Ecdat ile internet ilişkisi

Hayli gün görmüş aklımla bir gazeteyi yönetebilseydim eğer, yayımcılıkta tombala diye bir kavramı yürürlüğe sokmaya çalışırdım. Kısaca anlatayım, dediğim akıl kârı mıdır, değil mi, ona siz karar verin.

Hayli gün görmüş aklımla bir gazeteyi yönetebilseydim eğer, yayımcılıkta tombala diye bir kavramı yürürlüğe sokmaya çalışırdım. Kısaca anlatayım, dediğim akıl kârı mıdır, değil mi, ona siz karar verin.
Gün boyu düşünürken, konuşur veya dinlerken, okuyup yazarken, bazı kavramlar üzerinde ısrar etsek de daha çoğunu işitmek veya söylemekle yetinip, günlük işlerimize devam ediyoruz.
Bu arada kimi bilegeldiğimiz, kimi yeni öğrendiğimiz bazı kelimeler sinsi bir ısrar ile zihnimizde yer ediyor, onlarsız düşünemediğimiz, anlaşamayacağımız kavramlar haline geliyor.
Bir gen adıdır, genetik sıfatıdır adeta hamurumuza karışıyor.
Sorun bir yakınınıza:
– Yahu kullanmadan edemez olduk, şu gen lafının asıl anlamı nedir? Genetik deyip duruyoruz, neyin nesidir?
Öğrenmek için sual sormayı bilmek şarttır, derler. Sorun:
– İrsî, deriz; «kalıtım, soya çekim» anlamındaki, Arapça irs adından üretilmiş bir sıfattır: «Kalıtımla, soya çekimle ilgili» demek. «Ana babadan, yakın akrabadan geçme, aileden gelme beden ve ruh niteliklerinin belirmesi» halini irsiyet kelimesiyle ifade ederiz. Bu genetik, irsiyet’in frenkçesi midir?
Soya çekimi anlıyorum da, ceddimiz özelliklerini nesiller ve asırlar ötesine nasıl havale ediyor, orasını çıkaramıyorum.
*
Genç gazetecilere diyeceğim şu:
– Bu elimdeki tombala torbasını görüyor musunuz? İçinde kağıtlara yazılmış tek tek ve küçük cümleler halinde sualler var. Biri mesela «Gen nedir?» diyen bir sual veya «Genetik’ten ne anlıyorsunuz?». Eminim okurlarımız bu kelimeleri okuyup geçmekte, iyi kötü bir anlam da yakıştırmaktadır. Ve bizim bir işimiz de, kullandığımız kelimelerin anlaşılır olmasını sağlamak. Ben size şimdi bu torbadan örnekler gösterip, sizden şunu isteyeceğim: haberlerinizde, yorumlarınızda bu tür netleşmemiş kelimeler geçtikçe, bir punduna getirip açın bu yarı aydınlık kelimelerin anlamını, ki okurun işi kolaylanmış olsun.
Mesela gen, Yunanca genos’tan gelir ve «kaynak, köken» demektir. Kromozomlarda bulunan bir veya daha çok kalıtsal karakteri belirleyen otokatalitik cisimcikler’e gen denir, deyin. (Katalitik, kataliz özelliği olan, yani «kimyasal bir tepkimeye girmiyormuş gibi görünen bir maddenin bu tepkimenin hızını artırma etkisi» demektir.) Hayatın, canlının bir sırrı, ki anlatması pek kolay değil. Ama olsun, bizim görevimiz dilimizin döndüğü kadarını anlatabilmektir.
Haber ve yorumlarda böyle çok kelime kullanıyoruz; bir kısmı da bilimsel terimlerdir. Bu konuya neden bugün girdim, onu da söyleyeyim.
– Dün Radikal’deki bir haberin başlığı «Belki de Mısır’da zengin halanız var» idi. İnternet’te soyağacı oluşturma tekniği Türkiye’de de uygulanır hale gelmiş. Akrabaonline.com’un Hamburg’daki sorumlusu Pınar Gazel. Dün Radikal’in 2. sayfasındaki haberi okuyanların, gen ve genetik hakkında az da olsa bir bilgileri bulunmalı demek istiyorum.

