En şanslısı SOBA Partisi mi?

Ankara aday listeleriyle meşguldü, dün bütün gün. Bölük pörçük haberlerden oluşan tablo, bana sorarsanız, toplum olarak siyasetteki başarısızlığımızın bir görüntüsüydü.

Ankara aday listeleriyle meşguldü, dün bütün gün. Bölük pörçük haberlerden oluşan tablo, bana sorarsanız, toplum olarak siyasetteki başarısızlığımızın bir görüntüsüydü.
Cumhuriyet'in 84'üncü, demokrasinin 61'inci yılında, siyasî partilerimizin haline bakar mısınız lütfen!
Öfkelenip, bir kere daha seçimi kazanma ihtimaline ve ümidine sığınan AKP, karar odağını oluşturan triumvira'yı dağıtma pahasına giriyor bu seçime. Dün bir meslektaş, AKP'nin başında artık tek kişinin bulunduğunu, nitekim aday listelerini tek başına Tayyip Erdoğan'ın hazırlamakta olduğunu anlatıyordu (Erdal Sağlam, Hürriyet, 4 haziran).
Bir habere göre tek seçici Erdoğan, Meclis mevcudunun yarısını liste dışı bırakma kararındaydı. (Tarhan Erdem, CNN Türk'te o kadarını tahmin etmediğini söyleyerek, AKP'li milletvekillerini belki bir ölçüde cesaretlendirmiştir.) Zira haber aday adaylarının cesaretini kıracak nitelikteydi.
Demokrasi maceramızın 61'inci yılında, ayakta duran tek siyasî kuruluşumuz diye bildiğimiz partinin hali bu. Diğerlerini varın siz hesap edin. Bir taşralı misafirimizi hatırlıyorum. Akşam saatinde Tünel kalabalığını görmüş.
– Kalaba bildiğin gibi deeel. Kim ineyi, kim çıkayı, o da belli deel, demişti bana.
AKP de dahil, siyasî partilerimiz tünele döndü. Sahiden kimin indiği, kimin bindiği dün akşam saatlerine kadar belli «deel»di.
Bizim gazeteye bakarsanız, bütün ümidimizi çok farklı aday Prof. Baskın Oran'a bağlamış durumdayız.
– Bu SOBA Partisi de nedir, diye sordu bir arkadaşım? Yani ne yaparsa onlar yapacak, biz bu badireyi kazasız belasız onlar sayesinde mi atlatacağız?
– Soba dediğin nedir, ben anlayamadım ki sana bir cevap vereyim.
– Yahu Solda Bağımsız Adamlar Partisi, diyorlar ya... Hani Baskın Oran'ın kurduğu.
– Allah iyiliğini versin, dedim; SOBA kısaltmasını o yapmış. Devam ettik sohbetimize.
Ama bir adaya birden fazla oy vermemiz veya beklenenden daha çok oy alana birkaç milletvekillik kontenjan tanımamız mümkün olsaydı, bana öyle geliyor ki Baskın Oran, partilerin çoğunu geride bırakırdı.
Olmayacak şey diye burun kıvırmayın; ben size bu seçimden çıkabilecek en iyi sonucu temenni gayretiyle söylüyorum bunu.
Sizin temenniniz nedir, diye sorsam verecek cevabınız var mı?
Dil Yâresi
Türkçe dostlarından (Arif Bilgin)

  • Şu cümleye bakar mısınız: «Eski Kültür Bakanı Agah Oktay Güner'in bankadan hortumlanan 2 milyon 944 bin YTL'yi, henüz reşit olmayan iki kızı adına açtırdığı hesaba yatırdığı ortaya çıktı» (Sabah, 3 haziran). Agah Oktay Güner'in parası hortumlanan değil, parayı hortumlayan kişi olduğu anlamı çıkmıyor mu? Oysa, «YTL'yi» değil de «YTL'sinin» şeklinde yazmış olsaydılar yanlış anlaşılması ihtimali kalmazdı.
    – Bence bir hata daha var. Yıllardır sebebini anlayamadığım bir imla: 2 milyon 944 bin YTL yazmak nasıl bir ihtiyacın gereğidir. Ya da, 2 944 000 YTL diye yazmanın nasıl bir sakıncası var?
    Engellilerin otobüs ve taksi şoförlerinden şikâyeti var
    Haber sizin de gözünüze ilişmiş olabilir. Vakıa dünkü gazetelerde gizlenmiş gibiydi, ne olur ne olmaz ben kısaca tekrarlayayım.
    Başbakanlık Özürlüler İdaresi Başkanlığı var, Devlet Bakanı Nimet Çubukçu'ya bağlı. Bakan Hanım bir müjde vermiş: Engelsiz Türkiye Projesi'ni aynı anda 81 ilimizde birden başlatacaklarmış. Dediği aynen şu:
    – «Bu projeyle uygulamada yaşadığımız aksaklıkların giderilmesi, özürlülere yeni mevzuatla sağlanan hakların toplum tarafından doğru olarak kavranması yolunda önemli mesafe alacağımızı ümit ediyorum» (Yüksel Koç, Vatan, 4 haziran).
    Televizyon arkadaşım Ömür Kınay'ın, bir engelli olarak otobüs ve taksi şoförlerinden şikâyetini dile getirmeye çalıştım burada (Radikal, 29 mayıs).
    Dün Teslime Taplacı adlı okurumdan bir mektup aldım. Benim söylemeye çalıştığımı tamamlayan bir hatırlatma, bir uyarı vardı, kısa mektubunda.
    «O arkadaşım plaka numarasıyla İETT'ye şikâyet etmeli otobüs şoförünü, diyor. Hatta benim yaptığımı yaparak mahkemeye vermeli. 2005'te kabul edilen Özürlüler Kanunu'na göre Engelli'ye uygulanan ayrımcılık artık suç sayılmaktadır.
    «Beni beş defa, yanımda refakatçim olduğu halde gerekçesiyle otobüsten indirmeye kalktılar. İETT'nin bu sürücülere ceza yazmakla yetindiğini görünce, ben de savcılığa başvurdum. Şu anda farklı iki otobüs şoförü hakkında açılmış davalarım devam ediyor. Umuyorum ki, bu davalar sonucunda İETT <8000'den çok şoför var, hangi birini eğitelim> anlayışından kurtulacaktır. Şoförlere verilecek cezanın, diğer şoförler üzerinde uyarıcı etkisi olacaktır.
    «Yazınızdaki duyarlılık yazık ki toplumumuzda yaygın değil. Sizin bahsettiğiniz, bizim göremediğimiz eski günlerde engellilere nasıl davranılırdı bilmem, ama günümüzde biz, toplumun paryaları gözüyle görülüyoruz.»
    Ve Teslime Taplacı'nın özdeyiş değerindeki, acı ama bir gerçeğimizi ifade eden şu sözü:
    – «Toplumumuzda hiçbir konuda olmayan uzlaşı, engellileri görmezden gelme konusunda var.»
    Ümitsiz değilim, diyor. Yalnız da sanma kendini Teslime kızım. Yaşlı bir gazeteci de bu haklı kavganızda, sizin yanınızda.