Durup düşünecek noktadayız

Pazartesi günü Taraf gazetesinin patlattığı (ve haber doğruysa şayet, diğer bütün gazeteleri atlattığı) «AKP'yi ve Gülen'i bitirme planı» haberiyle...

Pazartesi günü Taraf gazetesinin patlattığı (ve haber doğruysa şayet, diğer bütün gazeteleri atlattığı) «AKP’yi ve Gülen’i bitirme planı» haberiyle Türkiye bir kere daha sallandı. (Baktığım sözlükte sallanmak fiilinin 3’üncü sırada yer alan anlamı, «Kuvvetli şekilde sarsılmak» diye tarif ediliyor.)
Haberin kısa sürede doğrulanmasını veya toptan yalanlanmasını beklemediğim için, ben hadiseye daha çok yaşamaya devam edegeldiğimiz «eli kulağında müdahaleler süreci» açısından bakmaya çalıştım.
Nesillerdir deprem görmemiş bir şehirde, oturdukları ev kökünden sallanmaya başlasa, insanlar, hayretler içinde birbirine sorar herhalde:
– Ne oluyoruz Allah aşkına, diye? Belki ayağa kalkma ihtiyacı bile duymazlar. Bizimki gibi çok deprem görmüş yerlerdeyse, avizelerin sallanmasıyla insanların kendilerini bahçelere, sokaklara atması bir olur.
İngiltere’de bir gazetenin «Silahlı Kuvvetler’de İşçi Partisi’ni ve Anglikan Kilisesi Başpiskoposu’nu bitirmek üzere hazırlanmış gizli plan bulundu» diye bir haber verdiğini düşünün. Evde o gazeteyi daha önce gören her kimse diğerlerine dönüp:
– Ne demek istiyorlar, diye sormaz mı? Basın camiasından birine sorsalar, alacakları cevap ne olur? Ya «Dizgi hatasıdır belki, diyecektir; bir de haber metnine bakın.» Ya da «Editörlerden biri keçileri kaçırmış ve baskıya gitmeden önce fark eden olmamış herhalde...» diye gülecektir.
Ciddiyetle böyle düşünüyorum. «İngiltere’de, durun, tele-vizyonda haberleri dinleyelim» diyecek biri bence çıkmaz.
Şimdi lütfen bir an durup, Türkiye’de «hepimizin» bu haberi nasıl karşıladığımızı düşünün.
Ben dün 12 gazeteyi taradım. Ses verenler ya «Genelkurmay Başkanı görevden alınmalı!» diyordu, ya da kulunuz gibi düşündüğünü bir sualle ifadeye çalışmıştı:
– Gene mi? diye bir sualle.
Gene de, diye müsaadenizle devam edeyim; haber, fark etmişsinizdir ciddî bir telaşa sebep olmadı. Biraz daha bilgi almak için sağa sola telefon edilmedi. Gülseren Hanım hayatta olsaydı, alelacele beni bulup «Hakkı ne oluyoruz Allah aşkına?» diye, eminim sormazdı.
– Siz alışmışsınız kardeşim! Demek ki birkaç yılda bir darbeli günler yaşamaya da müstehaksınız, diyen olursa; derim ki, o da bize haksızlık etmiş sayılır.
Niye böyle diyorum?
– Bu millet artık yeni bir müdahaleye eyvallah demiyecektir, diye düşündüğümden mi?
O kadar kesin değil belki. Bütün müdahaleleri yaşamış ve gıkı çıkmamışlardan biri olarak, insanımız yeni bir müdahaleye hem de fazla telaş etmeden:
– Yetti gari, diyecekmiş gibi gelmedi bana. Ama gene de, 1960’dan beri ilk defa bir direniş kararlılığı izlenimi alıyorum.
Dikkat kesildim. Gözlemlemeye ve düşünmeye devam etme ihtiyacım var.

