DTP'nin iyi niyet ve basireti

Kürt meselemize sahiden çözüm arayanların bir alışkanlıktan mutlaka uzak durmaları gerekir: tribünlere oynamak'tan. (Alışkanlık diyorum, çünkü bu iki kelimeyi yeni bir deyim olarak Türkçe Sözlük'ün de benimsediğini gördüm.

Kürt meselemize sahiden çözüm arayanların bir alışkanlıktan mutlaka uzak durmaları gerekir: tribünlere oynamak'tan. (Alışkanlık diyorum, çünkü bu iki kelimeyi yeni bir deyim olarak Türkçe Sözlük'ün de benimsediğini gördüm. Anlamı, «İş yapmadığı halde kendini iş yapıyor gibi göstermek» diye tarif edilmiş.)
Bizim için bir yenilik değil Kürt Meselesi. Diyarbekir Eyaleti mesela, Osmanlı döneminde Kürt sancak beylerinin yönetimindeydi. XVII. yy'dan başlayarak zaman zaman ve yer yer ayaklandı bu beyler. Son hadise olan Dersim isyan girişimini (1937) ben de hatırlarım. Ondan önce Şeyh Said (1925) ve Ağrı (1930) ayaklanma girişimleri oldu.
Kurtuluş savaşında bu ülkenin Türkü de, Kürdü de silah arkadaşlarıydılar. Savaş ertesi tâkızaferlere, evet «Ne mutlu Türküm diyene!» yazıldı. Unutmayın ki Türk Ocakları, Osmanlı'nın Balkan Savaşı yenilgisinden sonra 1913'te, Osmanlı İmparatorluğu ahalisinden Arapların, Kürtlerin, Rumların, Ermenilerin kurduğu yarı siyasî-yarı kültürel derneklere paralel olarak kuruldu. Milliyetçilik anlayışı gelişmiş ve yerleşmiş bir toplum değildi bizimki. «Türküm diyen»den maksadın ne olduğu bence, iyi anlatılmadı ve anlaşılamadı. Ama tarihî Arap-Türk anlaşmazlığına benzer bir mesafe de girmedi aramıza.
Siyaset, iyi kötü bütün tohumları besleyen, bereketli bir gübredir. Mesele dediğimiz de kalıtımsal, kültürel, sosyal, ekonomik değil, özellikle (münhasıran demek isterdim aslında) siyasî niteliktedir; çiçeklerinden de anlaşıldığı gibi...
*
Meclis'teki DTP milletvekillerinden bazılarında farz ettiğim basiret ümidi kırılır gibi olunca, tekrarlamadan edemeyeceğim bir söz var hafızamda.
Bir dertleşme sırasında rahmetli hocam Şükrü Baban'dan işitmiştim. (Babanzadeler Kürt asıllı bir ailedir.)
– Kürtlerin ve Ermenilerin bir vasfı var ki, demişti bana, Türkler oldum olası bunu anlamakta güçlük çeker. Ben mesela savaş ertesi kurulan İstiklal Mahkemeleri'nin hâkimleri ve bilhassa savcıları, hazar vakti ne yapacaklar, onlara kin besleyenlerden canlarını nasıl kurtaracaklar, diye doğrusu endişe etmiştim. İnanır mısın, herhangi birine kaldırıp da bir tokat atan bile olmadı.
Sonra Ermenilerin, Talat ve Cemal paşaları yabancı diyarlarda kovalayarak öldürmelerindeki intikam duygusunun, kimi toplumun insanlarında nasıl yer ettiğini söyledi.
– Bu eğilim Kürtlerde de vardır, dedi. Haklıdır haksızdır demiyorum. Ama tarihte bu tür toplumlar devlet kuramıyor.
*
Hocamın bu dediğini, tarihte toplumların aşiret düzeninden devlete geçemeyişine dair bir şeyler okudukça hep hatırladım. Bu çağda olacak şey mi, demeyin; İmralı'daki adama hâlâ, adeta mahpus bir aşiret reisi muamelesi yapanlar yok mu? Meseleyi iyi niyet ve basiretle çözmeye davrananları hep onlar köstekleyecektir.
Bir not daha: Silahlı ayrılık hareketlerinin, onlara bağlı kalan siyasî kanadıyla anlaşmanın mümkün olabileceğine dair tarihte örnek bulmak zordur.
Bir de, Güneydoğu'da Bizim Kürtlerin birinci partisi DTP değil. Ya kim demeyin, seçim sonuçlarına göre AKP! Bakın, bu bir ümit belirtisi olabilir.
Ayşe Arman'ın ameliyatı
Beni «insanoğlu» dediğim için kınayan hanım dostlarım oldu; artık «insan evlâdı» diyorum. Müsaade ederlerse, bir kerecik de «insankızı» diyeceğim; Ayşe Arman'dan söz ederken... Bir okurum kışkırttı beni, Ayşe'nin «İnsan ameliyat olurken yalnız mı olmalı, kalabalık mı?» başlıklı yazısına dikkatimi çekerek (Hürriyet, 17 eylül)
Tiroit ameliyatı olacakmış Ayşe. Kocasına (O sevgili diyor) «Gel birlikte gidelim, şu işi halledelim» demiş. Ömer Dormen yanaşmamış. «Bu işler gizli yapılmaz, yakınlarımıza ayıp olur» demiş. Öyle der tabiî, Betûl ile Haldun'un oğludur.
Ayşe, kimse duymasın istemiştim dediği haberi bütün Hürriyet okurlarına da duyuran bir insankızı'dır. Çok ameliyattan geçmiş biri olarak, ona derim ki:
– Ayılırken, seni merak (ve anlatılması güç duygular ifade) eden gözler göreceksin çevrende. Korkmam dediğin ameliyat ertesi insan, kabul edemese de, gitmiş de gelmiş gibidir. O bakışlar içine işleyecek. Tadını çıkarmaya bak.
Geçmiş olsun meslektaş!
Dil Yâresi
Türkçe dostlarından (Yalçın Anıl)

  • Yazılı kaynaklara baktım, kaynak kişilere sordum, internette aradım, nafile. Son hakkımı kullanarak size soruyorum.
    Dedelek'in anlamını merak ediyorum. 13 yaşındaki torunum bana, ben de ona «Dedelek» diye hitap ediyoruz. Çok değişik, sevgisiz bir anlamı var belki de... Ben «Derleme Sözlüğü»nde bile bulamadım.
    – Bu sonuncuda, dedelek'i çağrıştıran iki kelime var:
  • Trabzon, Maçka yörelerinde, yürümeye davranan bebeklerin tay tay durma denemelerine dedek deniyor. Birecik, Urfa yörelerinde de «dede» yerine daha çok dedey derlermiş.
    Sevdiklerimize seslenirken icat ettiğimiz kelime çoktur. Benim kulaklarım da babişko, babak, dedeşko sesleriyle şenlenegelmiştir.
    Gene bizim ailemizde çocukların, üç heceli adları kısaltıp da söyleme eğilimi vardır: Samiye Samiş olur, Semiha Semuş; Gülseren Lülüş olmuştur, Gülçin de Çinçin... Sözlüklerde bulamayacağınız ve herhalde kayda geçmemiş yüzbinlerce çeşidi bulunan sevgi sözleri.
    Siz torunun keyfini çıkarmaya bakın. Unutmayın, çabuk büyümek gibi bir kötü huyları var.