El Beşir işine aklım ermedi

Hafızası kuvvetli yorumculara ihtiyacımız var. Sudan Lideri El Beşir'in Türkiye'deki uluslararası bir toplantıya katılacağı haberi yayılınca, yer yerinden oynadı demek abartılı bir ifade olmaz.

Hafızası kuvvetli yorumculara ihtiyacımız var. Sudan Lideri El Beşir’in Türkiye’deki uluslararası bir toplantıya katılacağı haberi yayılınca, yer yerinden oynadı demek abartılı bir ifade olmaz.
Ve ziyaret önlendi.
Ben gazeteleri meslekten biri olmaktan önce asıl, meraklı vatandaş kimliğimle okuyorum. Fazla yerel bir konum da sayılmaz. Bifokal gözlük takanlar gibi (Ben de onlardan biriyim), Türkiyeli ve Dünyalı iki kişiliğimle birden, gazeteler aracılığıyla olanı biteni öğrenmeye çalışıyorum.
Özeleştiri olduğunu bilerek söyleyeyim ki merakımı gidermede çoğu zaman güçlük çekiyorum.
El Beşir’in Türkiye’deki bir toplantıya katılacağı haberi tepkilere yol açtı. Önemli tepki Cuhurbaşkanımızdan geldi. Gül itiraz edenlere kısa bir ifadeyle:
– Sizin ne üstünüze vazife, diye kestirip attı zannetmiştik amma, teşrifine bir saat kala hazretin gelmekten vazgeçtiğini gecikerek de olsa öğrendik. O sırada İstanbul Valisi Atatürk Havalimanı’na gelmiş, El Beşir’i bekliyordu. Ne olur ne olmaz, diye. Çünkü hazret gelmeyeceğine dair bir işaret vermemişti.
Arada öğrendiklerimizi yan yana getirmeye çalışıyorum: Uluslararası Ceza Mahkemesi’nin El Beşir hakkında yakalama emri varmış.
Bu arada aynı Abdullah Gül’ün Sudanlı lidere «Gelmeniz sıkıntı yaratacak» diye el altından da olsa bizzat haber gönderdiğini ben dün sabah Taha Akyol’un yazısından öğrendim. Gene Milliyet’te Aslı Aydıntaşbaş, «Devreye aracılar ve işadamları girdi. Ve Sudan liderine bazı zorluklar hissettirildi» diyordu. El Beşir gene de gelmekte ısrarlıyken son anda vazgeçmiş ve Ankara derin bir nefes almış.
Ne macera değil mi?
Mesele böylece kapanmış gibi olsa da meraklı dünya vatandaşının zihninde hâlâ cevapsız kalmış sualler var. İşte bunlardan biri:
– Uluslararası yargı kurumlarının, infaz imkânı bulunmasa da, El Beşir hakkında verdiğine benzer mahkûmiyet kararları var. Bu kararlara uymamış devletler hakkında bugüne kadar herhangi bir muamele yapılmış mıdır? Bir başka ifadeyle, o karara uymayan (veya uyma imkânı olmayan) ülkelerin, bu yüzden başına neler gelmiştir?
Cumhurbaşkanımız «Siz işinize bakın!» diye Uluslararası Ceza Mahkemesine haddini bildirdikten sonra, el altından «Gene de gelmeseniz iyi olacak» denmiş olmasını biz nasıl değerlendirmeliyiz, dersiniz?
Dış politika alanında uzmanlaşmış köşekadısı dostlardan, bu konuda bizi aydınlatmalarını beklemiş olmak aşırı talepkârlık mı olur sizce? Uluslararası nitelik kazanmış yargı kararlarına ne derece uyabildiğimizi öğrenmek gibi bir hakkımız yok mu bizim? Günün iktidarına, bu hadisedeki tutumu için nasıl bir not vereceğimizi bilemez durumda kalmak, demokrasilerin *mehel göreceği bir hal midir?  

