Demirel'e danışmak akıl kârı

Sıradan siyasetçi ile devlet adamı arasındaki farkı en çok, rahmetli Nihat Erim'le konuşurduk. Benim elime de ara sıra bir kitap tutuştururdu:</br>&#8211; Sen şunu oku, sorduğum suale birlikte cevap ararız, diye.

Sıradan siyasetçi ile devlet adamı arasındaki farkı en çok, rahmetli Nihat Erim'le konuşurduk. Benim elime de ara sıra bir kitap tutuştururdu:
– Sen şunu oku, sorduğum suale birlikte cevap ararız, diye.
Türkiye'nin baş meselesinin, temeldeki ihtiyacının eğitim olduğu konusunda, tanıdığım bilim ve siyaset insanları arasında en ısrarlı olan da oydu.
Ben giderek eğitimin, aile, okullar ve meslekler dışında çok önemli bir zemini daha bulunduğu inancına vardım. Bunu, en az kelimeyle nesiller arası eğitim, diye ifade edebilirim.
Çocukların, gençlerin eğitimi konusunda aileye, okula, mesleklere düşen görevler üzerinde tarih boyunca çok durulmuşken, nesiller arası eğitim alışverişi kavramı bana hep ihmal edilmiş gibi gelir.
Demek istediğim şu: Biz Türkler, okuyarak, dinleyerek, düşünerek, çalışarak, elbette yanlışlarımızı düzelterek, kısası yaşayarak elde ettiğimiz, sahip olduğumuz müktesebat'ı («Ömür boyu edinilmiş bilgiler» bütününü) bizden sonra gelenlere aktaramıyoruz.
Cem Yılmaz'ın, «Eğitim şart» diyerek ve bizi güldürerek buluşturmaya çalıştığı gerçeğin anlamı, sadece ünlü okullar ve şatafatlı diplomalar değil, uygulama aşamasından da geçerek yoğurulmuş ve kıvam tutmuş tecrübedir.
Süleyman Demirel'in günümüzün siyaset ve devlet adamlarına tavsiyelerini Murat Yetkin özetledi (Radikal, 4 şubat):

  • Parti başkanlığı ile hükûmet başkanlığı ayrı şeylerdir; cumhurbaşkanlığı da başka.
  • Koalisyon gerekli olabilir, ama zordur. Tek parti iktidarı farklı. Değerini bilmek lâzım.
  • Çağa yetişmek için gerekenler yapılmalı, devlete otorite, demokrasiye işlerlik getirilmelidir.
  • Cumhuriyeti demokrasi içinde koruma görevi cumhurbaşkanına verilmelidir. Bu makama olağanüstü tedbirler alma yetkisi vermek de gerekebilir. Cumhurbaşkanını halk seçmeli, ona, gerekirse meeclisi lağvedip ülkeyi yeniden seçime götürme yetkisi de tanınmalıdır.
  • İdare (yetki dağıtımı), yargı (gecikmeyen adalet), demokrasi (partiler ve seçim kanunlarının yenilenmesi, adayların halka seçtirilmesi) reformları gerçekleştirilmelidir.
  • Çağa yetişmenin bir şartı da ekonomidir; eğitim, sağlık ve tarımla birlikte. Toparlarsak, devleti çalışır, demokrasiyi işler, siyaseti ve vatandaşı kendine güvenir hale getirmenin ve çağı yakalamanın yolu budur.
    Bilge siyasetçi derken, hep düşündüğüm buydu. Gazeteci arkadaşlarıma söyleyin demeden, açık bir sual haline de getirmeden çok merak ederim.
    – Başbakan zaman zaman, protokol endişelerini biraz ihmal de ederek, Demirel'le baş başa sohbet etme ihtiyacı duymakta mıdır?
    Yerinde olsam hiç tereddüt etmez, bu müstesna imkândan mutlaka faydalanırdım.
    Biz, Perihan'ı bekliyorduk
    Bir süre kaldığı güzel oteldeki yazısını okuyunca, İsmet Berkan'a sordum:
    – Perihan Mağden'in tatili sona erdi galiba?
    – Tamamlayacağı bir roman var elinde. Ocak'ta başlayabilir.
    – Çok sevindim.
    – Hepimiz öyle.
    Aklına esince basıp Hindistan'a giden gençler neslindendir. Romanları bana göre de çok farklı ve değerli. Gene bence, Perihan Mağden günlük gazete yazarlığının büyük ustalarındandır.
    Cem Yılmaz'ın «Eğitim şart!» dediğini yazdım. O lafı bir de benim söylediğimi düşünün ve aradaki lezzet farkına bakın!
    Gazeteler orkestraya da benzetilebilir, fasıl heyetine de... Perihan, gazete yazarlığında bir virtüözdür ve Radikal'e çok yakışır.
    Sevgili çocuk hoş geldin! Şimdi seni daha çok görebilirim diye seviniyorum.
    Melek'le buluşmak daha önemli, onu da söyleyeyim.
    Dil Yâresi
  • Sabah'taki bir haberin («İltifatçı eşini pişman etti») başlığından birçok okurum rahatsızlık duymuş. Yazanlar da oldu, telefon edenler de (1 şubat).
    İtalya'nın bir önceki başbakanı Berlusconi güzel kadınlara iltifatın ölçüsünü kaçırmış. Eşi sert çıkınca da ondan alenen özür dilemiş.
    Gazete mültefit («Güler yüz gösteren, hoş davranan, iltifat eden») yerine iltifatçı demiş. Rahatsızlık konusu bu.
    Öyle ama mütecaviz («Saldırgan, saldırıcı») yerine tecavüzcü (Coşkun) demişliğimiz var. İhtişam («Büyüklük, görkem») yerine muhteşemlik diyenler de var.
    Kelime alsak da, kelime ailelerine talip olmayalım demekten maksat bu. Ben de bu görüşe katılanlardanım. Ama kelimenin bazen isim, bazen sıfat hali tercih ediliyor. Ve insana, isim haline Türkçe ekler getirerek sıfat icat etme uygulaması daha doğruymuş gibi geliyor. Yaşanan bir süreçtir bu.
    Keşke bir dil akademimiz olsa da, bu ve benzeri meseleleri orada karara bağlayabilsek.
    TELAYNAK
  • Hıncal Uluç'un yazıları kadar, film ve iyi yemek tavsiyelerine de önem veririm. Buzda Dans yarışına katılan Tuğba Ekinci'yi, yeni bir Jeanne d'Arc'tan söz edercesine methetti. Dün akşam seyrettim. Pek güzel bir genç kız.
    Ama genç adamları uyarmak boynumun borcudur:
    – Sakın Hıncal'ın tavsiye ettiği bir kızla evlenmeye kalkmayın!