«Evet, ama aramızda densiz damadını kurşuna dizdiren tek lider de o oldu»

Business Channel televizyonunda Nezahat Doğan'la konuşuyoruz. O ev sahibi, ben konuk. Bir sohbet programı (4 ocak, perşembe). </br>Bir suali de şuydu:

Business Channel televizyonunda Nezahat Doğan'la konuşuyoruz. O ev sahibi, ben konuk. Bir sohbet programı (4 ocak, perşembe).
Bir suali de şuydu:
– Saddam Hüseyin'in idamı görüntülerinin ekrana tüm çıplaklığıyla yansıtılmasına etik açıdan ne diyorsunuz?
– Siz hiç idam seyrettiniz mi, diye sordum.
Torunlarımdan birkaç yaş büyük. Nerede görmüş olabilir?
Ortaokul yaşlarında Sultanahmet Meydanı'nda bir sabahın erken saatinde durup seyrettiğimiz idamı anlattım. O zamanlar idam hükümleri her isteyenin seyredebileceği bir yerde infaz edilirdi. Cezadan maksat caydırıcılıktır ya!
İntihar haberlerinin gazetelerde açıkça anlatılamadığı yıllardı. Tabancasından kazara çıkan kurşun, kapının madenî tokmağına çarpmış, sıçramış, adamın beynine saplanarak ölümüne sebep olmuş, diye verebilirlerdi intihar haberlerini.
Bu son asılan, torunlarının babalarını (iki damadını) öldürtmüş, daha nice cinayetlerin suçlusu, müesseseleşmiş bir katil. Gene de, idam hükmünü ve infazını, bugünün insanına artık anlatamazsınız.
Anayasayı çiğnediler diye üç siyasetçiyi astık. (Sonradan anıtmezar diktik hatıralarına.) Ayaklandılar diye üç askeri; rejimi değiştirmeye kalktılar diye de üç genci astık biz.
Utancımızdan hatırlamakta zorlandığımız hadiselerdir.
*
Daha önce tanığı olduğumuz idamlardan söz ettim. İtalya'da Mussolini linç edilip, baş aşağı sarkıtıldığında, yanıbaşında sallanan bir ceset daha vardı; metresi, Clara Petacci'nin cesedi.
Savaş suçlusu Almanlardan Hitler ve metresi, Göbbels ve ailesi, Göring intihar ettiler. İdam edilenler de oldu.
Ama hayır, bütün o geçmişe rağmen, bence insanlık bu son idamı onaylamadı.
En çok sayıda insanın seyrettiği bir infaz oldu bu sonuncu. Bir milyon kişi dediler. Bir değil, birçok milyondur herhalde.
Her şeyi, her şeyimizi, bir de hep birlikte seyrederek yaşamaya doğru gidiyoruz.
*
Nezahat Doğan'ın iç karartmayacak sualleri de vardı. Siyasetçiler ve gazeteciler arasındaki söz dalaşları, bu arada nezaket sınırlarının aşılması, bazen argoya kaçılması, açık saçık sözler sarfedilmesi gibi konular.
İstanbul Türkçesinin bazı semtlerin tasallutuna uğrayışı üzerinde durduk. Çelebi üslubu, Karadeniz, Orta Anadolu, Doğu ve Güneydoğu, Ege, Trakya ağızları derken, Kasımpaşa ağzına gelip dayanmıştık.
Argo kullananlar?.. Ee, yok da diyemeyiz.
– Küçük Turgut. Yengemin şeyi olsa eniştem olur! Tükürürüm böyle sanatın içine ben! Şeyini şey ettiğimin şeyi! Lan terbiyesizlik yapma! Al ananı da git buradan! Hayatlarında iki koyun gütmemiş adamlar. Dur dinle 9 ay 10 gün be!
Meclis-i Meb'usan'da aile adını bilhassa «Yaban» diye telaffuz eden hatibe, oturduğu yerden «Yaban dediğin Baban'dır» diye seslenen İsmail Hakkı Baban'dır; Şükrü Baban Hocamın ağabeyi.
Ön sıralardan sataşarak öfkelendirdikleri Sadık Aldoğan'ın yaptığı el işaretini de, Recep Peker'in pek ünlü «Psikopat» hitabını da söyledim. Menderes ile İnönü arasındaki unutulmaz atışmayı tekrarlamaya çalıştım.
– Paşa Paşa, sağır kulaklarınla, ağarmış saçlarınla ihtiras kürsülerine çıkıyorsun, iktidar peşinde koşuyorsun. Paşa Paşa, in aşağıya!
– Kulaklarım savaş meydanlarında sağır oldu. Saçlarımı memleket hizmetinde ağarttım. Hamdolsun, başkaca bir fizik kusurum yoktur.
İki hecelik bir ağır sözü, Paşa'nın uzatıp yumuşatarak söylediği hitabet örneğiydi bu.
*
Söz geldi, nekreliğiyle de ünlü İngiliz Başbakanı Winston Churchill'in tarihi nüktelerine.
Bir bildiğimi, savaş ertesi büyüklerimden işittiğimi de ben anlattım Business Channel'de. Churchill ile babaannem Şehime Hanım aynı yılın çocuklarıydı (1874). Bizimki, bu sağlıklı ve dinamik ihtiyarın yaptıklarını merak eder, her gün sorardı bana:
– Churchill'den gene ne haber, diye.
Tuhaftır, bu yüzden -babaannemin sahiden arkadaşıymış gibi- ben de ayrıca ilgilenirdim Winston Hazretleri'yle.
Hınzırca bir nüktesini anlattım Nezahat Doğan'a ve onun seyircilerine.
Yarı resmi bir yemek, Londra'da. Geniş bir masada devlet ileri gelenleri, tarihçiler, sanatçılar, büyük işinsanları, diplomatlar. Churchill'in ev sahibi olduğu bir yemek. Kendi ailesi de orada. Eşi, kızı, Churchill gibi bir gazeteci olan damadı.
Damat bir ara sorar:
– Şimdi sona ermiş olan İkinci Dünya Savaşının lider olarak en önemli siması sizce kimdir?
O tarihte yeryüzünde rasgele on kişiye sorsanız bu suali, sekizi-dokuzu hiç duraksamadan «Churchill!» cevabını verirdi. Bu böyle bilinse de, damadın densizliği yüzünden çıt çıkmaz sofrada; herkes tavanda bir noktaya bakmaktadır. Churchill cevap vermekte gecikmez:
– Hiç şüphesiz Mussolini!
– Nasıl olur efendim? Duçe, savaş sona erdiğinde halkı tarafından ipe çekilen lider değil midir?
– Evet, ama aramızda münasebetsiz damadını hiç tereddüt etmeden kurşuna dizdiren tek lider de o oldu.
Not. Ciano, Cortellazzo Kontu. Mussolini'nin damadı. Basın Bürosu şefi (1933), elçi, Dışişleri Bakanı (1936). Giderek kayınbabasından uzaklaştı Ciano. Ona karşı oy da kullandı. Sonunda Mussolini'ye ihanetten kurşuna dizildi (1944).