Parti duasına çıksak, diyorum
Demokratik düzen parlamentolarında daha çok iki büyük partinin varlığı söz konusudur. Olağanüstü dönemlerde bir süre için partilerin yerini cephelerin aldığı da olur. Ana hatlarıyla aslolan, meclislerde iki büyük (ve mümkün mertebe eş ağırlıkta) tarafın mücadelesidir. Ağırlıklar farkı büyükse, iki taraftan birine katılarak çoğunluğun sağlanmasına yarayacak bir üçüncü partiye de ihtiyaç olur.
Milliyetçi Hareket Partisi’nin 9’uncu Genel Kurul toplantısını bu gözle takibe çalıştım. Tek kahramanı Devlet Bahçeli olan bir toplantıydı. Ona rakip olmayı göze alarak başkan adaylığına niyetlenenlerin salona sokulmadığını haberlerden öğrendik. Tek sesli bir kongreydi MHP’ninki. Kendi içinde de tartışmalara tahammüllü bir siyasî partimiz, daha önce var oldu da ben mi farkına varamadım, dersiniz?
Soracağınıza, bu sualim için beni azarlasanız haklı çıkarsınız:
– Farkına varılmayacak hal miydi, a koca budala, diye...
Hâlihazıra bir baksanıza:
– Verin Tayyip, Deniz ve Devlet Bey evlatlarımızı bize, desek Meclis’teki üç büyük partimize, söyler misiniz lider diye kimi getirirler başlarına?
Her neyse, biz «iç işleri»’ne gene de karışmayalım. 9’uncu MHP Kurultayı’nı konuşuyorduk. Bahçeli, AKP’ninki «Tam bir hesaplaşmadır, diyor. Bunun adı ve tanımı da Dokuzuncu Haçlı Seferi’dir.»
Çok büyük laflara da nefesi yetmiyor, *yengemin horozu diye takıldığım «sevimli» liderin. Esmiş gürlemiş gene.
– «Tek vatan, tek bayrak, tek millet, tek devlet ve (şimdi söyleyeceği son şart demektir) tek dil, diyor; varsa cüret etmek isteyen, bu değerleri çiğnemeye yeltenen, buradan açıklıyorum, ayaklarını denk alsınlar!» Din’de, kültür’de, yargı’da çeşitliliğe müsaade mi ediyor, dersiniz? Demokrasi’den söz etmeyişini pekâlâ anlıyorum da, öbür üçünü çıkaramadım.
– «Bizim duygularımızı, diyor Bahçeli; milletine sevdalananlar anlar. Brüksel’de Avrupalı, Vaşington’da Amerikalı, Erivan’da Ermeni, Erbil’de peşmerge olanlar ise hiç amma hiç anlayamaz.»
Böylece nasıl bir dış politika düşündüğünü de söylüyor.
*
Meclis’te var oluş biçimleriyle iktidar ve ana muhalefet partilerini gözümüz pek tutmuyor. Dördüncü Meclis partisi DTP konusunda da ciddî tereddütlerim var. Üçüncü sıradaki MHP’den zaten bir beklediğim yoktu. Beni hayal kırıklığına uğratmadılar.
Duamın makbul olacağını bilsem, ellerimi açıp:
– Bize artık, demokratik parlamentoya yaraşır partiler ihsan eyle Yâ Rabbi! diye yakaracağım.

Lugatçe
* MEHEL. Mahal kelimesinin halk ağzında ve «Yerinde, uygun, lâyık, münâsip» anlamına gelen şekli.
* YENGEMİN HOROZU. Gülseren Hanım’dan işittiğim bir deyiştir. Konak Türkçe’sinden anlardı ve bu deyişi kullandığı için anlamını da ona sormuştum. «Kümeslerin bir baba horozu olur, hani bütün kümese hükmeden. Bu, onun yerini alamayacak da olsa horozluğa niyetlenen, sesini herkes işitsin diye boğazını parçalayan çömez horozu, yani heves etse de bir işi pek beceremeyeni anlatır» demişti. Ben de benzer anlamda söylerim bazen.