Dünya onun umurunda olmalı

Orhan Veli, Bir elinde cımbız / Bir elinde ayna; / Umurunda mı dünya? der ya hani... «Ne isterlerse yapsınlar, umurumda değil» diyor Reşat Nuri Güntekin de...

Orhan Veli, Bir elinde cımbız / Bir elinde ayna; / Umurunda mı dünya? der ya hani... «Ne isterlerse yapsınlar, umurumda değil» diyor Reşat Nuri Güntekin de...
Umur kelimesini daha çok, bu umurunda olmamak deyiminde kullanırız. Aslında umur, Arapça emr (emir) kelimesinin çoğuludur. Emr ise hem «buyruk», hem de «iş» anlamlarını ifade eder. Osmanlı Türkçe’sinde umur daha çok «işler» (umur-ı devlet, «devlet işleri») anlamında kullanılmıştır. Umur görmüş de bu son anlamdan türetilmiş bir deyimdir; «Pek çok şey görerek, yaşayarak, özellikle de önemli görevlerde uzun süre çalışarak nice tecrübe edinmiş, görgülü, olgun (kimse)» anlamında söylenir.
Muzurluk eden çocuklar gibi, hemen itiraz etmeyin «Gene mi dil yâresi!» diye... Anlamlarda, kavramlarda anlaşmamışlar arası görüşmelerde hiçbir sonuca varılamayışı bundandır. Şimdi ben size umur görmüş veya görmemiş kimselerden söz edeceğim. İçimizden birinin dediğini diğerlerinin bütün kapsamıyla anlaması, birliği oluşturan şartların başında gelir, demek yetmez; anlamlarda, kavramlarda birlik sağlanmamışsa kaba ifadesiyle beyhude konuşuyor, zaman harcamaktan gayri bir şey yapmıyorsunuz, demektir.
*
Namık Kemal Şolt adlı okurumdan zannederim ilk defa bir mektup... («Değil de not» mu desem acaba? Daha iyisi...) bir uyarı aldım. Kısa. Bakın ne diyor:
«Hakkı Dayı (Bir kınama söz konusu değil benim açımdan, Dayı! hitabı konusunda. Halk ağzıdır, pekâlâ.), Başbakanı karalayan karalıyor gerektiği kadar... Siz bu toplara girmeyin, yakışmıyor! (Bu hususta kararları Namık Kemal Bey veriyor.) Yukarda kalın... (Ve) Saygılar!» (Racon kesmek, derler buna. Mahallede kabadayı raconudur.)
E-posta tarihine (28 mayıs) baktım önce; sonra o gün ne yazdığıma. Gene bir okurum (Sami Seberk) kurcalamış bu konuyu. Başbakan seleflerinin icraatı için («Farklı etnik kimlikte olanlar ülkemizden kovuldu» demiş ve eklemişti, onlarınki «faşizan bir yaklaşımdı» diye...) Ben de onun sert ve kesin ifadesinden geri kalmamak için zahir, yazının daha başlığında «Başbakanınki sözünü bilmemek» demişim.
Namık Kemal Bey’i rahatsız eden de benim bu sözüm olmuş olabilir, diyorum.
(Bu sırada Melek geldi içeriden. Ben yazdıkça, zaman kaybetmeyelim diye peyderpey veririm ona dolan sayfaları [Malum hâlâ kalemle yazanlar taifesindeniz, kamıştan vazgeçtik sayenizde...]
– Siz bu umur görmüş deyimini, 5 şubat günü çıkan yazınızda da anlatmıştınız, diyor. (Okan Bayülgen’li benim çocuk-torun kafilesine o da katılıyor, sizin anlayacağınız. Giderek, daha çok itiliyorum «Issız Adam» havasına.)
Pekâlâ! Başbakan’ın neyi, nerede ve nasıl söyleyeceğini bilmediğinden söz etmiştim o gün. Bugün de kendimi yalanlıyor değilim! Umur görmüş adam, bu dediğim meziyete de sahip olmakla övülür.
Dünkü Radikal’de okumuşsunuzdur, Başbakan’ın Davos’ta Gazze oturumunu terk etmesiyle (Bu arada İsrail Cumhurbaşkanı Peres’i de yukarıdan aşağıya bir güzel giydirmesiyle) bu yaz turizm gelirinde nasıl telefat verdiğimizi. Antalya’ya gelen İsrailli turist sayısındaki düşüş yüzde 65 olarak belirlenmiş. 2008’in ilk dört ayında gelen 77 237 İsrail’liye karşılık bu yıl aynı sürede gelenlerin sayısı 27 534.
Yani bir devlet başkanına hitap tarzınızla ülkenize neler kaybettirebileceğinizi, aşağı yukarı da olsa tahmin edebileceksiniz. Hayli yüksek bir pâyedir devlet adamı için umur görmüşlük Namık Kemal Bey dostum. Benim deyişimde tenkit ile (tavsiye bizim haddimiz değilse de) temenni bir aradaydı Namık Kemal Beyciğim!

