Endişeli günlere uyanmak

Abdullah Gül ile Tayyip Erdoğan için, aynı dünya görüşünü paylaşan iki eski arkadaş, siyasete aynı partide başlamış, bugün mensubu oldukları partiyi birlikte kurmuş ve yönetmiş...

Abdullah Gül ile Tayyip Erdoğan için, aynı dünya görüşünü paylaşan iki eski arkadaş, siyasete aynı partide başlamış, bugün mensubu oldukları partiyi birlikte kurmuş ve yönetmiş, kısa sürede geliştirmiş, iktidara gelince biri cumhurbaşkanı, diğeri başbakan olmuş, demek ki siyaset tarihimizin ünlü ikililerinden birini oluşturmuş kader ortaklarıdır, der misiniz?
Niye sorduğumu söyleyeyim.
Yazıya, Cumhurbaşkanı ile Başbakan arasında ana çizgiler ve tercihler bakımından bir uyum bulunsa da, meseleden meseleye önemli tutum farkları da oluyor, diyerek başlayacaktım.
«Tutum deyince ben ve okurlarım aynı şeyi mi anlarız?» diye sordum kendime. Benim «Bir mesele karşısında takınılan tavır, tutulan yol, davranış, muamele» diye tarif edilmesini benimsediğim ve sıkça kullandığım tutum kelimesi, tutmak fiilinden türemiştir. Fiilin anlamlarına da bir göz atmakta fayda var, dedim ve baktım amma gördüm ki, mesela Ayverdi Sözlüğü’nde tutmak fiilinin anlamı birbirinden farklı 59 şekilde tarif edilmiştir.
Böyle olduğunu görünce, aynı başlık altında yer verilenler arasındaki Tut kelin perçeminden! deyiminin tarifini bir kere daha okumadan edemedim.
Şöyledir: «Güç bir durum karşısında <Haydi bakalım, şimdi ne yapacağız?> anlamında kullanılır, şaka yollu çaresizlik bildirir.» (Bkz. Dil Yâresi)
*
Endişe, korku, çaresizlik, dehşet, derin üzüntüler, birbirini takip eden yaslar... Gene günler var ki perişanız.
Bugüne de iç ferahıyla başlamadık doğrusu; Taksim Meydanı’nda bir şeyler (...den de fazlası) olur mu endişesiyle açtık gözümüzü.
Cumhurbaşkanı ile Başbakanın bu konudaki tutumları, dikkati çekecek kadar farklıydı. Benzer farklı tutumları iç ve dış siyaset konularında da görüyoruz.
Meclis, Yargıtay, Genelkurmay ve muhalif partilerin başkanlarını da katarak, devlet zirvesinin bir «her telden çalanlar» topluluğuna döndüğünü söylemek abartma mı olur dersiniz?
Zirvedeki uyumsuzlukların (ve tutumsuzlukların) «maslahat-ı amme’ye mugayir», yani «kamu çıkarlarıyla bağdaşmaz» olduğu öteden beri bilinen bir gerçektir.
Salı günleri parti gruplarında pinpon oynarcasına birbirine laf yetiştirmeyi marifet sanan parti başkanlarından bîzarız. Devlet zirvesi sakinlerinin de ayrı bir ligin farklı renklere bürünmüş taraftarları gibi ayrı tellerden çalmaya başlaması hayra alamet sayılmaz.
Farklı düşünceler, tercihler, tutumlar elbette olacaktır. Hata, kamu huzurunda tartışmayla başlar. Ve akıl almaz bir hızla dallanıp budaklanır.
Karacaoğlan’ın Bülbül figan edip kamuyu dağlar, dediği de budur işte.

