«Edeb-i kelâm»ı bilir misin?

Kırk kapının ipini çekmek, diye bir deyim var. Bu pazar günü ben de iki televizyon kanalının ipini çektikten sonra, gece yarısına doğru eve döndüm ki, arkadaşım Selim torun beni bekliyor.

Kırk kapının ipini çekmek, diye bir deyim var. Bu pazar günü ben de iki televizyon kanalının ipini çektikten sonra, gece yarısına doğru eve döndüm ki, arkadaşım Selim torun beni bekliyor.
– Seçim sonuçlarını biliyorsun değil mi dede?
– Evet!
– Şimdi bakalım Bekir Coşkun nasıl özür dileyecek Tarhan Bey'den? (Anlamış olacağınız gibi, Tarhan Erdem'den söz ediyor. Yalnız benim değil, ailem efradının da sevgilisi olan, daha doğrusu sevmemek, beğenmemek, güvenmemek, yürekten gelen bir yakınlıkla, dostlukla bağlanmamak mümkün olmayan «müstesna» insan Tarhan Erdem'den.)
Oda komşum devam etti:
– Bekir Bey'e yazacağım (Onun yazmak dediği sanırım e-posta'dır), soyadımı görünce bu da kim, diyebilir. Hakkı Devrim'in torunu dememde bir sakınca var mı?
– Ne sakıncası? Yazar ile okur arasına girmek gibi bir kötü alışkanlığım yok, benim...
– Tamam dede, sağ ol!
*
Benim de aklımdan geçmedi, diyemem.
Seçim öncesi Konda, belli aralıklarla yedi-sekiz defa tekrarlanan bir anketin sonucunu, kurucusu Tarhan Bey'in ağzından açıklamıştı. Tahminlerinin en çarpıcı olanı da, AKP 310 ila 340 milletvekili çıkarır, demesiydi. Basın dünyasında bu değerlendirmeye katılan olmadı, diyebilirim. Cihannüma'daki hüküm fıkrası şuydu: «AKP'nin 310-340 milletvekilliği, senin ne haddine deseniz de, biraz yüksek tutulmuş gibi geldi bana» (Radikal, 20 temmuz. Yani seçimden iki gün önce.)
Tarhan Bey kırk yıllık dostum. İyi niyet ve ciddiyet timsali olduğunu bilirim. Bundan önceki iki seçimde yaptığı anketlerden, doğruya en yakın tahminleri ürettiği de meçhulüm değil. Bu işteki baş yardımcısı Adil Gür'ü de iyi tanırım. Tarhan Bey, oğlum Serdar Devrim'in Konda çalışmalarındaki eski patronu.
Bütün bunlara rağmen, «Tarhan Bey de her seçim tahminini tutturmakla mükellef değil ya!» diye düşündüm zahir. Sürpriz sonuç bekliyordum ben bu seçimden, tam aksi çıktı. Benim gibi düşünmekle kalmayıp, kamuoyu araştırma alanının bu saygı ustasına bühtan edenler (Bir biçimine getirip «Deniz Baykal CHP'yi onların elinden aldı ya!» diyenler de) yazık ki çıktı aramızdan.
Bu değil, Bekir Coşkun'unki daha amatörce bir saygısızlıktı. Peki neydi, diyebilirsiniz, aynen aktarayım size:
«Anladığım kadarıyla Başbakan'ın her şeyi küçük: saatçik, gemicik, villacık...
«Aldığı oy büyük: yüzde 48'in üzerinde.
«Tarhan Erdem'in şirketinin dünkü Radikal'de yayımlanan kamuoyu yoklamasına göre, yüzde 48... Allah'a şükretmeliyiz ki bu erdemli tarhana yoklamalar hiçbir zaman tutmuş değil» (Hürriyet, 20 temmuz).
*
Sayısı çok olmayan dostum ve tanıdığım var ki, onlarla ihtilafa düşenin, onlara saygısızlık edenin kusurlu, kabahatli olduğuna peşînen hükmederim. Tarhan Bey bu imtiyazlı dostlarımdan biridir.
Ona saygısızlık edene, hakkında düşündüğümü «erdemli tarhana» üslubuyla söylesem, bu defa da kendimden ve mesleğimden utanırdım.
Bakalım o bu kiri sicilinden silmeye çalışacak mı?
Konu, televizyon görgüsü
Bugün Cihannüma'da seçim öncesinin dedikodusunu yapıyoruz. Daha sonra, seçim ertesi şartları ve olup biteni de konuşacağız elbette.
Pazar günü Ahmet Hakan CNN Türk'teki (17.00), Ali Kırca atv'deki (21.00) seçim sohbeti programlarına davet ettiler beni. İkisi de, fevkalade nazik, dikkatli, ciddî, değerli, davetine icabet etmek isteyeceğim dostlarımdır.
Çok randevu istemiş, çok misafir ağırlamış yaşlı gazeteci sıfatımla, «Hiç vaktim yok!» demeyi pek beceremem zaten. Sevmem de üstelik... Vaktiyle, ardından çok kötü laf ettiklerim var, telefonu kapadıktan sonra.
Sohbete kimler katılacak, diye sordum sadece. İlkinde beş, ikincide on kişi olacağımızı söylediler. İçlerinde bana ters gelecek kimse yok. Dingo'nun Programı tertibinden buluşmalar olacağını gidince öğrendim.
İlk toplantıda bize ayrılan süre, ancak birer cümlelik üç tura yetti. Ahmet de mahcup oldu çocuk. Üzülme, dedim; bilmediğimiz şartlar değil. (Altı kişiydik. Doğan Hızlan, Meral Okay, Pakize Suda, Doğa Rutkay, Gürgen Öz ve ben. Bıraksalar da konuşsak, kurulacak meclisin tadına doyum olmaz. Çağırırken iyi bir çeşitleme yapılmış. Ama beş dakika konuştuk, yarım saat bekledik. Böylesine üç tur döndü ve bitti.)
İkinci toplantıda davetli sayısı otuz civarıydı galiba. Çoğu tanıdıklarım. Kürsüde Ali Kırca da yalnız değil. Yani başındaki muteber üç misafirden biri de, tekrar seçim kazanmış, AKP'li bir hanım bakan, Nimet Çubukçu.
Ali Kırca ilk sözü ona verdi. Verdi vermesine de, nasıl geri alacak? Hanım, partisinin seçim kazanma sebeplerini anlatıyor. Beş dakika, on dakika:
– Darılmayın, ama konferansa döndü bu. Biz burada, davetli seyirciler, miyiz?
... dememle, hanım bakanın çekip gitmesi bir oldu. Kendisini dinleyenlere veda bile etmeden. Başka birine sual, bir diğerine de... Cevabî nutuklar uzun sürüyor. Otuz kişinin konuşacağı bir yerde görgü icabı kısa konuşmak gerekmez mi? Dayanamayıp kalkanlara ben de katıldım. Şimdi Ali üzülecek endişeme rağmen. Ayrılmazsam gene sivri dillilik etmekten ve programın tadını kaçırmaktan korktum.
Televizyon, başlıca görgü kaynaklarımızdan biri oldu. Üzerinde durulması gereken bir konu bu. Katılanların da konulacak kurallara uyması gerekir.
Ali'nin de, Ahmet'in de yanaklarından öperim. Bu huysuz meslektaşlarını hoş görmeye çalışmalarını rica ederim.