Ergenekon?u halka sorsak!

Gündem yaratma deyişi yanılmıyorsam Turgut Özal döneminde kullanılmaya başladı. Özal bu iletişim marifetinin başarılı uygulayıcılarından sayılıyor, bu sebeple de övülüyordu.

Gündem yaratma deyişi yanılmıyorsam Turgut Özal döneminde kullanılmaya başladı. Özal bu iletişim marifetinin başarılı uygulayıcılarından sayılıyor, bu sebeple de övülüyordu.
O zamandan bu yana gündem belirleyenlerin sayısı arttı. Gündem kalabalığından boğulacak hale gelmemizin bir sebebi de bu galiba. Belki, diyorum; biz de bu arada gündem maddeleri sayısını çoğaltma gibi yeni bir hüner edindik.
Dünkü salı vaizlerinin baş konusu da buydu. Deniz Baykal uzun Grup konuşmasının neredeyse tamamını Ergenekon uygulamasına ayırdı. (Hazırlık mı, takibat mı, sorgulama mı, yargılama mı?.. Nedir kuzum Ergenekon adı altında toplanan bu uygulamanın doğru adı? Yargı uygulamaları tarihimizde daha önce bir benzeri olmuş mudur?) Deniz Bey bu adlî işlemin, dikkat dağıtma, gerçek meselelerimizi perdeleme, halk dilindeki deyişle göz boyama olduğunu söylüyor. Grupta onu dinleyenler ne demek istediğini anlamış olmalılar ki, genel başkanlarını yer yer heyecanla alkışladılar.
Köşekadıları arasında, Ergenekon ön plana getirilmeseydi, Melih Gökçek ve Haşim Kılıç soslu, arazi-bina takası «skandalı» gündemin baş maddesi olurdu diyenler var.
Bizim buradaki arşiv çalışmalarına bakıyorum. Birkaç gündür kesiklerin yarıya yakınının üzerine yeşil kalemle «Ergenekon» notu konulmuş; haberler öksüz kalmasın diye zahir yanında çok sayıda yorum da yapılıyor. İçlerinde yeni, konuyu aydınlatmaya yarar bir şeyler söyleyen de oluyor mu, diy soracak olsanız ne diyebilirdim?
Mahalle baskısını ölçme çalışmaları yanında, gündemin ağırlıklı maddeleri hakkında halkın ne düşündüğünü, bence daha önemlisi ne bildiğini öğrenme amacıyla daha zihin açıcı anketler de yapılabilir. Yapılmalıdır da!
Ayrıntılara girmeden şunları sorabiliriz insanlarımıza:
– Sizce kim bu Engenekon’cular?
– Özetle ne yapmak istiyorlar acaba?
– İktidardan yana mıdırlar, yoksa muhalefetten yana mı?
– Kime, nereye güveniyorlar size kalırsa? Dış ülkelerle de bağlantıları var mı dersiniz?
– Şurada burada gizlenmiş silahlara bakarak, yeni bir terör örgütüyle karşı karşıyayız denebilir mi?
– Askerle bir bağları olup olmadığı merak ediliyor? Tutuklanan ordu ve yargı ileri gelenleri var, ki çoğu birkaç gün sonra serbest bırakılıyor. Önemli kurumlarımızca da desteklenen bir yeraltı örgütünden söz edilebilir mi dersiniz?
– Ermenilerle, Kürtlerle, aşırı dincilerle bağlantı ihtimalinden söz edenler oldu. Olabilir mi, siz ne düşünüyorsunuz?
*
Bizim insanımız doğru cevap vermektense, anketçinin meşrebini keşfetmeye çalışır. Soralım bakalım derken, benim öğrenmek istediğim de eğilimleri, bu konuda ne düşündükleri filan değil; önce daha çok ne bildiklerini merak ederim.
Asıl sual budur bence. Ama oturduğumuz yerde cevaplanabilir bir sual de değil.
İltifat olsun diye gazeteciyi öğretmen yerine koyarak (Olup bitenleri güya ondan öğrenirler ya!) bize dönüp:
– Çocukları doğru dürüst bilgilendirmemişsiniz ki, diyecek olsanız ben itiraz ederdim:
– Biz ne biliyoruz ki onlara öğretelim, a efendim? diyerek...

Önemli 4 konu daha vardı
Beni bağışlamanızı rica ederek, sonradan okumak üzere dün ayırdığım dört kesiği söylemek istiyorum size.

  •  Küresel ısınma filan derken, Rus bilimadamları insanlığı bekleyen başka bir felaketten haber verdiler: Dünyamız, Buz Çağı’ndan sonra 12 000 yıl süren Holosen döneminin de sonuna geldi. Küresel ısıdaki doğal döngünün karbondioksit miktarını çok artırması yüzünden küresel ve döngüsel yeni bir Buz Çağı’na girmek üzereyiz (Sabah).
  •  Bayındırlık Müsteşarı Sabri Erbakan İzmir’de, bir gerçeği dile getirdi: «İstanbul’daki binaların yüzde 85’i ruhsatsız; bu oran İzmir’de 65, Ankara’da 45 olarak belirlendi. Bir Japon uzman bana İstanbul’da bir veya on yıl sonra beklenen deprem mutlaka 7 veya üzerindeki bir büyüklükte olacaktır, dedi.» (Hürriyet)
  • Kafkas Dernekleri Federasyonu temsilcileri Cumhurbaşkanı Gül’den, TRT’nin Çerkezce yayın yapmasını istemişlerdi; haftada yarım saatlik Çerkezce yayın yeterli değil, diyerek.
     Lazlar da internetteki özel sitelerinde bir imza kampanyası başlattılar. Lazca Anadolu’da binlerce yıldır konuşulan bir dildir. Lazca’nın Kürtçe’yle eşit duruma getirilmesini istiyoruz, diyorlar (Milliyet).
  •  Dördüncü kesik değil bir televizyon haberiydi (CNN Türk): FİFA’nın Dünya Fair-Play (dürüstlük ve zarafet) Ödülü bu yıl Türkiye ile Ermenistan’a verildi. Tahmin edeceğiniz gibi ödüllendirilen Erivan’da oynanan millî maçtır. 


Dil Yâresi
Türkçe dostlarından (Aslı Korkmaz)

  •  «Katil» kelimesinde vurguyu ilk hecede değil, «l» harfinde yapıyoruz. Ama birine «katil» derken, vurgu ilk hecede yapılıyor. TRT haberlerinde hep işitiyorum. Ancak edebiyat mezunu bir arkadaşım, vurgunun hep ilk hecede yapılması gerektiğini söyledi. Ne dersiniz?

– Katil suçunu işleyene katil derler cümlesindeki benzer iki kelimeden ilki «öldürme» anlamındadır ve «a» sesi kısadır; «insan öldüren kimse» anlamında kullanılan ikincisinde «a» sesi gene kalın, fakat uzundur. Arkadaşınız yanlış düşünüyor. «A» harfi üzerinde şapka (^) işareti bulunması sesinin inceltilerek uzatılacağı anlamına gelir. Sesi inceltmeden uzatma anlamına gelecek bir imla işaretimiz yazık ki yoktur.