Dil Bayramı İstanbul'da kutlandı. Oradaydım. İster misiniz, biraz konuşalım?

Burhan Felek Usta pazar günleri okurlarına, Recep'in Kahvesi'nde olup bitenleri anlatırdı. Kahvenin müdavimlerini* tanırdık; konuşmalarını, bu sayede hayat hikâyelerini, dertlerini, sevinçlerini, zaaflarını takip ederdik.

Burhan Felek Usta pazar günleri okurlarına, Recep'in Kahvesi'nde olup bitenleri anlatırdı. Kahvenin müdavimlerini* tanırdık; konuşmalarını, bu sayede hayat hikâyelerini, dertlerini, sevinçlerini, zaaflarını takip ederdik.
Pazar yazısı geleneğini Felek kadar arızasız sürdürmüş bir başka köşe kadısı hatırlamıyorum. Ben daha çok, bu köşeye sığdıramayacağımı anladığım konuları pazara bırakıyorum.
*
Perşembe sabahı Dolmabahçe Sarayı'ndaki bir toplantıya davetliydim. 75'inci Dil Bayramının ikinci günüydü. 1932 yılının 16 eylül günü Atatürk ve çalışma arkadaşlarının 75 yıl önce buluştukları salonda toplandık.
RTÜK Başkanı Dr. Zahid Akman, TRT Genel Müdür Vekili Ali Güney, Anadolu Ajansı Genel Müdürü Dr. Hilmi Bengi, kurumlarının Türkçe'ye nasıl hizmet ettiğini anlattılar.
Hasan Celâl Güzel yanlış kullanılan kelimelere, İngilizce'den emanet alınmış deyimlere, ünlemlere iyi seçilmiş örnekler verdi. Biz ikimiz izin istedik. Yazık ki Defne Samyeli, Oğuz Haksever, Tansu Polatkan gibi, dil konusunda düşündüklerini merak ettiğim meslektaşlarımı dinleyemedim.
Oturumun konusu «Kitle İletişim Araçlarında Türkçe» idi.
Cihannüma okurlarından aldığım mektupların yarısından çoğu Türkçe'yle ilgili suallerden, Türkçe yanlışlarına dair haber ve düşüncelerden, benim hatalarıma dair eleştirilerden oluşur.
Dil Bayramı toplantısında söylediklerimi, ana hatlarıyla siz de bilin istedim.
*
Gençlerin Türkçe hataları, kelime dağarcıklarının fakirliği, yabancı dillerden fazlaca alıntı yapmaları, bu tür toplantıların başlıca eleştiri, hatta zaman zaman alay konusudur. Ben, suçu gençlerde bulan yaşlılar kafilesinde yer almak istemiyorum.
Sormaya başladım:
– Saint Joseph Lisesi'nde mesela, çok iyi matematik öğrenildiği söylenirdi. Siz Türkiye'de Türkçe'yi iyi öğrettiği söylenen bir lise biliyor musunuz?
– Oxford İngilizcesi, derler; Comédie Française Fransızcası derler. Biz okul veya kurum yerine şehir adı veririz: İstanbul Türkçesi, diye... O da konaklarda ve tekkelerde, bugün var olmayan çevrelerde konuşulurdu. (Bir zamanlar İstanbul Şehir Tiyatroları'nda, oldum olası devlet radyo ve televizyonlarında doğru ve güzel Türkçe konuşulurdu, diyen olsaydı salonda, cevabım hazırdı: Doğru, ama aynı zamanda yeterince etkili oldukları da söylenebilir mi?)
– Genç bir gazeteciyken, bilgileri ve tecrübeleri yanında Türkçe'lerinden de çok faydalandığım, dile dair bütün suallerime cevap alabildiğim ve usta bildiğim gazeteci büyüklerimi saydım. Her aklıma geleni değil, beni rahle-i tedrisi'nde* eğitmiş olanlardan hatırlayabildiklerimi: Falih Rıfkı Atay, Ercüment Ekrem Talu, Burhan Felek, Peyami Safa, Vâlâ Nurettin, Reşat Nuri Güntekin, Vedat Nedim Tör, Şükrü Baban, Yakup Kadri Karaosmanoğlu, Nihat Sami Banarlı, Sabri Esat Siyavuşgil, Ekrem Reşit Rey, Refik Halit, Şevket Süreyya Aydemir, Samet Ağaoğlu, Aziz Nesin, Reşat Ekrem Koçu, Fikret Adil, Cevat Fehmi Başkut, Haldun Taner... (Sonradan hatırlayacaklarım da olacaktır.)
Var mı bugün genç meslektaşlarımın, adlarını saydıklarıma benzer meslek büyükleri? Gene var mı günümüzde haber başlıklarındaki Türkçe yanlışlarını, sessizce gelip genç yazı işleri müdürünün -mahçup olmasın diye- kulağına fısıldayan, lise Türkçe öğretmenliğinden emekli musahhihler*?
*
Sözlük-sever insanlar olmayışımızdan da şikâyet ettim.
1968'de Başbakanlık'ta Süleyman Demirel'e sormuştum:
– Beyefendi, size derdimi anlatmak için benim bir lugate ihtiyacım olacak, burada bulabilir miyiz, diye?
Özel Kalem'den istedi bulamadılar. Ben suskun, bekliyorum. Demirel sinirlendi ve Müsteşarını aradı. Şair ve edip Munis Faik Ozansoy'du o tarihte. Biraz sonra koltuğunun altında bir ciltle geldi.
– Bu Lugati Naci'dir, dedim. (Muallim Naci'nin ünlü sözlüğü.) Beyefendi, siz eski harfleri bilir misiniz? (Nereden bilecek, «Hayır» dedi.)
Öyleyse bu lugatten siz ve ben faydalanamayız.
– Peki, sen benden ne istiyorsun kardeşim?
– Türkiye'mizde evlerde, işyerlerinde, hatta okullarda ve Başbakanlık'ta bile, arasanız bir lugat bulamazsınız, diyecektim. Sahiden öyle midir, önce bir yoklayayım, istedim.
Birlikte güldük.
Bence dilimiz açısından önemli başka suallerim de oldu, o salondaki Türkçe dostlarına. Sual şeklinde bir dilek ve hayal daha doğrusu. İlgilendiğiniz izlenimini alırsam, gelecek pazar yazısında devam ederiz.
Fransız Akademisi üzerinde biraz duralım istiyorum.
Lugatçe

  • MÜDAVİM. (Arapça mudavemet, «devam etmek»ten) 1. Bir yere devam eden, devamlı gidip gelen, gedikli (kimse). 2. Bir işi devamlı yapan, yılmadan, aksatmadan çalışan (kimse).
  • RAHLE-İ TEDRİS'inde bulunmak, «O kimseden ders görmüş, feyiz almış olmak.»
  • MUSAHHİH. (Arapça tashih'ten) 1. Düzelten, tashih eden. 2. Yayımlanacak bir yazı veya kitabın prova tezgahında çekilmiş provalarını aslıyla karşılaştırıp yanlışlarını düzelten (kimse). Düzeltici. Düzeltmen de dendi.