Derviş?ten utanıyoruz galiba

Bugün «istihbarat şefi» damarımın depreştiği bir gündü gene... Bu ayla birlikte, BM Kalkınma Programı Başkanlığı görevi sona erecek olan Kemal Derviş?in bence çok önemli

Bugün «istihbarat şefi» damarımın depreştiği bir gündü gene... Bu ayla birlikte, BM Kalkınma Programı Başkanlığı görevi sona erecek olan Kemal Derviş’in bence çok önemli ve güncel bir açıklaması Radikal‘de iyi değerlendirilmişti. Kaynak, Financal Times’da yayımlanmış makalesi.
Okudum. Peki, bize küresel ekonomik kriz hakkında onun ne dediğini anlat bakalım, deseniz... Yutkunur ve özür dilerim:
– Ekonomi bilgim kıttır benim. Kemal Bey de teknisyen ağzıyla anlatmış... falan diye kem küm ederim, herhalde.
İngiliz Financial Times, ABD’nin The Wall Street Journal’iyle birlikte dünyanın en başarılı ve etkili iki maliye gazetesinden biridir. Bildiğime göre 120 yıllık bir geçmişi var.
Daha küçük boyutta olmak üzere Hürriyet ve Taraf’ta da gördüm aynı haberi; diğerleri lâl-ü ebkem idiler. (Bunun «Dilsiz ve sağır», yani «pek şaşkın» anlamında, yarı Farsça-yarı Arapça bir deyim olduğunu daha önce de yazdım burada.)
Yöneticilerden veya gazetecilerden Kemal Bey’i arayıp da, bu son kriz hakkında ne düşündüğünü soran olmuş mudur acaba? Yazana, söyleyene rastlamadık.
Ekonomisi henüz rayına oturmamış yirmi civarı ülkenin ekonomileri hakkında ciddî fikir sahibi bir uzman Kemal Bey. Bizim için ne bulunmaz nimet diye düşünmekle kalmam, her fırsatta hem söylerim, hem yazarım.
2001 Krizi günlerinde Derviş’in Türkiye’de bulunmasından zarar görmediğimize inananlardanım. Amerikanın ajanı safsatasını ciddiye alanları küçümsemeye bile tenezzül etmedim.
Kemal Derviş’in gel siyasetçi yanını tartışalım, derseniz, buna varım! Birlikte yapmadığımız şey değil zaten bizim. Ama dünyanın bilgisinden, tecrübesinden ve dingin zekâsından faydalanmaya can attığı bir «küresel ekonomist» bizden biri ve biz burada, Deniz Baykal’ın meydan nutuklarında Tayyip Erdoğan’a krize karşı alınacak önlemlere dair tavsiyeleriyle oyalanıyoruz.
Beyin cerrahisinden medet uman ve derdinin çaresini burada bulamayan biri olursa, gidip İsviçre’de Gazi Yaşargil Hoca’ya görünmesini tavsiye ederdik. Can derdine düşünce, doğrunun, faydalının ne olduğunu, nerede bulunabileceğini akıl ediyoruz da, konu iktisat, siyaset, müzik, edebiyat olunca hey heeey! Aklı, irfanı, izanı ara ki bulasın!
Tıp dışında kalan bilimler, sanatlar ve düşünce alanlarında içimizden sahici büyükler çıkarsa, ne yapıyoruz?
Ben düşünce ve davranış tarzımıza bakıyor, bakıyor... Sonra avazım çıktığı kadar Sana ad bulamadım! şarkısını haykıra haykıra çığırma ihtiyacı duyuyorum.
Tek örnek Kemal Derviş de değil. Nâzım var, Leyla Gencer var. Gitti gidenlerden... Orhan Pamuk var, Fazıl Say var... hayatlarını zehir ettiklerimizden...

