Düşmanına köpek diyen insan zafere daha kolay mı ulaşır?

Sanki kamuoyunu şöyle bir karıştırmaktan fayda umanlar var. İki taraf olmuş dövüşegelenler arasında, sert viraj alarak cephe değiştirenler de çoğalmaya başladı.

Sanki kamuoyunu şöyle bir karıştırmaktan fayda umanlar var. İki taraf olmuş dövüşegelenler arasında, sert viraj alarak cephe değiştirenler de çoğalmaya başladı.
Aklıselim sahipleri kamuoyu oluşturanlara basiret tavsiye ediyor:
– Öfke ve heyecan kazanının altına bir kucak odun da siz atmayın! Millet çoğunluğu zaten infilak etti edecek. Siyasette gerçekliğin olmazsa olmaz nitelik kazandığı bir dönemden geçiyoruz. (Basiret tavsiye edenlerden biri de Cumhurbaşkanı.)
Ama beride kaptanlığa özenenler ayak yaparak kendi takımlarına adam çağırmaya başladılar bile. Aklıselim takımında oyuncu eksilirken, hokkadan çıkmışlar takımının hızla çoğaldığını görüyoruz.
İlk işaretler köşekadılarından geldi. Yok yere diyemem, aslında insanı çileden çıkaracak hadiseler oluyor. Ama biz, birilerinin bizi oyuna getirmeye çalıştığını, şu son terör cinayetleri başlar başlamaz fark etmemiş, işte şimdi dikkatli davranalım, davranmalıyız diye birbirimizi uyarmamış mıydık?
Bu yeniden hareketlenmenin asıl sebeplerini bir an önce öğrenip ilan etmeye niyetlenmemiş miydik?
Yönetimin alacağı kararı sabırla bekleyen askerleri alkışlarken, «Ee sabırları taştı birader, bu iktidarın haydi davranın diyecek gibi bir hali yok!» demeye ilk kimler başladı dersiniz?
– Biz alttan aldıkça karşımızdakiler de kendini bir şey zannedecek, diyenlerin sayısı birdenbire çok artmadı mı?
Bakın size, aklı başında bir gazeteci olarak tanıdığınız, benim de 1957'den beri meslektaşım ve arkadaşım olan, Hürriyet dahil birçok gazetede genel yayın yönetmenliği yapmış, son birkaç aydır benim gibi «amelimanda» kadrosuyla köşekadılığına buyur edilmiş bir gazetecinin dünkü yazısından bazı alıntılar aktaracağım. Sözünü edegeldiğim durum ve mesele hakkında fikir beyan ediyor, okurlarına telkinde bulunuyor.
Diyor ki:

  • «Azgın itle de, azgın teröristle de uğraşmak zordur. Teröristlere kol-kanat gererek Türkiye aleyhine atıp tutan Kuzey Iraklı Kürt liderler tan anlamayan itlere benziyor.
  • «Bir zamanlar neredeyse kıçımızı öpen, şimdi ise Amerikalılara soytarılık eden bu küstahlara derslerini vermek gerek. (...) İçimizdeki bazı şerefsizler (Yani yazar gibi düşünmeyenler) diye tutturuyor. Eeee... Ne yapalım? Teslim mi olalım?»
  • Örnek veriyor, İsrail gibi yapalım, diyor. Yalnız Erdoğan'ın Bush ile görüşmeye gidecek olmasına değil, NATO'ya girmiş olmamıza da esef ediyor. «Yani, TBMM'nin yetki vermesi, sınır ötesi operasyon için tezkere alınması yeterli değil. Başkan Bush'un icazeti gerekiyor. (...) Bush'un adı Bush... Ondan başka ne beklenir ki?» demeye kadar vardırıyor değerlendirmesini.
    *
    Demek Rahmi de böyle düşünüyor, diyemiyorum. (Rahmi Turan'dı evet, yazısından alıntılar aktardığım.) Bu eğilimin güçlenmesinden duyacağım endişe bir yana, örneklerini gösterdiğim tavrı ve üslubu Hürriyet'e de yakıştıramıyorum. O gazetenin bizim neslin gönlünde ayrı bir yeri vardır.
    Başbakana e-nâme? Sakın ha!
    Dün Hürriyet'te «Başbakan'a yalnız e-posta ile ulaşılabilsin» diye bir haber vardı. Hemen okudum. Microsoft'un Türkiye Genel Müdürü Çağlayan Arkan'la konuşmuşlar. Fikir onun. Yazılım korsanlığından haklı olarak uzun uzun şikâyet ederken, arada böyle bir teklifte de bulunmuş. «Bu, bilişimde bir devrim olur» diyor.
    Ben bilgisayarla hâlâ tanışamamış, internetten faydalanamayan, bir noktadan sonra çağdışı kalmış talihsizlerden biriyim. (Dünyamızda her altı kişiden biri bu durumdaymış.)
    Böyle olmam, Melek kızımın her gün birkaç kere getirip masama e-posta (Ben artık e-nâme diyorum) tomarları bırakmasına engel olmuyor.
    Bir beni, bir de Tayyip Bey'i düşünün. Bana bir gelirse, ona bin e-nâme gelecektir. 24 saat bana bile yetmediğine göre, onun hali kimbilir nice olur?
    Hepsini okuyamayacağı, kule kule e-nâme yığınları moralini bozmaktan gayrı bir işe yaramaz. Ben elle yazılmış mektuplar aldığım, okurlarımla telefon sohbetleri yapabildiğim günleri hasretle hatırlıyorum. Okuyamadığım, biriken sayısı durmadan artan e-nâmeler yüzünden inanın okurlarıma karşı mahçup, kendi adıma da perişanım. Sakın ha!
    Dil Yâresi
    Türkçe dostlarından (Mahmut Gençağa)
  • Amca, dayı, hala, teyze, ağabey, abla, kız kardeş, erkek kardeş... Bu akrabalarımın kız ve erkek çocukları benim neyim olur?
    – Amca, dayı, hala, teyze ve bütün kardeş çocukları sizin yeğen'iniz olur.
    Bu akrabalarınızın erkek çocuklarına Fransızca'da kuzen (cousin), kız çocuklarına kuzin (cousine) denir; alafrangalaşma dönemlerimizde bizde de denmiştir.
    İstanbul ağzında bir zamanlar amcazade, dayızade, halazade, teyzezade, adı verilen aynı akrabaların Anadolu ağızlarındaki adları bugün de amcaoğlu (emmioğlu), dayıkızı, halaoğlu, teyzekızı'dır.
    Erkek kardeş çocuğuna biraderzade, kız kardeş çocuğuna hemşirezade denirdi. Abla oğlu, ağabey kızı dendiğini hatırlamıyorum. Onlar hemen her zaman kardeş çocukları'dır. «Biz kardeş çocuklarıyız» deriz. Türkçe akrabalık adları açısından çok zengin bir dildir.