Demokrasi kahramanı özlemi

Yazıya oturduğumda ilk üç gazeteyi okumuştum: Radikal, Hürriyet ve Sabah. İlk gazetelere vaktinizin çoğunu harcar, giderek hızınızı artırırsınız.

Yazıya oturduğumda ilk üç gazeteyi okumuştum: Radikal, Hürriyet ve Sabah. İlk gazetelere vaktinizin çoğunu harcar, giderek hızınızı artırırsınız.
O ana kadar kimini kesip ayırdığım (8), kimini arşive alın diye not etmekle yetindiğim (5), toplam 13 haberi gündemin önemli maddeleri diye belirlemişim. Sekiz kesikten altısı, «Kürt meselesi» diye adlandırdığım haberler ve yazılardı. Bana göre de hayli zaman var ki Türkiye’nin başta gelen ve bu yerini kolay kolay terk etmeyeceği belli olan, meselesi budur.
– Yok yere fazla büyütüyoruz, diyene rastlayacağımızı sanmıyorum. Aksine meselenin gündemimizdeki ağırlığı giderek ve hızla artıyor.
Okumayı yazmayı bırakıp, bugün bu meselede daha önce söylenmemiş ne var, diye düşünüyorum. Cumhurbaşkanı «Kafamızı kuma gömmeyelim!» uyarısında bulunuyor. Yavut Donat sormuş:
– Parti liderleri zirvesi düşünür müsünüz?
– Gerekli olduğunda her şeyi yaparım, demiş o da.
Nuray Mert «Kürt meselesinin sınırsız tartışılmasını» istiyor.
Özdem Sanberk «Çözüm, Cumhuriyetimizin kuruluş mantığındadır» diyor. Bence son günlerin hatırımda yer eden sloganı «Kürt meselesi değil, bizimki demokrasi meselesidir» uyarısıydı. Yüreklendirici sözü, Paris Kürt Enstitüsü’nün Başkanı Kendal Nezan etti:
– Bu meseleyi çözenler tarihe demokrasi kahramanı olarak geçecektir. Çözemeyenler CHP’nin durumuna düşer. 

«Devrim» olmasa «Ergenekon»du
Hamdolsun okur sevgililerim de var! 1950’lerden beri. Sayısına bereket diyebilirim.
Sonuncusunun mektubu 9 ağustos tarihliydi. Melih Yılmaz. Samsun-Yakakent Anadolu Lisesi’nde Türk Dili ve Edebiyat öğretmeni. Diyor ki...
«Üstadım, ben sizi Fecriâti yazarlarından İzzet Melih Devrim’in oğlu biliyordum. Bir yerlerden aklımda kalmış. Bugünkü yazınızda «Hakkı Bey oğlu Ruhi Devrim’in oğlu olarak ben...» ifadesini görünce şaşırdım. Yıllarca öğrencilerime İzzet Melih’i anlatırken sizin de onun oğlu olduğunuzu vurgulamıştım. İzzet Melih Devrim’le bir bağınız var mı?»
*
İzzet Melih Devrim ve ailesiyle bir ilgim yok, o aileden bildiklerim var. Başka Devrim’ler de hatırlarım:
* Kâzım Esat Devrim, diş hekimi, profesör. Dışarıda okudu. 1933’te Diş hekimliği Okulu’nun müdürüydü.(1885-1951)
* İzzet Melih Devrim (Kudüs 1887-İstanbul 1966). Paris’te hukuk okudu. Bankalarda çalıştı. Anadolu Ajansı Müdürü. Paris Edebiyat Fakültesi’nden fahrî doktor unvanı var. Fransız Yazarlar Birliği üyesi. Şiirleri, romanları da var. Ama edebiyatımızda kalıcı olmuştur denemez.
* Daha çok Paris’te yaşayan ressam Nejat Melih Devrim İzzet Melih ile eşi ünlü ressam Fahrünnisa Zeyd’in oğludur (İst.1923-Polonya 1995).
* Ailenin ikinci çocuğu Şirin Devrim (İst.1926) Amerikan Kız Kolejini bitirdi. ABD’de tiyatro eğitimi aldı. Ben onu 1956’da ilk defa Küçük Sahne’de Beş Parmak adlı oyunda gördüm. İstanbul Şehir Tiyatrosu’nun oyuncu ve rejisörlerindendi. Mücap Ofluoğlu ile L.C.C. Tiyarosu’nu kurdular. ABD’ye gitti. Orada tiyatro hocalığı yaptığını, konferanslar verdiğini işitiyordum.
*
Şehir eşrafından bir ailenin çocuğu değilim. Büyükbabam Üsküdarlı, Adapazarında yerleşmiş ve orada evlenmiş; İstanbullu Hakkı Bey diye anılırmış. Babaannem Adapazarlı.
Dedem Abdülkerim Efendi. Üçüncü nesilden Taşköprü Müftüsü. Mühtüler diye bir aileden geliyorlar, ama nedense orlar da Güngör soyadını almışlar. Anneannem de Taşköprülü. İki taraf da soyluluk iddiası, yerleşmiş adı sanı olan ailelerin çocukları değil.
1934’te babam ve yakın arkadaşı Yakup Beyamca oturup birlikte benimseyecekleri bir soyadı aramış ve (dil devrimi ertesi yıllar) DEVRİM’de karar kılmışlar. Soyadımın nüfus cüzdanına sonradan yazıldığı belliydi.
Düşündükleri ikinci ad da «Ergenekon»muş. O olsaydı farklı bir sebeple takılırdınız bana. 

