El öpmek ve sigara yakmak

Dün gene gördüm bir gazetede; MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli bir partiliye el öptürüyordu.

Dün gene gördüm bir gazetede; MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli bir partiliye el öptürüyordu.
Bizde siyasî partileri ben, oldum olası eski tekkelere benzetirim; başkanlarını da tekke şeyhlerine. Tekkesine göre haftada bir gün «ihya geceleri» yapılırdı; haftanın değişik günlerinde. Salı tekkesi, cuma tekkesi de denirdi bunlara.
Siyaset tarihimizdeki tekke şeyhlerinin en unutulmazı hiç şüphesiz Şeyh Gulu Gulu Necmettin Efendi Hazretleri’dir. Onun da huzuruna temenna ile girilir, önünde namaza durmuşcasına rüküa varılarak mübarek ellerinden biri (artık hangisini uzattıysa) huşû ile öpülürdü.
O hiç değilse gözünü müridinden ayırmaksızın gülümseyerek memnuniyetini belli ederdi. Bahçeli, buna da tenezzül etmeksizin, sıraya girmiş bir sonraki mürit ile meşgul oluyor.
Bu el öptürme tavrı ve töreni görgüsüzlüğün ileri derecesidir.
– Ne yapsınlar? Yaşlı başlı adamın elini öpmesinler mi?
Kapalı bir yerde baş başayken öperlerse kime ne? Ama partili deyince, milletvekili ve bakan olunca biz onlardan lidere «arz-ı ubudiyet» etmelerini değil, onu ne oldum delisine döndürmeyecek bir mesafede durabilmelerini bekleriz.
Meclis’te mevcut partilerimizin «ihya günü» olarak salıyı seçtiklerini siz de biliyorsunuz. Ben gazetedeyken, gün boyu CNN Türk’ü açık tutarım. Melek’e onu dedim:
– Bak dikkat edersen Cihannüma’da çarşamba günü yayımlanan yazılarım diğer günlerden daha kötü oluyor. Sebebi nedir bilir misin?
– ...
– AKP’nin, CHP’nin, MHP’ nin genel başkanları kuşluk vakti meclis grubu kürsülerinde «arz-ı endam» ederek müritlerine hitap ediyorlar. Erdoğan ile Baykal üstelik bas bas bağırıyor.. Bahçeli’nin «selîka»sı pek parlak değil, o kağıttan okuyor. Nasıl kafam şişiyor, içim neylesine daralıyor, anlatamam sana...
*
Aklıma eski, ama eğlenceli bir el öpme hikâyesi geldi.
Yeni Sabah’ta çalışkan ama işgüzar bir muhabirim vardı. Patron geldiğinde odamdaysa fırlayıp elini öpüyor. Sonunda uyardım: Bizimki işveren-işçi ilişkisidir, dedim; aile içi büyük-küçük ilişkisine benzemez. Ve patronun eli öpülmez, uzatırsa sıkılır.
Aradan zaman geçti. Bir gün patron odamdan çıktıktan sonra koşarak o geldi. Herkesin işiteceği yüksek sesle:
– Ne haber? Demin gördüm sen de patronun cigarasını yaktın, diye beni mahcup etmeyi denedi.
Camlı bir odaydı benimki; muhabirlerimle birbirimizi hep görebilelim diye...

Var mı «döner»le yarışacak?
Bilim insanlarımızın, sanatçılarımızın, Orhan Pamuk hariç yazarlarımızın, sporcularımızın gelişmiş Batı ülkelerinde yapamadığını kim yaptı?
«Kim veya ne yaptı?» diye sorarsanız, cevabı dünkü gazetelerdeydi. Hürriyet’te! (Diğerlerinde de var mıydı? Fehmi Koru’ya, Oray Eğin’e sorun!)
Haberin başlığı «Anti-döner harekâtı»ydı. Almanya’da bir belediye dönerkebabın adını yasaklamış, Almanca «Drehspiess» denecekmiş. İtalya’da bir kent döner ile kuskus’u resmen yasaklamış. İngiltere’de bizim döner sağlıksız yiyecek sınıfına sokulmuş.
Her yerde öyle, ama sadece Almanya’da hergün 400’e yakın dönercinin ürettiği, 350 ton dönerkebap satılıyormuş; 25-30 bir arası döner büfesinin yıllık cirosu 4,5 milyar avroyu buluyormuş.
Dışarıda çalışan inşaat şirketlerimiz de çok başarılı. Nice ihracatcımız var. Ama döner kadar başarılısı yok işte!

Dil Yâresi
Türkçe dostlarından (Salih Omurtak)

  •  «Fail-i meçhul yazan başkaları da var.» (27 ocak günü Murat Biricik adlı okurumun bu yanlış imlaya dair uyarısını konuşmuştuk burada. Doğru imla faili meçhul’dür diyen okuruma ben de katılmıştım. Salih Bey söze oradan girmiş. Devam ediyor.) «Ben size bildirmedim, nasıl olsa herkes bildiği gibi okuyup, yazıyor.
    «Ayrıca herkesin bilip riayet etmesi gerekir ki; Mechul Arapça bir kelime olduğundan ve Arap elifba’sında -alfabe’sinde değil!- <ç> harfi olmadığından, <c> ile icap eder, bize belletildiğine göre.»

– Salih Bey Dostum. Günümüz sözlükleri arasında meçhul kelimesinin Arapça aslına sadık kalan birini bulamazsınız. Biraz arayıp ben buldum. Ayverdi Sözlüğü MECHUL’den MEÇHUL’e bir gönderme notu koymuş. İmla kılavuzlarında da rastlayamazsınız. Bence bu demektir ki Türkçe, Arapça MECHUL kelimesinin «C»sine bir kuyruk eklemiş.
Siz bir yerde rastlarsanız mechul’e, bana da bir haber verin.

(Hasan Özsan)

  •  Mehmet Ali Birand 32. Gün programının duyurusunu o gün haberlerden sonra yapar. «Aman kimseye randevu vermeyin de beraber olalım» der. Yalnız saatini hep yanlış söylüyor. Mesela 22 ocak günü 32. Gün programı için, «Bu gece bire çeyrek kala sakın kaçırmayın...» dedi. «12.45’te» dediği de oluyor.
    Gün 24 saattir. Gece yarısı 24.00’ten sonra yeni gün başlar ve saatler sıfırlanır. Yani 32. Gün programı Birand’ın söylediği gibi, bire çeyrek kala, 24.45’te değil, 00.45’te başlayacaktır. 24.45 deyince, sonraki saatin 25.00 olması beklenir. «Bire çeyrek kala» öğle vakti saat 12.45’i belirten bir ifadedir.
    – Siz sanırım «Saat sıfır sıfır 45’te» denmesinden yanasınız. Düşünüyorum, bu formül nedense bana pek sevimli gelmiyor.
  •  «Gece yarısından 45 dakika sonra»
  •  «Yeni günün 45’inci dakikasında»
  •  «Gece yarısını 45 geçe»
  •  Hayır, hayır! Ben «Bu gece, bire çeyrek kala» denmesini tercih ederdim.