Düşünürüm de Kemal Derviş...

Kemal Derviş Türkiye'de. Dördüncü Dünya ülkeleri toplantısı için gelmiş; fukara halkların küresel ağababalığı görevini üstlendi ya!

Kemal Derviş Türkiye'de. Dördüncü Dünya ülkeleri toplantısı için gelmiş; fukara halkların küresel ağababalığı görevini üstlendi ya! Arada oğullarından birini de evermiş, dediler. Vakti yoktur diye, haydi bize gelin bir akşam mütevazı soframızda iki lokma yiyip, iki de laf ederiz, diyemedim.
İşinde nasıldır bilmem, dostlar arasında çok cana yakın. Her şeyi, ama her şeyi konuşabileceğiniz, sohbetinden zevk almakla kalmayıp, ondan mutlaka bir şeyler de öğreneceğiniz bir dosttur.
– Biz, hele hele siyasetçilerimiz, adamın bu kadar vasıflısından hiç hazzetmeyiz. Belli etmesek, yüzüne gülsek de, ne yapar eder, onu «buralardan» uzaklaştırmanın bir yolunu tez zamanda buluruz, dediğimi duyanlar endişemi karamsarlığıma yordular.
Ecevit çağırdı diye Amerika'daki işini bırakıp Türkiye'ye döndüğünde tanıdım Kemal Bey'i. Sık sık görebilmeyi çok isterim. Tanıyınca ev ahalisi de bayıldı ona. Fal açar gibi başına gelecekleri önceden söylemiş olmama çok güldü. Onu bir gün, mesela Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri olarak da göreceğiz.
Meydanı boş buldu atıyor, diyeceksiniz. İnanın ki değil.
Televizyonda Taha Akyol'la konuşurken dinledim geçen gün. Ben ki iktisadın cahiliyimdir, o anlatınca zihnime, gönlüme küşayiş gelir... Mesela şu yabancıların bankalarımızı kapışması hadisesinin ne anlama geldiğini, ondan dinleyince ben bile anladım. Diğer anlattıklarını da.
Büyük dostlarım vardı, bir arada olmaktan, susup anlattıklarını uzun uzun dinlemekten, ihtiyaç duyunca huzurlarına varıp derdimi danışmaktan çok hoşlandığım. Bunlardan Nihat Erim ile Turhan Feyzioğlu'na benzetiyorum Kemal Bey'i daha çok.
Kendi çıkarıma değil yalnız, adını andıklarım, aynı zamanda Türkiye'nin de ihtiyaç duyduğu insanlar. Günlerdir meydanlarda haykırıp duran, birbirini daha ağır kelimelerle kötüleme yarışına girmiş parti başkanlarını düşünün ve gözünüzün önünde canlandırmaya çalışın, o kürsülerde Kemal Bey'in nasıl farklı bir kişilik sergileyeceğini.
Mehmet Âkif bir şiirinde Ekseriyet kafasız, varsa biraz beyni olan / Bu hükûmet şu ahaliye biçilmiş kaftan, der...
Benim Kemal Bey dostum da, Türkiye'nin kime emanet edeceğini bilemediği bir makam için biçilmiş kaftandır amma, siyasetçilerimizde Şair'in dediği merkez pek gelişmediği için akıllarına gelmez.
Gelse de... Sevgilerle efendim!
Dil Yâresi
Türkçe dostlarından (Kemal Kırar)

  • Engin Ardıç, bugünkü yazısında «ne menem» diyor (Akşam, 5 temmuz). Şu deyişin doğru imlası olan ne mene'yi bir kere daha yazsanız da (Şayet daha önce yazdıysanız, ki yazmışsınızdır. – Evet, hem de birkaç kere!), en azından meraklı olanlar öğrense! İşin komik bir yanı da var: Ne menem yazılıp tersinden okunduğunda menemen oluyor.
    – Doğru imla (ve tabii telaffuzu da) ne mene'dir. Anlamı «Ne çeşit, ne türlü, ne yaman» demek. Şunu da ekleyeyim. Derleme Sözlüğü bu deyişin, Eskişehir yöresinde «Nasıl?» anlamına gelen neman, nemene veya nenceri kelimelerinin değişmiş şekli olduğunu söylüyor.
    Hanefî, Matürîdî ve Selefî...
    Nüfus cüzdanlarımızda dini İslam yazılı. Daha önceleri mezhebi Hanefî kaydı da vardı. Bizim nesilden Hanefîlik ne demektir sualine cevap verecek acaba kaç kişi çıkardı, diye sormam lazım. Çok değildir!
    İmam Hatip Lisesi mezunları mezhepler, tarikatler, cemaatler konusunda ne kadar bilgilendirilmiştir, ondan da haberim yok.
    Hayır, bilmemekle mağrur değiliz, ama bize bunları anlatma ihtiyacını duyana rastlamadık.
    Son zamanlarda Hanefîlik, Matürîdîlik, Selefîlik kavramlarını sanırım daha çok Gündüz Aktan bey dostumuz dile getirdi, Radikal'deki «haşin» yazılarında. Şimdi MHP'nin İstanbul milletvekili adaylarından biridir. Ardında bıraktığı tartışma devam ediyor.
    Din adamı yazarlarımız bu konular üzerinde duruyorlar mı? Aydınlanma ihtiyacımız var.
    Hanefî, Matürîdî, Selefî arasındaki anlayış, inanç ve uygulama farkları nelerdir? «Atatürk laikliği matürîdîdir» değerlendirmesi ne anlama gelir?
    Geçende AKP milletvekili dostum Mehmet Dülger girdi bu konuya (NTV, 8 temmuz, Seçim Hakkında Her Şey). Ama evsahipleri (Çiğdem Anat ve Kürşat Başar) bırakmadılar.
    İhtiyacımız var bu bilgiye, diyorum; bilenler bize anlatsın!
    Alıntı
    Biz seçim sonuçlarını merak ededuralım, yeni adaylar arasında hükûmet kurma çalışmalarını şimdiden başlatanlar var.
  • Nevval Sevindi. «Kadın olmamdan dolayı, Kadından Sorumlu Devlet Bakanı statüsünde görülmemden hiç hoşlanmıyorum. diyorum. Belki de iyi olur, bugüne kadar dize getirilemeyen birçok şey dize getirilir» (Tempo, 28 haziran).
  • İbrahim Tatlıses'in de aynı bakanlıkta gözü olduğu anlaşılıyor: «Kadın Bakanlığı mı var? Tam bana göre. Ooo beni versinler, beni versinler! (Beni getirsinler, beni yapsınlar filan demesi gerekir, ama siyaset jargonunu henüz bilmiyor. Kusuruna bakmayın, çabuk öğrenir.) Yani adımız çıkmış, ama ben iyi bir aile babasıyım.» Şu güvenceyi de veriyor: «Bana göre kadınlar en çok oyu bana verecek. Biz çünkü onların sevemeyeceği, nefret edeceği bir tip değiliz. Adam gibi adamız» (Akşam, 10 temmuz).