif edildiğini görürüz; «karşıtı çirkin» diye yazar anlam tarifinin sonunda.
Bedbaht ise «Talihi kötü olan, bahtsız, talihisiz (kimse)» demek.
Bir kadına «Sen ne güzelsin!» derseniz iltifat etmiş, «Ay ne kadar da bedbahtsın!» derseniz, ona acıdığınızı ifade etmiş olursunuz.
Kuzum, çirkin veya bedbaht, bunu o hanıma söylemekten maksadınız nedir sizin? Bunu bilmedikçe ben, ne diyebilirim size?

Hisarcıklıoğlu ve hanımlar
Siyasette kadınlarımız?, sualinin cevabını, Radikal hafta başında vermişti: «Seçimde kadının varlığı göstermelik.»
29 Mart yerel seçimleri 16 büyükşehir, 65 il, 892 ilçe ve 1903 beldede yapılacak; hepsi 2 876 seçim bölgesi ediyor.
Radikal aynı gün hanım adayların dökümünü vermişti. AKP, CHP, MHP, DTP ve SP’nin adaylarının toplamı 152. Bunlardan 10’u il belediye başkanlığına aday; 142’si ilçe-belde başkanlıklarına. Erkeklere oranı yüzde 5’i biraz geçiyor hanım adayların.
Dökümden bir not daha: AKP’nin hanım aday sayısı 18 (biri il), CHP’nin 45 (8’i il), MHP’nin 38 (il yok), DTP 41 (il yok), SP 10 (biri il).
TBMM’de de hanım milletvekillerinin sayısı azdır zaten. İnsana belediye başkanlığı ve meclis üyeliği kadınlar için daha uygungörevlermiş gibi gelir. Evini, varsa küçük çocuklarını bırakarak veya eşini de peşinden götürmeyi göze alarak yapılabilecek milletvekilliği gibi değil.
Aynı 9 mart pazartesi günü, Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği (TOBB) Başkanı Rifat Hisarcıklıoğlu ile birlikte poz veren hanımların fotoğrafına baktım. Sayıları 100’den fazlaymış gibi geldi bana. Okuyup öğrendim ki 365 oda ve borsayı temsil eden hanımların sayısı 2005 yılında 51 iken bu yıl 149 temsilciye çıkmış; artış oranı yüzde 192.
Bana siyasî parti başkanlarının, TOBB Başkanı (ki benim de çok beğendiğim bir yöneticidir) Hisarcıklıoğlu’ndan ders almalarında fayda var gibi geliyor.

TELAYNAK

  • Türkiye’de TÜBİTAK ve Bilim-Teknik Dergisi rezaletinin patlak verdiği günün akşamı, Adnan Oktar (nâm-ı diğer Harun Yahya) Hülya Avşar’ın karşısındaydı. Sohbetin son dakikalarına yetişebildim. Karşılıklı, iyi kötü bir denge kurulmuş gibiydi aralarında.

Hülya (rütbesi kendinden menkul) Hoca Efendi’de ciddiye alınacak bir özellik, bir kişilik bulamamış olmalı ki, sohbetin ipi kopmuş.
– Hiç evlenmediniz ve evlenmeyi de düşünmüyorsunuz. Peki ihtiyacı nasıl gideriyorsunuz?.. kabilinden sualleri, cevap alamayacağını bile bile, adamı alaya almaktan gayri bir çare bulamadığını da açığa vurarak ve gülerek soruyor.
Nitekim cevap diye bir yılışma tablosu çıkıyor ortaya. Yani ciddiye alınacak, hele zinhar öfkelenecek bir durum yok ortada.
Bundan ibaret!