Dünkü Meclis içimizi sızlattı

Altmış yılı geçtik. 1946 ertesi çok tekrarlanan bir sözdü: siyasette daima sağcılar da olur, solcular da.

Altmış yılı geçtik. 1946 ertesi çok tekrarlanan bir sözdü: siyasette daima sağcılar da olur, solcular da.
Bizde uzun süre solcuların pek esamesi okunmadı. Bunda İkinci Dünya Savaşı'nın birkaç yıl önce bitmiş olmasının de etkisi vardı. Sovyet Rusya yakın geçmişte, demokrasiler dünyasını zafere ulaştırmış devletler safındaydı.
Demokrasilerde birden fazla siyasî parti bulunduğunu biz, 1946'dan sonra öğrendik. Şöyle dendiğini hatırlıyorum:
– Tek partili rejimler (O tarihe kadar bizim bildiğimiz tek parti CHP idi ya!) tek kürekli sandallara benzer. İstediğin kadar kürek çek, ilerleyemez, olduğun yerde kendi etrafında dönmekten başka bir şey yapamazsın.
Sağı solu bir tarafa...
Dün, neredeyse tek bir partinin milletvekilleriyle toplanmış (AKP'liler dışında 5 bağımsız, 2 DYP'li ve 1 ANAP'lı milletvekili vardı salonda) Meclis'e baktım da, vaktiyle çok işittiğim o «Tek kürekli tekne» benzetmesini hatırlayıp, hüzünlendim.
Bütün dikkatimizle siyaseti takibe çalışıyoruz. AKP iktidarını devamlı eleştirmekten, didik didik etmekten geri durmuyoruz.
İyi ediyoruz da, biraz da muhalefet küreğini geliştirmek için çaba harcamamız gerekmiyor mu, diye sormadan edemiyorum.
Tek partili bir meclis (Dün namevcut sayısı 181'di), hüzün verici bir görüntü oluşturuyordu. İçim üşüdü.
Dil Yâresi
Türkçe dostlarından (Bora Ayis)

  • Ferhat Göçer'in Cennet adlı şarkısında şu cümleye takıldık. Şarkı sözünün bir yerinde «Cenneti değişmem saçının teline» diyor. Anlaşılan «Saçının telini cennete değişmem» demek istemiş. Eşim «Saçının teline değişmem cenneti» dese doğru olurdu, diyor. Bu konuda bizi bilgilendirirseniz seviniriz.
    – Bu sualin ne kadar çok sorulduğunu tahmin edemezsiniz. Daha önce de benzer bir suale cevap verdiğimi zannediyorum. Demek şarkı sözlerinin Türkçe'si konusunda titizlenmek gibi bir alışkanlığımız var. Sevinilecek haldir.
    Haklısınız. Değişmemek, «Bir şeyi veya kimseyi, diğer bir şeyden veya kimseden daha değerli saymak» anlamındadır. Onu hiçbir şeye değişmem, denir. Şarkının yazarı, saçının telini cennete bile değişmem demek istiyor.
    Ayverdi Sözlüğü'nden faydalanarak size iki de şahit göstereceğim: l Gönlüm seni cennete değişmez (Recaizade M. Ekrem). l Değme güzele değişmem / Böyle hanım az bulunur (Cahit Sıtkı Tarancı).

    (Kemal Kırar)
  • Bülent Forta adlı gazeteci «Muasır medeniyet» ifadesini yeni söylenişiyle «Çağdaş uygarlık»a çevirmiş (Birgün, 16 nisan). Geçende siz yazdınız.
    Çağdaş ve çağcıl kelimelerini ayırt etmek, bu denli zor mu, dersiniz? Çağcıl, «muasır» yerine; çağdaş ise «Aynı çağda yaşayanlar / Aynı çağı paylaşanlar» anlamında kullanılmıyor mu?
    Doğrusunu isterseniz çağcıl çok sık kullanılan bir kelime değil. Sözlüklere bakarsanız, evet «muasır» çağdaş'la karşılanırken, «modern, asrî» anlamında çağcıl'ı teklif edenler var. Nedir ki çağcıl benimsenmiş bir kelimedir, denilemez.
    Reha Muhtar 1/5'e razı olur mu?
    Yüksekçe bir yerden trafiği bir süre seyredin, o ülkede yaşayan insanların davranış biçimleri ve alışkanlıkları hakkında yeterince bilgi edinirsiniz, der dururum. Perşembe akşamı Fox Tv'de Çapraz Ateş programını seyrederken, buna benzer bir şey daha düşündüm.
    Yeni bir program galiba, geceyarısına yakın başlıyor. Adından da anlaşılacağı gibi, sohbetten ziyade bir tartışma programı.
    Bu tip tartışmalar tecrübeli, sözü dinlenir biri tarafından yönetilir. Nitekim Çapraz Ateş programının yönetimi de Mehmet Ali Ilıcak'a emanet edilmişti. (Tanırsınız, değil mi?)
    Tartışmacı kadrosunda iki gladyatör var, Reha Muhtar ile Nazlı Ilıcak. Konuklar, gazeteci Yazgülü Aldoğan ile Meclis'teki türban kazasının kahramanı Merve Kavakçı. İki uzman kişiyle telefon bağlantısı kuruldu: Ulusal Sivil Toplum Örgütü Başkanı Necla Arat ve Yavuz Donat.
    Konu, Çankaya Köşkü'nde türbanlı bir ev sahibesine ne dersiniz, suali olarak belirlenmiş. Daha çok başka şeylerden söz edildi. Arada türbanı da konuştular.
    Onları dinlerken aklımdan geçeni söyleyeceğim size. Başta söylediğimle de ilişkili.
    Düşündüm ki, bir toplumda insanların davranış özellikleri, nasıl trafiğin halini bir süre seyretmekle anlaşılabilirse, toplumu oluşturan fertlerin aralarında anlaşma ve ortak kararlara varma yeteneği de, onlardan birkaçını konuşur ve tartışırken bir süre dinlemekle pekâlâ öğrenilebilir.
    İki kişiyi geçen bir toplulukta konuşmanın ilk kuralı, söylemekten daha çok, susup dinlemeye razı olmaktır. (Reha Muhtar'ın o da ne demek, diye sorduğunu işitir gibiyim.)
    Doğrusu Mehmet Ali Ilıcak, hiç değilse susup dinlemeyi biliyor. Diğer dört konuşmacıdan hemen hepsinin şu şikâyeti tekrarladığını işitiyoruz:
    – Bir dakika! Ama biraz önce ben sizi dinledim.
    Birinin konuşup diğer dördünün onu dinlediği bir an bile yaşamıyoruz. İki, üç, bazen dört konuşmacı birden aynı anda harekete geçiyor. Gelin de ne dediklerini anlayın! İçlerinde en tanınmış olana bakıyorum: Kuzum Reha'nın beşli bir konuşmada beşte bir konuşma süresine razı olması beklenecek hal midir?
    Ya ben şu anda (bunları yazarken) ne yapıyorum, dersiniz? Cumhurbaşkanı'nı seçmek üzere toplanmış Meclis'in ilk tur oylama denemesine kulak veriyorum. Yani beş de değil, en az 350 kişi.
    Hepimize sabır ve metanet dilerim!