50 yıl arayla 2 emekli örneği
Emekliler dün en az «AKP ile Fethullah Gülen’i bitirme planı» haberi kadar, OYAK Genel Müdürü Coşkun Ulusoy’un açıklamasıyla da eminim ilgilenmişlerdir.
Ben öteden beri, devlet ve sigortalar Türkiye’de emekli aylığı ödemez, onun yerine emeklilere bir çeşit bahşiş verilir, der dururum. Şimdi Coşkun Ulusoy’dan öğreniyoruz ki, TSK mensuplarının Emekli Sandığı yanındaki ikincil sosyal güvenlik kuruluşu olan OYAK onlara, emekli ikramiyeleri ile bir daire ve bir de Renault otomobil alma imkânını «nihayet» sağlamış.
Siyasî nutuk atarak değil, rakamlar vererek, İstanbul, Ankara ve İzmir’de daire fiyatlarını belirterek söylüyor söyleyeceklerini. (Ruhi Sanyer’in haberi, 16 haziran, Radikal) Hangi semtlerde ev alabilir, hangi boy ve model Renault sahibi olabilir OYAK emeklisi kıdemli albay, bir bir anlatıyor Coşkun Bey (ki Turgut Özal’ın taa ABD’den getirtip iş emanet ettiği prenslerinin hemen de en başarılısıdır. Ziraat Bankası’nın, Koç Finans’ın başında ne kadar etkili olduğunu ben bile biliyorum. Evet Robert Kolej’de, evet ABD üniversitelerinde okumuştur, ama zengin baba parasıyla değil, burslarla. Darüşşafaka Lisesi mezunuydu.)
Kıdemli albaya, 31 yıllık hizmetine karşılık OYAK’ın ödediği ikramiye 247 754 TL imiş. Üç büyük kentin hangi semtlerinde daire alabilir, onu bile anlatıyor Coşkun Bey açıklamasında. Emekli olan kıdemli başçavuşun ikramiyesi 195 770 TL+Emekli Sandığı’ndan alacağı 14 230 TL, etti mi 210 000 TL. O da dairesini üç büyüklerden gayri bir ilimizde alabilir, diyor. Otomobilini de.
Babam 42 yıllık devlet memuru bir tapu müdürüydü emekli olduğunda (1961). 18 000 TL ile mükâfatlandırıldı. Aldığı 7 yaşındaki Volkswagen’e yetmedi, 12 000 TL de biz ekledik, ama babama 18 000’e alıyoruz dedik.

Dil Yâresi
* Okan’ın Disko Kralı’nda Atilla Taş sordu bana; burada anlatmak zor, ben sana yazıyla cevap vereyim, dedim. (Arada söyleyeyim, daha bir durmuş oturmuş gördüm Atilla’yı. Yakından daha sevimlidir zaten.) Suali şu:
– «Tûti-i mu’cize-gûyem» ne demektir?
(Şarkı sözü olarak da kullanılmış, Nef’i’nin ünlü beytinin ilk mısrasıdır ya: «... ne desem lâf değil / Çerh ile söyleşemem âyînesi sâf değil» diye devam eder.)
Kelimelerden başlayalım.
* Tûti, papağanın Farsça adı; bizim dudu, dudu kuşu da dediğimiz.
* -Gû, -gûy, gene Farsça guften fiilinden «söyleyen»; mu’cize-gûyem «mucize söyleyen» demek. * Çarh, çerh (Farsça) «Çark, dönen tekerlek» demek ve «dünya, gökyüzü, evren»; mecazî anlamıyla «Talih, baht, felek». * Âyîne («Ayna» demek, gene Farsça; mecazî olarak «Allah’ın kendi cemâlini seyretmek için yarattığı evren ve insan.» anlamında kullanılır. * Saf (İşte bu Arapça bir kelime) «Temiz, arı, hâlis. Ve, içinde fesatlık olmayan»
Nedir, Nef’i’nin dediği?
Şöyle çevrilebilir: «Mucize gibi laf eden papağanım ben, söylediklerimi yabana atma / Ne var ki felekle pek anlaşamam, onun içi pek temiz değil.»