Deniz Temiz de isyan etmeli!

Melek?e (Bu demektir ki aynı zamanda internet denilen o mucizevî hafızaya) sordum: ? Kimdir bu Nuh Gönültaş adlı gazete yazarı?

Melek’e (Bu demektir ki aynı zamanda internet denilen o mucizevî hafızaya) sordum:
– Kimdir bu Nuh Gönültaş adlı gazete yazarı?
Ankara’da doğmuş, liseyi orada bitirmiş, Ege Üniversitesi’nde Basın Yayın Yüksek Okulunu tamamlamış. Gazeteciliğe Tercüman’da başlamış, İzmir’de. Oradayken Zaman’a geçmiş. Ankara ve İstanbul’da da çalışmış. Meclis muhabirliği var. Yetenekli görülmüş, ki Zaman’da köşeyazarı olmuş. Dil öğrenmek için ABD’ye gitmiş. Evli, üç çocuklu. Bir tarihte de Bugün gazetesine geçmiş.
Geçen yıl bu zamanlarda, şu suali soran da bu zat imiş:
– Erlerimiz savaşıyor, subaylarımız nerede?
Benim arşivimde dört köşeyazarının bu suale sert cevap verdiği görülüyor: Emin Çölaşan (Hürriyet), Güler Kömürcü (Akşam), Sırrı Yücel Cebeci (Tercüman), Hüseyin Gülerce (Zaman). Ben de onlardan öğrendim demek ki. Dikkatimi çeken bir yazar değildi. Gene de Emin Çölaşan’a burada, erler ve subaylar yazısında bu zata haddini bildiren tek köşeyazarı olduğu için «Emin, ömrüne bereket!» diye seslenmişim.
İşte bu Nuh Efendi, Leyla Gencer’in İtalya’dan getirilen ve vasiyeti gereği Boğaz sularına serpilecek külleri konusunda şunu da yazdı:
– Şimdi bu kimlik (Leyla Gencer yani) küllerini Ortaköy’e saçtırıyor. Madem öyle (yani Polonyalı annesi bir Katoliktir) külleriniz de İtalya’da kalsın, niye kirletiyorsunuz suyumuzu? (Milliyet’ten alıntı: 16 mayıs).
Ben Türk basın tarihinde, ama her anlamda bundan daha aşağılık bir cümle yer almamıştır, diye düşünüyorum. (Yanılma ihtimalini de göze alarak bunu söylemek istedim.)
İstanbul Müftüsü, Mazlum-Der Başkanı, Türkiye Gazeteciler Cemiyeti alenen kınadılar sözü geçen yazarı. Pek çok köşeyazarı da ayıplamaktan geri durmadılar. 17 mayıs gazetelerinde bizden Mehmet Y. Yılmaz’ın (Hürriyet), Oral Çalışlar’ın (Cumhuriyet), Serdar Turgut’un (Akşam), sanatçılardan Yıldız Kenter, Gülriz Sururi, Serap Aksoy, Zeynep Tanbay, Ömer Uluç, Dikmen Gürün, Kültür Bakanı Ertuğrul Günay, Bugün adlı gazetenin sahibi Koza İpek’in Medya sözcüsü Fatih Karaca’nın (Milliyet) tepkilerini de gördüm. Gözden kaçırdıklarım olabilir.
Alkışlayan, benim görebildiğim yalnız Vakit gazetesiydi. Bu gazetenin adını vermediği çevreciler güya «İçme suyu olarak kullanılmayan suları kirletmenin cezasının 24 000 YTL olduğunu» hatırlatmışlar.
Bugün gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Selahattin Sadıkoğlu, «Yazı Gönültaş’ın kişisel görüşüdür. Gazetemizi bağlamaz. Daha önce görseydik uyarır, değiştirilmesini rica ederdik» demiş.
Onun yerinde ben olsaydım, bir defa yazının yayımlanmadan önce görülmesinin tedbirini almış olurdum. Ne olursa olsun, böyle bir şeyi yazabilenin işine öğleye kadar da beklemeksizin hemen son verirdim. Yönetici değil de o gazetede yazanlardan biri olsaydım, devam edebilmek için Genel Yönetmen’e sorardım:
– Yazmaya devam edecek mi?
Değil aynı gazetede yazmak, aralarında «Suyumuzu kirletme!» diyebilecek kadar zihni kirlenmiş bir kalemin başıboş bırakıldığı bir basının mensubu olmak da beni en hafif deyişle bedbaht eder. Bunu, bu akıl almaz çirkinliğe gösterilecek tepkinin ne olacağını üç dört gün bekledikten ve gördükten sonra, çok üzülerek yazıyorum.
***
Asıl Fatih Terim’i gördünüz
Cumartesi akşamı Acun Ilıcalı’nın Var Mısın Yok Musun?’unu (Show TV) seyrettiniz mi? Farklıydı. Her akşamkinden çok ilgi gördüğünü tahmin ederim.
Futbolcuları çağırmıştı Acun. Kutuların muhafızlarının bir kısmı Millî Takım’ın oyuncuları ile antrenörlerinden oluşuyordu. Yarışmacı da bizzat Teknik Direktör Fatih Terim.
Ben yol boyu, kendi alanında çok başarılı insanlar da tanıdım. Hiçbiri, ulaştıkları yere tesadüfen gelmemişti. Zeki, çalışkan, üretici ve yaratıcıydılar; bana kalırsa, gene ortak ve en önemli özellikleri de fikr-i takip sahibi olmalarıydı. («Başladıkları işi tamamlamadan bırakmama inadı» diyebiliriz.)
Fatih Terim de alanında doruğa erişmişlerden biridir. O akşam Acun’un yanında bir şov yıldızı kadar başarılıydı.
Hamdi Bey’in 300 000 liralık teklifine evet demeden önce, futbolcu ve antrenör arkadaşlarına da danışarak açıkladı:
– Ben bu teklife hayır diyemem. Çünkü biz kazandığımız parayı ÇOKSEV ve KOLON çocuk sağlığı vakıflarına bağışlayacağız. Riske edemeyiz. (Aslında 500 000 YTL de önündeki sandıktaymış.) Acun da onlara katıldı, 200 000’i bağışa eklediler.
Ailesiyle ilişkileri, futbolcularına olan saygısı ve kendi kişiliğiyle adam gibi bir adam daha gördü Türkiye. (Eşi Fulya Hanım’ı da, kızımın iyi arkadaşıdır, bilir ve pek beğenirim. Seyrettiyseniz siz de gördünüz.)
***
Dil Yâresi

  •  Birinci sayfada alt başlık: «İstanbul’da dergi satarken polisin ateş açması sonucu felç kalan Ferhat Gerçek beş polisi adliyede teşhis etti.» (Sabah, 18 mayıs). 

– Yardımcı fiil seçiminde çok hata işleniyor. Felç kelimesi kalmak fiiliyle birlikte kullanılmaz; «felç kalan» demek yanlıştır. Felç ile kullanabileceğimiz, benim bildiğim üç fiil var: felç oldu, felç geldi, felce uğradı deriz; felce uğratmak da denir.
Felç Arapça’dan alınmış bir kelime; «felçli» anlamındaki mefluç’u Osmanlı üretmiş. 
Felç’in Türkçe’deki karşılığı inme’dir; inmek yardımcı fiiliyle kullanılır, inme inmiş deriz.
Tereddüdünüz olursa bir sözlüğe bakın. Büyük sözlüklerin hemen hepsinde, bir kelimenin hangi yardımcı fiillerle birlikte kullanılabileceği belirtilmiştir.