Demokrasi matematiği

Evet, çok önemli bir kimesnedir, ama nihayet nitelikleri Anayasa'yla, toplumsal tercihlerle, tarihî tecrübelerle belirlenmiş bir kişiliktir, bizden...

Evet, çok önemli bir kimesnedir, ama nihayet nitelikleri Anayasa'yla, toplumsal tercihlerle, tarihî tecrübelerle belirlenmiş bir kişiliktir, bizden, adaylarını belirleyip içlerinden birini seçmemiz istenen insan, Türkiye'nin Cumhurbaşkanı!
Neredeyse gülünç duruma düştüğümüzün farkında mısınız? Seçimine birkaç hafta var, ama sevimli Metin Uca'dan gayrı bize endamını gösterip de «Ben bu makama talibim!» diyen ikinci biri yok.
Siz, aday adayı olarak adı en çok geçen Başbakan ve AKP Genel Başkanı Tayyip Erdoğan'ın nabız yoklama turlarını takip ederek, «Aday olmazsanız bunu tabana anlatamayız!», «Bir başkası çıkarsa Grup içinde sıkıntı olur» kabilinden çok anlamlı fikir beyanlarıyla oyalanırken, ben de size, eski bir cebir dersini yeniden anlatmak istiyorum.
«Demokrasi, yönetim sistemlerinin en az kötü olanıdır» demişler, pek güzel! Bu en az kötünün «sürdürülebilir» olması için gerekli şartlar nelerdir, sualine verilen cevabı ben, 1950'lerde sık sık tekrarlamıştım. Aşağı yukarı değişmeyen bir başlık altında: Demokrasi Matematiği.
Benim olmayan bu fikri kısaca anlatmak zorundayım. Lütfen sabredip okumaya çalışın.
Bir defa, «seçim kazanma şansı olan» iki büyük parti bulunacak. Ama on seçimden dördünü, beşini, altısını kazanacak kıvamda partiler. (CHP gibi yıllar yılı seçim kazanamayan müzmin partilerde ısrar edilmeyecek.)
Onlar kadar olmasa da, her seferinde belli bir oranla Meclis'te temsilci bulundurabilecek bir üçüncü parti, matematiğin, boyuyla ölçülemeyecek kadar önemli unsurudur.
Diyelim A partisi sandalyelerin yüzde 45'ini, B partisi 35'ini kazandı (İki büyükler), C partisi de yüzde 20 sandalye kazanacak. Bu sonuncu parti daha çok, ülkenin nitelikli seçmenlerinden oy alacaktır.
Evet, seçimi ya A, ya B partisi kazanır. Ama tek başına iktidar olamaz. Daha çok temsilcisi bulunan hangisi olursa olsun, iktidarı almak için, diğer iki partiden biriyle anlaşmak zorundadır. Normalde C'yi seçecektir.
C partisi o ülkede her şeyden çok neyin veya kimlerin temsilcisidir? Sağduyunun, dengenin, bilginin, iyi yetişmiş, daha nitelikli seçmenlerin!
Böylece iktidara gelen daima, çoğunluğu temsil eden partilerden biri olacak. Ama bu iktidarın olmazsa olmaz bir şartı daha var: sağduyuyu ve dinginliği temsil edenleri da yanında bulundurma zorunluluğu.
Hoş hayal, demeyin. Bunun ne kadar zıddı bir düzeni sürdürmeye çalıştığımızın daha kolay anlaşılmasına yardımcı olabilir diye anlattım bunları size.
Dil Yâresi
Türkçe dostlarından (Ömer Şirin)

  • Arkadaşım sordu, kütüphanem İstanbul'da ben Çorlu'dayım, cevap veremedim. Sual şu: «İçten pazarlık ile içten pazarlıkçı arasında fark var mı? Aralarında fark varsa, nedir?»
    – Pazarlıkçı diye benim de bildiğim ve kullandığım bir kelime var. Anlamı, «Pazarlık yapmayı seven, çok pazarlık eden (kimse)». (Ayverdi Sözlüğü).
    İçten pazarlıklı diye de bir deyim var. Anlamı: «Gizli niyetini açıklamayan» diye tarif edilmiş. (Türkçe Sözlük). Örnek isterseniz, Attilâ İlhan'ın şu cümlesi olabilir: «Onun sinsi, içinden pazarlıklı, hatta hilekâr bir adam olduğunu daima düşünürdüm.»
    Şunu da söylemem lazım: İçten pazarlıkçı diye bir terim bilmiyorum.
    Ateşin olsun, dumanlı olsun!
    Dün sabah gazeteye aşağı yoldan geldik. Eski otoyola «Aşağı», TEM'e de «Yukarı» yol demeye başladım. Fransızlar, Aşağı Korniş, Orta Korniş, Yukarı Korniş derler ya!
    Evet, aşağı yoldan gazeteye gelirken penceresini dibine kadar açmış bir sürücü dikkatimi çekti. Hava bayağı serin, sırtında palto pardösü de yok. Ateş basmış olmalı, dedim içimden.
    Yaklaşınca gördüm ki, yanında genç bir de hanım var. O da pek giyimli değil, üşümüyor mu derken, gördüm ki genç adamın neredeyse omuzuna kadar dışarı çıkardığı sol kolunun ucunda, parmaklarının arasında yanar halde bir sigara var.
    Sahiden ateş mi basmıştır? Yoksa arkadaşını sigara dumanından sakınmak için mi açmıştır camını, böyle sonuna kadar?
    Şoför yaşlıca biri, laflıyorduk. «Seslense miydim şu yanından geçtiğimiz beye, diye sordum. Ateşin olsun da dumanlı olsun, ekmeğin olsun da samanlı olsun! Allah keyfinizi bozmasın, diye?»
    Gülüyor. Ben, içine yanık tütün dumanı çekip bunu marifetmiş gibi püskürtmekten zevk alan (veya aldığını sanan) birini görünce dertleniyorum.
    Hani haberler vardır ya, ben okuyunca heyecanlanır, niye kimse ilgilenmiyor diye şaşarım. Öyle bir haberden öğrendim ki, Türkiye'mizde 15 yaşın üstündeki her beş kişiden ikisi sigara içmekteymiş. Evet, hâlâ... Tütün tiryakisi sayısı 17 milyon civarında. (Kaynak, Sağlık Bakanlığı ile Hacettepe Üniversitesi'nin ortak bir araştırması.) Oranını sorarsanız, erkeklerin yüzde 50-60'ı, kadınların 20-25'i tiryaki.
    Günde birer paket içtikleri hesabıyla sigara için harcanan para yılda 25 milyar yeni lirayı buluyormuş, eskisiyle ne eder?
    Tiryakilerimiz kırsaldan çok kentlerde; evinde oturanlardan çok çalışan kadınlar arasında.
    Haberin daha kötüsünü de vereyim size: 13 yaşında erkek çocukların yarısı, 16 yaşındakilerin yüzde 80'i sigarayı içmeseler de denemişler. (Hürriyet, 20 mart).
    Dertlenmemek kabil mi?
    TELAYNAK
  • Mesut Yar, Abbas Güçlü'nün Kanal D'de (Bizim Mucitler), Murat Birsel'in NTV'de başlatmak üzere oldukları gençlik programlarından övgüyle söz etti (Posta, 5 nisan). «Ekranda adam gibi işler» diye seviniyordu.
    Haklı!
    Ama bunlar da yarışma. Ve seyircilere yarışmalardan gına geldiği bir zamana denk düşüyor.
    Ee... «Türkün aklı önceden gelir!» diye bir meselimiz de yok zaten.