Demokrasinin bir tarifi de bu

Dün, iki meselemiz var, diyordum. 84 yıldır çözüp de huzura kavuşmayı beceremediğimiz... Din ve ırk kökenli iki mesele: Laikçilik-İslamcılık, diyoruz; Kürtçülük, diyoruz.

Dün, iki meselemiz var, diyordum. 84 yıldır çözüp de huzura kavuşmayı beceremediğimiz... Din ve ırk kökenli iki mesele: Laikçilik-İslamcılık, diyoruz; Kürtçülük, diyoruz.
Söz konuları din ve ırk. Fikir değiştirir gibi değiştirilebilir şeyler değil. Solcu olursunuz, kapitalizme inanırsınız, milliyetçiliğe gönül vermiş olabilirsiniz. Olmayabilirsiniz de...
Ama Müslümansanız Müslümansınız, Kürtseniz Kürtsünüz. İslamcı veya Kürtçü olmayabilirsiniz, bu Müslüman ve Kürt olmanızı gene de değiştirmez. Bu niteliklerinizi değiştirmek sizden beklenebilecek şey değil.
Böyleyse, bir siyasetin ve tercihin temelinde, dininizin ve ırkınızın bulunması da mümkün değil. Siyaset düşüncelere, tekliflere, ideallere dayanır; öyle inanırsanız, değiştirebileceğiniz şeylere... Çağımızda topluca din değiştirmek insanlardan, ırkını değiştirmek bireylerden istenecek, beklenecek şey midir?
Bu noktada durup da size:
– Din ve ırk esasına, farklılıklarına dayalı siyasî partiler kurmak temelden yanlıştır, desem başkaca bir kanıt ister miydiniz benden?
Siyaset sosyolojisi uzmanlarının çatılan kaşlarını görür gibiyim. Siz bana biraz daha kulak vermeye devam eder misiniz, rica etsem?
Değil ırk gibi, din gibi siyaset zoruyla da değiştirilemeyecek nitelikler, dikkate alınabilir, değiştirilebilir farklı ekonomik, sosyal, kültürel tercihler arasındaki farklılıklarda, zıtlıklarda da mübalağaya kaçmadan, belli bir ölçü ve itidal muhafaza edilecek.
Öyle ki, iktidar (yani iktidarda nöbet) değişiklikleri, ekonomik, sosyal, kültürel sarsıntılara sebep olmadan gerçekleşebilsin.
Bunun farklı bir ifadeyle tarifi, iktidarın, merkeze yakın partiler arasında el değiştirmesidir.
Oldu olacak, sürdürülebilir demokrasi üzerine verdiğimiz fetvayı şöyle bağlayalım: Demokrasiyi çok partili yönetim sistemi diye tarif etmek yanlıştır. Şart «çok sayıda parti»den ibaret değil. Demokrasi, birbirinden çok uzağa düşmeyen, seçim kazanma şansı yüksek en az iki partinin var olduğu yerde mümkündür.
Bakın Anglo-Sakson demokrasilerine! İngiltere'nin Muhafazakâr ve İşçi Partileri var; ABD'nin Demokrat ve Cumhuriyetçi Partileri. Birbirinden çok uzağa basmayan iki ayak üzerinde duran sapasağlam sistemler.
Not. Yanılmıyorsam muhalefet partimiz CHP altmış yıldır, yani şaibeli 1946 seçiminden beri, ancak tek bir seçimden galip çıktı.
Dil Yâresi

  • Televizyonda Bosh marka beyaz eşya reklamı. Metni okuyan erkek sesi ankastre diyor. Hepsi bir tonda söylenmek gereken üç heceden ortadakini, hiç gerekmediği halde vurgulayarak. Şöyle yazarak da anlatabilirim: anKASTre diyor; oysa ankastre demesi gerekir.
    Aynı yöntemle şunu da hatırlatayım. Benzer hatayı tekrarlayarak karaBORsa veya BOSnahersek diyenler de vardır.
  • Passaparola yarışmasında (Kanal1) Metin Uca'nın bir telaffuz hatası: ekim ayının eski adı olan ilkkânun, şapkalı «â» ile yazılır ve önündeki «k» sesi incedir. İlkkanun telaffuzu «yasa» anlamındaki kanun'la karışır, ki ekim'in eski adıyla bir ilişkisi yoktur.
    Maltepe Üniversitesi'ndeydik
    Maltepe Üniversitesi'ne bu ikinci gidişim. Daha önce, Teknoloji Televizyonu'nda Türk Dili ve Edebiyatı Bölüm Başkanı Yusuf Çotuksöken'le Türkçe konulu bir sohbet yaptık.
    Ben bu vesileyle bir üniversite kampüsünün nasıl bir yer olması gerektiğini görmüş oldum. İnsana arzullahi vâsia («Allahın toprağı geniştir» dedirtecek boyutta bir arazi. Çok sayıda ve sevimli lojman binaları, zahir yeri uzakça olduğundan hocalarının çoğu bu dairelerde kalıyor.
    Dün toplantı salonlarındaydık. Küçük sevimli bir yer. Havası yeterince serinletilememiş. Biz sağımda oturan Cem Ceminay ve solumdaki spiker Şule Bulut ile işbirliği ettik. Bir karton kılıfla Cem bizi yelpazelerken, biz ikimiz, onun adına da alkış tuttuk.
    Maltepe Üniversitesi 2006-2007 İletişim Ödülleri dağıtılıyordu. Evet evet, böyle törenlere bazen beni yalnız olarak çağırdıkları da oluyor. Aslında çok törene katılıyorum, ama onun sebebi, kendisine ve programı Makina'ya verilen ödülleri almaya giderken Okan Bayülgen'in beni de yanında götürmesi. Akıllı çocuk! Zaptedilmez bir gevezeyi, parasını verip saatlerce tek kelime etmeden oturtabildiği için de ayrıca alkışlanıyor.
    Ödüllendirecekleri seçen jüri, Maltepe Üniversitesi'nin öğrencileri. Bunun ayrı bir anlamı var. Binlerce torunumun beni ödüllendirmesi demek. Nitekim bölüm başkanları olan Betûl ve Yusuf Çotuksöken, vaktiyle birlikte çalıştığımız çocuklarımdandır. Elbet onlar da oradaydılar.
    Veriliş sırasıyla ödül alanları da söyleyeyim, ki gençlerin jüri üyesi olarak da kıymet bilir, iyi seçiciler sıfatını hak ettiklerini görün:
    Onur ödülü, Prof. Türkân Saylan. Gazete, Cumhuriyet; Haber Kanalı, NTV; Haber Spikeri, Şule Bulut (Kanal D); Tartışma Programı, Ceviz Kabuğu (Kanaltürk); Eğitim Programı, Doğru Tercih (NTV); Müzik Kanalı, Power Türk Tv; Şov Programı, Beyaz Şov (Kanal D); Yerli Dizi, Yaprak Dökümü (Kanal D); Reklam Filmi, Tehlikenin Farkında Mısınız?; Radyo Kanalı, Power FM; Radyo Programı, Cem Ceminay (N101); Tiyatro Oyunu, Tak-Tak Takıntı; Tiyatro Oyuncusu, Ali Poyrazoğlu; Sinema Filmi, Mutluluk (Abdullah Oğuz); Sinema Oyuncusu, Özgü Namal (Beynelmilel); Sosyal Sorumluluk Projesi, Eğitim Gönüllüleri Vakfı («Bir Çocuk Değişir, Türkiye Değişir»).
    Söyledim değil mi, arada ben de vardım? Köşekadısı (düzeltiyorum köşe yazarı) olarak.