Dikkat! Kadem değil, Kıdem

Pazar akşamı Tv 8'de gençlerle buluşup, Dil Bayramı vesilesiyle konuştuklarımızdan söz ettim. Üç yüz, dört yüz gençle, haftada bir gece üç dört saat bir arada bulunmak... üniversitelerde, liselerde de buluşuyoruz seyrek olarak...

Pazar akşamı Tv 8'de gençlerle buluşup, Dil Bayramı vesilesiyle konuştuklarımızdan söz ettim. Üç yüz, dört yüz gençle, haftada bir gece üç dört saat bir arada bulunmak... üniversitelerde, liselerde de buluşuyoruz seyrek olarak, benim torun takımı adını verdiğim gençlerden oluşan topluluklarla. Yaşlılar için kür tedavisi yerine geçen buluşmalar...
Derken efendim, ertesi pazartesi günü çok farklı bir toplantıya katıldım. Gene davetli olarak. Adı Birinci Ulusal Yaşlılık Konseyi Kongresi idi.
Yer, Yeniköy'de Sait Halim Paşa Yalısı. Toplantıyı düzenleyenler, Hacettepe Üniversitesi (HÜ) ile TÜRYAK (Yaşlılık Konseyi Derneği).
Sabah saatlerinde HÜ Rektörü Prof. Tunçalp Özgen ile TÜRYAK Başkanı Mete Bora açılış konuşmalarını yapmışlar.
Açılışı uzmanların aydınlatıcı konuşmaları takip etmiş. Yedi konuşma yapılmış, hepsinin konu başlığı Yaşlılık kelimesiyle başlıyor: Yaşlılıkta Beslenme, Yaşlılıkta Yaşam Kalitesi gibi... Hepsini dinlemek isterdim. O kadar çok soracağım sual ve bilenlerle tartışmaya can attığım, evet yaşlılık meselesi var ki beni de ilgilendiren...
Neredee!.. Önce gazeteye git, gazetelerinle becelleş, (Televizyonda Meclis'in açılış törenini takibe hiç vaktim yok), ertesi günün yazılarını hazırla, oku, tashih ve teslim et...
Yeniköy'e ulaştığımda saat 14.00'ü geçmiş ve SHÇEK (Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumu) Yaşlılar Korosu'nun konseri başlamıştı bile.
Saz ve ses sanatçıları, hanımlar ve beyler bir örnek giyinmiş. Hele hanımların şıklığı, sandalyelerinde dimdik oturuşları. Ama asıl ortak yanları, biz dinleyiciler gibi hayli (İşte burada «oldukça» da diyebilirsiniz) yaşlı olmalarıydı. Aralarında eli bastonlular, görme engelliler de var tek tük. (Bazı farklılıkları uzun uzun alkışlandıktan sonra, yaşlı sanatçılar dağılırken fark edebildim.)
Bir gün önce cıvıl cıvıl gençler. Ertesi gün, çok yıllık şarkıları koro halinde veya tek tek söyleyen yaşlı sanatçılar. Onların gene (hayli) yaşlı dinleyicileri. Kendimi, bu yaşlılar topluluğuna daha yakın hissettiğimi söylesemde bir sakınca var mı?
Biz de katıldık onların şarkılarına. Nasıl katılmazsınız, bildiğimiz ve çok sevdiğimiz şarkılar söylüyorlardı.

  • Nerelerde kaldın ey serv-i nâzım?
  • Kimseye etmem şikâyet, ağlarım ben halime.
  • İnleyen nağmeler ruhumu sardı.
  • Kalplerden dudaklara yükselen sesi dinle!
  • Göze mi geldik, sen mi unuttun?
  • Gözlerinin içine başka hayal girmesin.
  • Benim gönlüm sarhoştur, yıldızların altında / Sevişmek ah ne hoştur yıldızların altında.
    Akranlarıma sesleniyorum:
    – Bunlar arasında bilmediğiniz şarkı yok, değil mi?
    *
    Biz dokuz yaşlıyı niye çağırdılar bu kongre'ye?
    – «Örnek Kıdemli Vatandaş»lar olarak, birer ödül (güzel plaketler) vermek, biraz da «Bakın bu yaşta maşallah hâlâ ayaktalar!» diye bizi taltif ederken, bizden sonra gelenleri de cesaretlendirmek, teşvik etmek istemiş olmalılar. (Bence bu ödülün önüne «yaşlı» kelimesinin Ermenicesi daha bir yakışır.)
    Kıdemliler'den Adalet Ağaoğlu, Hayrettin Karaca, Kemal Baytaş ve ben oradaydık. Yıldız Kenter, Türkân Saylan, Süleyman Demirel, İhsan Doğramacı ve Kâmran İnan gelemediler.
    Sıra, Anayasa geçici 18, 19'da
    Alın size Anayasa'yla ilgili bir tartışma konusu daha: 21 Ekim Halkoylaması'na seçmen «Evet!» derse ne olacak? Geçici 18. ve 19. maddeler 11'inci Cumhurbaşkanımızın seçiminden söz ediyor. Ee, Abdullah Gül 11'inci Cumhurbaşkanı olarak Çankaya'da değil mi zaten?
    Bayılırlar şimdi nefes nefese, bu suale cevap bulma tartışmalarına. Niye yadırgıyoruz? Siyasetçilerimiz var. Boş duracak değiller ya! Onlara da bir uğraş lazım. Palamarı bağlı sandalda kürek çeker gibi yapmayı pek severler.
    Böyle olacağını ben 12 eylül günü Cihannüma'da söyledim size. «Bakın Hüsamettin Cindoruk ne diyor?» başlığı altında.
    Türkün aklı sonradan mı geliyor, yoksa meseleler, toplum olarak akıllı adamların vaktinde yaptığı uyarılara kulak vermeyişimizden mi doğuyor?
    Dün CNN Türk'te Gürkan Zengin'in uzmanlarla konuşmalarını dinledim. Prof. Özbudun, Prof. Metin Günday, Taha Akyol... Bana, Hikmet Sami Türk'ün formülü daha makul göründü.
    Kolay gelsin!
    Dil Yâresi
    Türkçe dostlarından (Irmak Altıner)
  • Bir ricam olacak. «İçini doldurmak» eylemini belirten bir kelime var mı acaba Türkçe'de? Kazılmış mezara cenazeyi yerleştirdikten sonra üzerini toprakla doldurmak mesela...
    – Verdiğiniz örnekte kullanılabilir fiil gömmek veya defnetmek'tir. Ölü gömmekten doldurmak diye söz edilmez. Verdiğiniz örnek bir yana, sorduğunuz eylemin fiil olarak adı doldurmak'tır.
    Doldurmak, yardımcı fiil olarak da çok kullanılır. Yelken doldurmak, diş doldurmak, dolma doldurmak, su doldurmak, gününü doldurmak, yaşını doldurmak, birinin aleyhinde doldurmak, beyanname doldurmak, tabanca doldurmak...
    Deyimlerde de çokça kullanılan bir fiildir: cebini doldurmak, çukurunu doldurmak, göz doldurmak, kesesini veya küpünü doldurmak, koltuğunu doldurmak, yerini doldurmak, fındık kabuğunu doldurmamak, postuna saman doldurmak...
    Saymakla bitecek gibi değil. Çeşmelerde bardağın doldurmadan kor isen / Bin yıl anda durursa kendi dolası değil, diyen Yunus Emre bile gelir insanın aklına.