Değerli sanatçılar, çok güzel kadınlar yanında, alın size bir de «portatif» dede

Büyük bir aileye benzeyen eski mahalleler düzeninin yabancısı sayılmam. İçinde büyüdüm de diyemeyeceğim gibi...

Büyük bir aileye benzeyen eski mahalleler düzeninin yabancısı sayılmam. İçinde büyüdüm de diyemeyeceğim gibi... Ben, Cumhuriyet'in kuruluş yıllarının, görevi gereği fazlaca yer değiştiren orta halli bir memur ailesinde büyüdüm.
Yani biz mahalle büyüklerinden çok, umum müdür eli öperdik. Babamın çocukluk ve mahalle arkadaşlarına değil de, iş arkadaşlarına, meslektaşlarına amca derdik. Ortaokul, lise çağlarında bizi saçımızı dağıtarak, yanağımızı okşayarak seven büyüklerimiz, Yakup Veli, İrfan, Eşref, Ziya Bey amcalarımızdı. Nur içinde yatsınlar! Babamın yakın arkadaşlarıydı hepsi, Tapu Kadastro Genel Müdürlüğü'nün bilgili, tecrübeli, üst düzey memurları. Eski deyişle müdirân-ı devlet'ten idiler.
Semt semt İstanbul'u, kent kent Anadolu ve Rumeli'yi gezerdik. Çocukları üniversite yaşına gelenler, yüksek okulların bulunduğu yerlere atanmanın çarelerini ararlardı.
Günlük hayatımız bu genel çerceve içinde geçerdi. Lise çağına kadarki çocukluğumdan söz ediyorum.
Nerede olursak olalım, evin kadınlarının da farklı bir dünyası olurdu. Çok katlı apartmanlar pek seyrekti o günlerde. Bu yüzden hanımlar ve çocuklar arası ilişkiler daha çok, katlar arasında dikey değil, evden eve, bahçeden bahçeye yatay yönde gelişirdi.
Ve bugün olageldiğini zannettiğimden çok daha uzun zamanları, eş dost evlerinde, bahçelerinde geçirirdik. Büyüklü küçüklü insanlarıyla, birkaç aile birden hafta sonu mesirelere giderdik. Biz büyüyüp aileleştiğimizde, mesireler tatil köylerine, uzak kıyılarda turizm, karlı dağlarda spor tesislerine dönüştü. Bu yolculuklara da çoğu zaman, birkaç aile bir arada çıktık.
*
Neyi söylemeye çalışıyorum?
Bütün hayatım, kendi insanlarım kadar yakın bildiğim, meselelerini birlikte yaşadığım dost ailelerle iç içe geçti.
Bizden sonraki nesillerden olanların şu diyeceğimi nasıl karşılayacaklarını doğrusu merak ederim:
– Çocukluğunda evlerine girip çıktığım, kimi geceler misafiri olduğum ailelerden galiba hiçbiri ana-baba ve çocuklardan ibaret değildi. Bugün sayısı ve toplum içindeki oranı herhalde çok artmış olan çekirdek aile düzenine, o yıllarda henüz geçilmemişti. Ailelerde nüfus daha çoktu diyebilirim.
Evlerde büyükanneler, büyükbabalar da olurdu. Evlenmemiş teyzeler, dul kalmış halalar, barınacak başka yeri olmayan yakın-uzak diğer akrabalar...
Bizim evin nüfusu (Halam, amcam ve babam bir arada olmayı hep tercih ettiler), kış aylarında on, yaz aylarında on beş kişi civarında olurdu.
Yaz aylarını daha çok babaannemin Adapazarı'ndaki, seyrek olarak da anneannemin Taşköprü'deki bahçeli evlerinde geçirirdik. Biz çocuklar, kadınlar ve yaşlılar, bütün bir yaz.
Israr ettiğim bir değerlendirmeyi burada da kısaca tekrar edip, bugün asıl söylemek istediğime geçeceğim.
Büyükannelerin, büyükbabaların, dul halaların, teyzelerin bulunmadığı evlerden kolay kolay, mesela romancı çıkmaz. (Telifi bana ait bir özdeyiştir bu. İsterseniz bir başka gün, biraz daha açar ve tartışırız.)
*
Son yıllarda çevremde bir fark hissediyorum. Gençler bana, giderek yaşlı bir adam muamelesi yapmaya başladılar. Bunun yadırganacak bir yanı yok, evet. Asıl demek istediğim, beni şimdi eskiden olduğundan daha kendilerine yakın, daha tanıdık, hatta daha sevimli bulurmuş gibi bir halleri var.
Telefonla arayan gençlerin sesinde, yazanların mektuplarında, bir arada bulunduklarımızın bakışlarında daha önce görmediğim, hissetmediğim bir fark hissediyorum.
– Biraz tanınır gibi oldu, sevindi yavrucak deyip geçerseniz, kırılırım.
Anlamak için biraz gayret sarf edin. Ben aslında, arkadaşlarımın çocukları tarafından olduğu gibi, çocuklarımın arkadaşları tarafından da sevilen ve şımartılan bir amcayım, dayıyım, enişteyim, dedeyim.
Ama son söylediğim onlardan farklı bir ilgi. Yakınlarımın çocukları, torunları dünyayı algılarken o arada beni de tanımış oldular; ister istemez. Çocuklarımın, torunlarımın arkadaşlarıyla, onlar aracılığıyla tanışıp bir arada zaman geçiriyor, sahiden tanışıp, sevişiyoruz.
Beş altı yıl önce Kanal D'de, Çocukların Hakkı diye bir programda her hafta buluşuyorduk. Fenerbahçeli Bartu her maç kazandığımızda beni de arayıp kutlamayı hâlâ unutmaz.
Okan Bayülgen'in misafiri olan üniversite gençliğini alalım. Haftalık buluşmalarımızda beni de benimseyerek, adeta sahiden onlardan biriymiş muamelesi yaparak, nasıl mutlu ettiklerini anlatmam size...
Edindiğim izlenimi size aktarmam da kolay değil. Ünlü şarkıcıları, oyuncuları, sanatçıları, yakışıklı yaşıtlarını ve güzel kızları, hiç değilse bakışlarıyla kucaklayarak seyrederken, arada benimle de fotoğraf çektirmek istiyorlar.
Ciddiye alarak düşündüm, benim için çok anlamlı olan bu ilgiyi, bu sevgiyi... Gençlerin bende ne bulduklarını sonunda anlar gibi oldum, diyeceğim.
– Evlerinde, artık hemen de hiç yeri olmayan bir dede, büyükbaba... Nasıl bir şeydir? Hiç bilmedikleri... Gene herhalde bilmeden, düşünmeden, genetik dürtülerle özledikleri...
Adını tam koyamasalar da, hazır aralarına karışmışken ilgi ve sevgi duymaktan da kendilerini alamadıkları, yüzü buruşmuş, saçları ağarmış bir adam...
Bana hiç sormayın, dünden razıyım! Çocuk, evet sayılı; ama torunda sınır yoktur!