Eğitimden de önce gelen bir ihtiyacımız var bizim. Bir insana. Öğretmene!

Hayli genç bir meslektaşım var, bir üniversitede hocalık ediyor. Ve bana öğrencilerini nasıl anlatacağını bilemiyor.

Hayli genç bir meslektaşım var, bir üniversitede hocalık ediyor. Ve bana öğrencilerini nasıl anlatacağını bilemiyor. Nedir anlatamadığı derseniz, bana da çok acı geldiği halde, bu suale cevap vermeyi görev sayarım:
– Cehaletlerinin derecesini!
– Talat Paşa kimdir, diye sorduğunuz üniversite öğrencisinden cevap alamayınca, ne yapacağını bilemez duruma düşüyorsunuz, diyor.
*
Pazar sohbetinin girişine de maşallah, dediniz değil mi?
Elimin altında iki gazete kesiği duruyor. O bahse gireceğim de, girizgâh yapıyorum.
Talat Paşa'nın adını bile işitmemiş bugünün öğrencileri yaşındayken -biliyorum çoğunuza tuhaf gelecek ama- benim sahiden ilgi çekici, kendilerinden çok şey öğrendiğim dostlarım vardı. Biri 84, öbürü 66 yaşında, aynı yıl ölmüş iki Fransız.
– Nerede tanıdın sen onları, Fransızcan var mıydı, aranızda nasıl anlaştınız, mı diyorsunuz?
– Kitaplarından tanıdım. İkisinin de hemen bütün kitapları, tam da benim gençlik çağımda Türkçe'ye çevrilmişti. On sekizinci yüzyılın adamlarıydı, aralarında 18 yaş fark vardı, çağdaştılar yani... Büyüğün adı Voltaire, küçüğün Rousseau.
Yaşadıkları çağı kendi bünyelerine mal etmiş ve XVIII. yüzyılda, insanlığın bir daha hiç unutmayacağı izler bırakmış iki çok önemli yazar ve düşünür.
– Ne demek, kendinden iki yüzyıl önce yaşamış insanlarla ahbaplık etmek, mi dediniz?
Rousseau, İtiraflar adlı üç ciltlik hatıralarında çok çalkantılı hayatını, iki asır sonra bile okuyanı hayretler içinde bırakacak bir içtenlik ve açıklıkla anlatıyordu. Günlerce dinledim onu. Lise öğrencisiydim. Ne o güne kadar, ne de daha sonra bana kendisini Rousseau'nun açıklığı ve dürüstlüğüyle anlatan bir dostum oldu. Jean-Jacques, onu evine ve koynuna alan orta yaşlı çapkın kadınla ilişkisinden, ona cinsellik çizgisinde yaklaşmak isteyen papaza kadar, okuruna (bana da) her şeyi, inanılması güç bir açıklıkla anlatıyordu.
Romanı, nutuk dediği denemeleri, çok bilinen pedagoji kitabı (Émile), ünlü ve etkili siyaset-bilim kitabı Toplum Sözleşmesi... Evlerinde kaldığı ünlü ve aydın aristokratlar, sevgilileri, yetimhaneye bıraktığı bir hizmetçiden olma beş çocuğu, ansiklopedicilerle ortak çalışmaları, durmadan ülke ve şehir değiştirmesi... 66 yıllık bir ömre neler sığdırmamıştı ki Rousseau. Yeni çağlara açılışın öncülerinden bir büyük yazar!
*
Voltaire, daha yukarı sınıftan, kralların misafiri, imparatorların akıl hocası olan, hayli iddialı bir kültür adamı. Hicvin mi demek lazım, yoksa istihzanın mı... büyük ustası.
Çocukluğuna ait bir hikâye var hatırımda. Manastır düzeninde, şehir dışı bir okul. Hocalar din adamları. Çok çekindikleri bir sınıf öğretmeni var; derslerinde gülmeye bile cesaret edemedikleri.
Sıcak bir yaz günü, okulda kapı pencere açık, dersteler. Çekindikleri hoca kürsüde. Taş döşemeli koridordan tıkırtı sesi geliyor. Ve açık kapıdan, uzun kulaklı bir baş uzanıyor içeriye. Çocuklar fıkırdamaya başlıyor. Gelen bir eşektir. Okul içinde gezintiye çıkmış.
Kürsüdeki hoca da güler eşeğin haline. Hademeler hayvanı götürdükten sonra, çocuklara:
– Şimdi kağıt çıkarın. İzin almadan sınıfımıza giren eşek hakkında neler düşündüğünüzü yazın bakalım, der.
Yazmakta zorlanır çocuklar En geçe kalan da Voltaire olur. Yazdığı, İncil'den iki satır:
O, tekrar insanlar arasına döndü / Ama artık onu kimse tanımadı.
Hiciv türünün gelmiş geçmiş büyük ustasıdır Voltaire. Rousseau'nun samimiyeti okuru nasıl bağrına basarsa, Voltaire'in zekâsı ve dünyayı alaya alan tavrı da, bir o kadar yüceltir.
Göğsümü gere gere, Voltaire ile Rousseau'dan iki çocukluk arkadaşım diye söz ederim.
*
Gençlerin cehaletinden söz etmiştik. Ana babalarının onlara, onların -televizyon ve internet yüzünden- kitaplara ayıracak vakitleri yok. Evlerinde eskiden olduğu gibi dedeler, nineler de yok. Ee, bizim olduğu gibi Voltaire, Rousseau benzeri dünya çapında ünlü dostları da yok çocukların, ki ahbaplık etsinler.
Nasıl kapanacak bu açık?
Öğretmenlerin gayretiyle!
Hafta içinde iki haber dikkatimi çekti. Ankara'da, Ortadoğu Eğitim Fakültesi'nden bir ekip, 65 eğitim fakültesindeki 18 226 öğrenciyle konuşarak bir anket yapmışlar. Bu fakültelerin öğrenci profilini belirleme amaçlı bir çalışma.
Bu çocukların yüzde 97'si devlet liselerinden, yüzde 3'ü özel liselerden mezun. Yüzde 13'ünün annesi okuma-yazma bilmiyor, yüzde 48'i ilkokul mezunu; daha yukarısı yok denecek kadar az. Bu öğrencilerin (habire yüzde demiyeyim, yüz öğrenciden) 64'ü TSK'yı en güvenilir kurum sayıyor, en güvenmedikleri de basın-yayın. Türkiye'nin AB'ye girmesi faydalı olur diyenlerin oranı 21, bilim dışı en güvenilir kaynak 53'ü için din. Yüzde 12 karma okullara karşı (Radikal).
İkinci haber kısa. OECD, 57 ülkede öğrencilerle konuşmuş. Üç alanda sıralama şöyle:
1. Sözel Yetenek'te Güney Kore birinci. Almanya 18'inci. Türkiye 37'inci. 2. Matematik'te Tayvan birinci, Japonya 10'uncu, Almanya 20'inci, Türkiye 43'üncü. 3. Fen. Finlandiya birinci. Fransa 25'inci. Türkiye 44'üncü. İç açıcı değil!
İşsizlik, enerji, deprem, iklim, sağlık, Kürt, Ermeni... Galiba En önemlisi eğitim meselemizdir. Soyut anlamda. Baş meselemizin somut adı da ÖĞRETMEN.