Kemal Derviş’i görmek iyi geldi
CNN Türk’te Kemal Derviş’i görmek iyi geldi bana. Onun değerini bilmeyenleri anlamakta hep güçlük çektim. New York’ta Ahu Özyurt konuştu Kemal Bey’le.
Ekonomi, bildiğiniz gibi anlamakta güçlük çektiğim bir konu benim. Vaktiyle Şükrü Baban Hocamın dediklerini bellediğim gibi, Derviş’in söylediklerini de iyi kötü anlıyorum.
Şu dediği mesela: Hiçbir ülke bu krizin altından tek başına kalkamaz. Ne yapılacaksa bütün ülkelerin katılımıyla yapılabilecektir.
Şükrü Hoca’nın uzmanlık alanı «para» idi. «Bana Maliye Bakanlığı bile teklif etti Menderes, derdi. Ama para hakkında karar alırken hiç danışan olmadı.» 
* Bir dostum sordu telefonda: «Yahu Hakkı, bu Semra Özal’ın Irak’ta ne işi var?» diye.
– Bana da söylemeden gitmiş.
– Latifeyi bırak, sahiden merak ettim. Oğlu Ahmet Özal’ın bir işi için ve Barzani’den yardım istemek üzere gitmiştir, diyorlar.
– Belki Turgut Bey’in sağlığında tanışmışlardır. Kimse memleketinde peygamber olmaz derler. Demek Semra Hanım’ın Irak’ta da bir muhiti ve itibarı var.
Olamaz mı yani?
* Merkez Bankası Başkanı Durmuş Yılmaz, 2009’un ilk çeyreğinde büyüme hızındaki daralma çift haneli rakamlara ulaştı, diyordu dün. Daha önce hükûmet 2009 yılının bütününde küçülme hedefini yüzde 3,6 olarak açıklamıştı.
Para Politikası Kurulu olarak söylenenin özeti de şu: Kalıcı bir toparlanma henüz başlamadı.
Alın size Başbakan’dan farklı düşünen biri daha.

Dil Yâresi
* Tutmak fiilinin, diyordum; Ayverdi Sözlüğü’nde 59 anlam tarifi var. Türkçe Sözlük’te ararsanız, tarif sayısının orada da 50’den az olmadığını göreceksiniz.
Tutmak’tan tutum’a hangi anlamdan geçildiğini öğrenmeye çalıştım. Dört tarif vardı: 1. «Bir yere varmak, ulaşmak olarak hesaplamak», Bol tutmak, bir tutmak. 2. «Maruz bırakmak, hedef almak», Lafa tutmak, taşa tutmak. 3. «Karşısına getirmek, yaklaştırıp göstermek», Işığa tutmak, ateşe tutmak. 4. «Kabul etmek, saymak», Karac’oğlan tutma beni el gibi / Akıttım gözümden yaşı sel gibi.
*
Türkçe de fiilden isim yapma eklerinden biri de «m»dir. Sesli harfle biten fiillere doğrudan, sessiz harfle bitenlere yardımcı ses alarak eklenebilir: 
* Alım, doğum, ölüm. 
* Seçim, takım, kavram, tutum, işlem. 
* Yudum, pişirim, atım, dilim. 
* Uçurum, kaldırım gibi...
Tutum’un yer aldığı örneklerde şu açıklama var: «Fiilin belirttiği işle ilgili, o işten doğan hal, varlık, eşya, mal, olay vb belirten isimler yapar».
*
Yeni bir kelimedir diye, Ali Püsküllüoğlu’nun Öz Türkçe Sözlük’üne de bir bakayım, dedim. Orada tutumbilim de var. (Türkçe Sözlük’te yoktur.) Tarifi olduğu gibi aktarayım. Ne demekmiş, anladıysanız siz de bana anlatın lütfen.
Tutumbilim 1. Bir ülkede özdeksel gönencin durumunu, insanlar arasındaki tutumbilimsel ilişkilerin gelişimini konu alan bilim. 2. Bir ülkenin üretme ve bunları bölüşme biçimlerinin ve bunlarla ilişkili eylemlerin tümü.