At ağasına göre kişner
Turizm mevsimi açısından hassas bir dönemdir yaz başı. At ağasına göre kişner sözü de bir Türk meselidir.
Köşenin ötegeçesinde İsrailli turistler açısından uğradığımız gelir kaybını söyledim. Bu alanda bir marifetimiz daha olmuş. Sırbistan Sivil Havacılık Genel Müdürlüğü’nün bir dileği varmış, bizimkilerden; Sırbistan’dan güney kıyılarımıza gelen turistlerin tamamını bizim uçaklarımız götürüp-getirsin, diyorlar. Uçaklarımız için biz de yüzde 30’luk bir kota istiyormuşuz.
Belgrad Büyükelçimiz Süha Umar Bey de Sırplara ağızlarının payını vermiş ve demiş ki:
– Yıllık turizm gelirimiz 21 milyar dolardır. Sizden gelecek döviz okyanusta bir damla...
Kuşadası ve çevresi kara kara düşünüyor. O civara gelen turistin yüzde 30’u Sırplardan oluşuyormuş.

Dil Yâresi
Türkçe dostlarından (Galip Bayrak)
* 29 mayıs cuma günü, Radikal’de bir haber: «Genç, güvenli Barack Obama» diyor. Bir arkadaşı 1980’de Obama’nın fotoğraflarını çekmiş. Üniversitede ilk yılı. Tam 36 poz. İşte bu gençlik fotoğrafları «bugün itibariyle California West Hollywood’daki M+B Galeri’de sergilenecek»miş.
Türkçe bilmez siyasetçilerimizin basına hediye ettiği bu «itibariyle» kelimesinin gerçek anlamının Radikal gibi bir gazetede bile bilinmemesi bugün «itibariyle» beni hayrete düşürdü. Türkçe’nin doğru, düzgün kullanılması Radikal gibi bir gazetenin amaçları arasında değil midir? Siz onları uyarmıyor, eleştirmiyor musunuz? (Okurum sonuna kadar gitmiş dokunaklı Türkçe eleştirisinde. Ben lafa karışmıyorum. Onu okumaya devam edelim bence.)
İtibariyle’nin anlamının, «1. ... den sayılmak üzere; 2. Bakımından» (Mesela, <Eski takvim itibariyle>; Yakup Kadri Karaosmanoğlu’ndan bir örnekle <... kılık kıyafet itibariyle bir dilenciden hiç farkı yoktu>) olduğunu bilmezler mi bu gençler? Şu örneği ben vereyim: <Kullanılan Türkçe itibariyle Radikal’in de diğer gazetelerden bir farkı yoktur.>
Şunu da ilave edeyim:
– Onların demek istediği mesela şöyle söylenebilirdi: «... bugünden itibaren sergilenecek.»
Tekrarlarsak efendim: 
*«Esas olarak kabul edilmek» veya «Bakımından» demekse amacımız, itibariyle kelimesi kullanacağız. 
* Yok «... den başlayarak, ... den sonra» demek istiyorsak, itibaren diyeceğiz.