Demirel'den beklenecek ders

Meral Tamer, Süleyman Demirel'in onun aleyhinde açtığı davayı, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nde (AİHM) de olsa nihayet kazandı diye ben de sevindim. Zarif üslubuyla köşesinde memnuniyetini yazarak, karardan haberdar etti bizi.

Meral Tamer, Süleyman Demirel'in onun aleyhinde açtığı davayı, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nde (AİHM) de olsa nihayet kazandı diye ben de sevindim. Zarif üslubuyla köşesinde memnuniyetini yazarak, karardan haberdar etti bizi.
Bilmediğim bir dava değildi bu benim, ama zaman geçince ayrıntıları unutuyorum. Geçmiş olsun derken sormaya da utandım doğrusu... Allah razı olsun, Ferai Tınç tazeledi hafızamızı (Hürriyet, 2 temmuz).
Meral Hanım dostum 17 Ağustos depreminden duyduğu acıyı dile getirir ve hazırlıksızlığımızı kınarken, «Balık baştan kokar» demişti. İşe bakın, benim yıllar yılı eleştiriye tahammülü ve basına karşı hoşgörüsüyle methedegeldiğim Süleyman Demirel'in nedense alınganlığı tuttu.
– Cumhurbaşkanı ben olduğuma göre, kokan balığın başından maksat benim, diye dava etti Meral Tamer'i.
Davalı bizim mahkemelerimizde mahkûm olunca hepimiz çok üzüldük. Ödeyeceği tazminat miktarını hatırlamıyorum, ama 16 ay hapis cezası da vardı. Ertelendi ceza, ama arada küçük de olsa herhangi benzer bir mahkûmiyet (ki yorum yapan her gazeteci için her zaman başa gelebilecek haldir) eski cezayı çekmesini gerektirecekti. AİHM, Meral Tamer'i aklamakla kalmadı, devletimizi de ona 6 000 avro tazminat ödmeye mahkûk etti.
Demirel dostumdan şimdi ne beklediğimi de söylemeden geçemem. Telefonu açıp Meral Hanım arkadaşımızın gönlünü alsın. Ve ona söyleyecekleri, bugünün ve geleceğin siyasetçilerine, devlet adamlarına unutamayacakları bir nasihat ve ders olsun! Bu alanda hatırda kalacak bir örneğe ihtiyacımız var. Yeni siyasetçilerimiz daha bir alıngan çünkü...
TELAYNAK

  • Pazartesi akşamı geç saatte Mehmet Ali Önel'in Deşifre'sini seyrettim (Star Tv). Arzu Bağrıaçık adlı 14 yaşında bir çocuk-genç kız, dünyalar güzeli! Hasta yatağından görüntüler. Beyninde habis ur teşhisi konalı iki yıldan çok olmuş. Anladığıma göre Deşifre onu tedavi süresince takip etmiş. Hatırı sorulunca:
    – Bu hastalığı yeneceğim, diyor Arzu. Pes etmiyeceğim, görürsünüz üstesinden geleceğim.
    Televizyon dizilerinde oyunculuk da yapmış Arzu. Zamanla yürüme gücünü, sonra konuşma yeteneğini kaybediyor. Anneciği, babacığı perişan. Sevgili yavruları gözlerinin önünde eriyip biterken, tedavi masraflarının ağırlığı da var.
    Benim «Erkek gibi...» diye bir iddiam yok, hemen söylüyorum. Odamda (Allahtan ki!) yalnızdım, sarsılarak, hüngür hüngür ağladım. Bir başka kanala geçmek, Arzu'yu rencide edermiş gibi geldi bana. Ağlamanın, perişan ana-babayla bir tür birlikte olma anlamı da var.
    Bu bir program. Ne kadar üzücü olsa da bir haber. Böyle uzun uzun o süreci göstermek şart mıydı, demek bana düşmez.
    Ama şu ihtimal ile ürpermedim dersem, yalan olur:
    O saatte ben odamda yalnızdım. Ama, ya bir kanserliyle birlikte seyrediyor olsaydık, bu Deşifre programını?
    Erbakan'ın ağlattığı paşalar
    Yüksel oğlumun çok sevdiğim sözlerinden biridir. Dinlerken insanı kasvet basan tanıdıklar vardır. Böyle birinin bulunduğu mecliste bir süre dayanmak zorunda kalırsa, kurtulduğumuzda, tuttuğu nefesini bırakarak:
    – Hazretin sohbetine doyum olmuyor baba, der. Güleriz.
    Ekrana yansıyan seçim konuşması, ikili üçlü seçim sohbeti dinlemiyorum. Ama gazetelerde eli ipli hatiplerin meydan nutuklarını okuyorum. Aklıma hep Yüksel'in sözü geliyor:
    – Liderlerimizin de sohbetine doyum olmuyor doğrusu...
    Ne diyorsunuz? Var mı içlerinde, her konuşması okka dört yüz dirhem diyebileceğiniz güçlü, etkili bir hatip...
    Devrim Sevimay karşısına geçmiş Necmettin Erbakan'ı söyletmeye çalışıyor (Mill., 3 temmuz).
    – Askerlere hiç söz etmiyorsunuz. Başımıza gelenlerde onların hiç sorumluluğu yok mu?
    – İşin o tarafına girmiyorum.
    – Neden?
    – Biliyorum ki ordumuz, Türkiye'nin Millî Görüş'e en bağlı, en sağlam kuruluşudur.
    Ve suali, elinden tutup gezdirmeye götürüyor:
    – Onlara konferans vermek istiyorum, dedim. 200 general bir salonda toplandı. Bir de film göstererek, karanlıkta konuştum. Işıklar yanınca bir de baktım ki 200 generalin 200'ü de ağlıyor. (Bunu söylerken Devrim'e, Erbakan da başlıyor ağlamaya.)
    Dedim ya eskiden, seçim kampanyalarının da tadı tuzu olurdu, diye. Biz de gider, dinlerdik.
    Dil Yâresi
  • Ateş Nesin, «Telefonla katıldığım bir radyo programında rakam kelimesi ağzımdan yanlışlıkla rakkam diye çıktığı için bir ton eleştiri almıştım. Siz de kere kelimesini kerre diye kullanmışsınız.
    – Babanız Aziz Bey dostumu, Arap alfabesiyle yazabildiği ve sarf ü nahiv okuduğu için de kıskanırdım. Malum şedde işareti, harfi çift okutur. Şeddeli eşşek derken yapmak istediğimiz de budur.
    Biz ikileme diye bir şey de yaparız. Kelimeleri ve harfleri tekrarlayarak anlamı kuvvetlendirmek için: harıl harıl, aman aman diye...
    – Evvet! Amman ha!.. gibi.
    Ben de kerre diye kere'yi şeddelemek istemişim. (Malum şedd, «Kuvvetlendirmek» demek.)