Millete gazel okumayın!
Geçen nisan ayında ben, Doğan Grubu gazete ve televizyonlarındaki 19’uncu yılımı doldurdum, 20’nciyi ömrüm varsa tamamlayabileceğimi de umuyorum. Yaşımı hatırlatmak istemedikleri için zahir, bana yuvarlak yılları hatırlatmazlar.
Bu sürenin on beş küsur yılı Patron ile sık sık bir arada olurduk. Onu biraz tanıdım diyebilirim. Son zamanlarda pek görmüyorum, ama insan bir yaştan sonra istese de değişemez.
Basın Yayın dünyamız, Allah gecinden versin Aydın Doğan’ı artık aralarında olmadığı zaman çok arayacaktır, derim ya! Bu sözümle onu yüceltmeye çalışmıyorum. Onun buna ihtiyacı, benim de kudretlinin suyuna gitme alışkanlığım yok hamdolsun!
Aydın Bey’i çok arayacaksınız derken genç meslektaşlarımı, geleceğin patronları konusunda kendimce uyarmaya çalışıyorum.
Sen bu kavgalara girmezdin, diyeceksiniz. Sebebi Patrondur. «Bunlar yaşına başına bakmaz, sana ağır laf ederler. Çok üzülürüm» diye o frenledi yıllar önce.
Tayyip Bey ve taifesine, ama daha çok Başbakanımıza bir diyeceğim var. İki daha doğrusu:        
* Aydın Doğan vergi kaçıracak tıynette bir adam değildir. 
* Aydın Bey çapında bir basın devine, Maliye memurları arasında, Başbakan’ın haberi ve izni olmadan «Vergi kaçakçısı» diyecek kabadayı ne Türkiye’de bulunur, ne de bir başka demokratik ülkede.

Dil Yâresi
* Anadolu Ajansı’nın bir haberi (Radikal, 30 ağustos). Okumadan geçilecek gibi değil. Beyinde, yazı yazmayı sağlayan, yani söz halinde oluşan düşünceyi yazıya dönüştüren bölüm belirlenmiş. Soyuttan somuta bazı kaslar sayesinde geçiliyormuş. önce biri bu bölgeyi bulmuş, şimdi bir başka biliminsanı ve ekibi bölgenin sınırlarını belirliyormuş. Uzmanlar, beyinde birkaç milimetrekarelik alanın devre dışı bırakılması halinde, ellerini oynatabilmesine rağmen hastanın tek bir harf yazamadığını görmüşler.
Beyin benim için, hayat mucizesinin merkezi. En çok merak ettiğim şey de bu mucizedir, amma ben buradan gene bir kelimeden duyduğum rahatsızlığı söyleyeceğim.
Ajansın haber yazarı veya çevirmeni, «Araştırmacılar 12 sağlak ve 12 solağın beyinlerinin MR’ını çektiler...» diye devam ediyor. Sağ eliyle yazanlarda yazı yazma bölgesinin, beynin sol yarımyuvarında bulunduğu anlaşılmış.
Gelelim sağlak-solak kelimelerine.
Solak kelimesini hepimiz biliriz: «El ile yapılan işlerde sol elini kullanan (kimse)» demektir. Sözlükler bir de yeniçeri ocağının solak ortaları’ndan söz eder. Derleme Sözlüğü’nde solak’ın yedi yerel anlamından da söz edilir. Aynı kaynaktan şunu da öğreniyoruz: Ankara ili ve Beypazarı İlçesinde sağlak kelimesi «içi boş, kof» anlamında kullanılıyor.
Bunun dışında ve solak’ın karşıtı anlamında sağlak kullanıldığı yere dair bildiğiniz varsa lütfen yazın, Türkçe dostlarına da duyuralım. Yoksa Türkçe’de böyle bir kelime yok, diyeceğiz.