Dil Yâresi
Türkçe dostlarından (Kemal Kırar)

* Benim «www.habercek.com» haber sitemde bir Dil Zaptiyesi köşem var. Orada meşhur köşecilerimizin imla hatalarını faş ediyorum.
Mini pusula. «Arasta’da aynı ürünlerin satılması çok doğal değil mi efendim? Oraların hususiyeti bu değil mi zaten?»
– Teşekkür ederim. Dil zaptiyesi’ni takibe çalışacağım.
Arasta’nın ilk ve eski anlamı «Çarşılarda aynı cins eşya satan esnafın bulunduğu kısım»dır; Ayakkabıcılar arastası diye adlandırılan gibi. Bir diğer anlamı «Ordu çarşısı, ordugâhta kurulan seyyar çarşı»dır.
Mimarlık terimi olarak, Osmanlı döneminde «Bir eksen üzerine dizilmiş, üstü açık veya kapalı dükkân sıralarından oluşan çarşı yapıları» bu adla anılırdı. Genellikle her büyük caminin çevresinde yer alan medrese, imaret, hamam, darüşşifa v.b. yapıların yanında bir de arasta bulunurdu. Buradaki dükkânların geliri külliyelerin tamirat v.b. masraflarını karşılamakta kullanılırmış. Edirne’de Selimiye, İstanbul’da Süleymaniye ve Sultanahmet camilerinin yanındaki arastalar çok bilinen örneklerdir. Edirne’dekine günümüzde de arasta denilmekte devam ediliyor. Gezdiğimiz orasıydı. Şehzade Camii’nin yakınındaki önü revaklı dükkânlar bulunan yola eskiden Terlikçiler Arastası denirmiş.
Arasta kelimesinin Farsça «Süslenmiş» anlamındaki araste’den geldiği söylenir. Ancak Isparta’dan derlenmiş aras kelimesinin «çarşı» ve Ermenice’den alınmış arasdağ> arastak, arıstak, arustak kelimelerinin de yapılarda «saçak, tavan» anlamına geldiği dikkate alınırsa «aynı tür eşyanın satıldığı çarşı» anlamında ısrar edilmemesi daha doğrudur, diyebiliriz.
Sualinizi cevaplayabilmek için başta Meydan Larousse’tan ve çeşitli sözlüklerden faydalandım. Benzer aramalarda bilinen sözlüklerdense ansiklopedik sözlüklere başvurmak daha faydalı olabilir gibi görünüyor.