«Anneannem»i okudunuz mu?
Kendini çoğumuz gibi Türk bilen, Ermeni olduğunu avukat olduktan çok sonra öğrenen, Anneannem adlı kitabı sayesinde tanıdığım, Ermeni meselemizi bütün derinliğiyle o zaman anladığım Fethiye Çetin evveli akşam tvnet kanalında Ali Bayramoğlu’nun misafiriydi. Gözümü ayırmadan dinledim. «Sen insanlar konusunda yanılmazsın!» diye de kendimi kutladım.

  • Sabah’ta «Haldun Dormen’in 55’inci sanat yılı» haberi. Yok devenin pabucu! dedim. Sonra 2009’dan 55’i çıkardım, 1954 kaldı. Zarif dostum benim, «Vay canına!» demekten kendimi alamadım. Sonra üç kelime daha: «Durayım deme sakın!»
  •  Radikal’de DTP’nin Diyarbakır’daki Nevruz kutlamasında çekilmiş bir fotoğraf vardı. Galiba gördüklerimin en kalabalığı. Kürtlerin 500 000 kişi demesine şaşmadım da, «70 000 kişi katıldı» diyen Vali Bey’e gülmekten kendimi alamadım.

Dil Yâresi

  • Eski Genelkurmay Başkanı Em. Org. Hilmi Özkök’ün de adı geçti Ergenekon Davası’nda. Soran gazetecilere Paşa net bir cevap verdi:
    – Mahkeme lüzum görür de çağırırsa, gider ve suallerine cevap veririm. Başkaca diyeceğim yok.
    Görülmekte olan bir dava hakkındaki suale verilebilecek aklı başında tek cevap da buydu zaten.
    Mahkeme, evet Paşa’yı dinlemek istiyormuş. Televizyon spikerleri bu haberi şöyle verdiler:

– Mahkeme Hilmi Özkök’ün de ifadesini almaya karar verdi.
Haber masasında olsam da haber metni önüme gelse düzeltirdim. Neden ve nasıl, onu da söyleyeyim.
Bir sözlüğe bakıp öğrenin. İfadesini almak, «Adliye veya poliste birini sorguya çekmek ve cevaplarını kaydetmek» demektir. Deyimin argo sözlüklerinde de yeri var: «1. Hesabını görmek, üstesinden gelmek, tepelemek. 2. Meramını anlamak, ne istediğini öğrenmek. 3. Birinin ırzına geçmek, kendi cinsel istekleri için birini kullanmak.»
Argodaki anlamalarını ihmal edelim. Yakın anlamlarda kullanılan başka deyişler de var:

  • Dinlemek mesela: «Mahkeme Org. Hilmi Özkök’ü de dinleme kararı aldı» denebilir. Söz konusu zanlı suçüstü iddiasıyla gelmişse karşınıza ifadesini alırsınız da, tanığı sorguluyorsanız dinlemek fiili daha bir münasiptir. Sonra bu alanda kullanılan bir deyiş daha var:
  • Bilgisine başvurmak. «Yardımını rica etmek» kadar zarif bir ifadedir.
    Önümdeki haberde «ifadesini almaya» kelimelerinin üstünü çizer, muhabire durumu «Söz konusu Hilmi Özkök Paşa olunca uygun ifade bilgisine başvurmak’tır» diye açıkladıktan sonra bu iki kelimeyi kendi kalemimle yeniden yazardım.

Gösterişten amaç, genç arkadaşın benzer durumlarda bu uyarıyı hatırlamasına yardımcı olmaktır.
Geriye, dikkatsizliğimiz için özür dilemek kalmış olurdu. Sayın Özkök’e döner ve:
– Bağışlayın Başkumandan Paşam, derdim. Bazı durumlarda arkadaşlarımızın dil bilgisi bu incelikleri ayırt etmekte yetersiz kalıyor. Siz ki üstelik, niyet edilmekte olan bir büyük yanlışı, bütün gücünüzü kullanarak önlemiş, durdurmuş ve vatana hizmet sicilinize bir de bu büyük fazileti eklemişsiniz. Yanlış kullandığımız deyiş için lütfen bizi bağışlayın!